KISKANÇLIK ALLAH'IN BEĞENMEDİĞİ BİR AHLAKTIR- 1-

Insanın hayatının sonuna kadar nefsine karşı mücadele eder. Çünkü Allah insanın dünya hayatındaki imtihanında önemli bir rol üstlenen nefsi, insana karşı olan mücadelesini kıyamet gününe kadar sürdürecek şekilde yaratmıştır. Hem iyiliği hem de kötülüğü çok iyi bilen nefis, insanı daima kötülüğe davet eder. Nefis insanın zaaflarını, eksik yönlerini, hangi sözlerin ve hangi mantıkların onun üzerinde etkili olabileceğini herkesten iyi bilir. Bu sebeple de insana karşı son derece ustaca kurnaz oyunlar oynar.

Nefsin insanı etkileyebileceği konulardan biri "kıskançlık"tır. Çünkü nefis, insanın tüm diğer kötülükler gibi kıskançlığa da yatkın olduğunu bilmektedir. Kıskançlık hepimizin çok iyi bildiği gibi "insanın bir başkasının kendisinden daha iyi yaşam şartlarına, daha güzel bir ahlaka ya da maddi açıdan bir üstünlüğe sahip olmasını çekememesidir". Kıskanç insan karşısındaki insanın yerinde olmayı, onun sahip olduklarını elde etmeyi şiddetle arzular. Bunun yanı sıra o kişinin elindekileri kaybetmesi için de çaba harcar.

Bu tavır bozukluğu, birçok kötü ahlak özelliğini de beraberinde getirir. Çünkü herhangi bir şeye karşı kıskançlık duyan insan aynı zamanda içinde sebepsiz bir öfke ve kin de yaşamaya başlar. Kıskançlık duyduğu kişinin konumunda olamamak onu öfkelendirir. Karşısındaki insanın güzel bir şeylere ya da bir takım üstünlüklere sahip olmasını adeta büyük bir suç gibi değerlendirir. Bu öyle bir histir ki, artık bu kişinin kıskandığı insanın sahip olduklarını elde etmesi de o kişiye yetmez. Onu rahatlatacak ve kalbindeki öfkeyi dağıtacak olan tek şey, karşı tarafın sahip olduğu bu maddi ya da manevi özellikleri kaybetmesi olacaktır. Bu gerçekleşmediği sürece kişi içinde sürekli bir gerilim yaşayacak ve çevresine de sürekli olarak negatif bir hava yayacaktır.

Nefsin bu zaafını kullanan şeytan, insanı dünya hayatında kıskançlıkla oyalamaya çalışır. Kıskançlık telkinleriyle insanı etrafındaki kişilerle yarışa sokarak, onu Allah'ın rızasını kazanacak işler yapmaktan alıkoymak ister. Nitekim tarih boyunca birçok insan şeytanın bu tuzağına yenik düşmüştür. Bunun bilinen ilk örneği Hz. Adem'in oğullarından biridir. Allah'a yakınlaşmak için iki ayrı kurban sunan bu kardeşlerden birininkini Rabbimiz kabul etmiş, diğerininki ise kabul edilmemiştir. Kurbanı kabul olmayan kardeş, diğerinin durumunu kıskanmış ve nefsinin oyununa gelerek onu öldürmüştür. Rabbimizin "Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi (tahrik edip zevkli göstererek) kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu." (Maide Suresi, 30) ayetiyle bildirdiği bu örnek, kuşkusuz ki tüm insanların kıskançlığın neticelerini görebilmeleri için büyük bir ibrettir.

Kıskançlık tarih boyunca toplumların bölünmesine, insanların birbirlerine düşmanlık beslemelerine, çatışmalara, kavgalara hatta cinayetlere neden olan önemli bir tehlike oluşturmuştur. Insanın bu ahlak bozukluğundan kurtulabilmesi ise tümüyle kendi elindedir. Ancak öncelikle bunun gerçekten de önemli ve hatta tehlikeli bir ahlak bozukluğu olduğunu kavramalı, kendisine ve çevresine olan zararını görmeli, kıskançlık sonucunda ahirette nasıl bir kayba uğrayacağını iyi hesap etmeli ve bu zaaftan arınıp gerçekten güzel bir ahlaka sahip olmayı içten istemelidir. Bunun için insanın yapması gereken şey bu tavır bozukluğunu Kuran'ın ve vicdanının rehberliğinde sorgulamaktır.

Allah kıskançlığı haram kılmıştır. İnsan açık bir şuurla düşündüğünde, geçici dünya hayatında kimsenin kimseden üstün olmasının önemli olmadığını rahatlıkla anlayacaktır. Eğer gerçekten güzel şeylere karşı bir ilgi ve istek duyuyorsa, bu durumda bunlara sahip olan insanlara gıpta gözüyle bakarak aynı yolda çaba harcamanın çok daha doğru olacağına kanaat getirecektir. Dünya hayatı çok kısadır ve Allah insanları imtihanın gereği olarak birbirinden farklı özelliklerle yaratmıştır. Fakat bu üstünlükler ve eksiklikler dünyada kalacaktır. Nitekim iman edenler oldukça kısa bir süre kalacakları bu dünya hayatının insanların denenmesi için yaratıldığının bilincindedirler: dünya hayatında karşılaştıkları her olay kendileri için hazırlanan bu imtihanın bir parçasıdır. Allah yaşadıkları her saniye insanların karşılarına farklı olaylar ya da farklı insanlar çıkarmakta ve tüm bunlarla onları denemektedir. Bu imtihan süresince attıkları her adım, söyledikleri her söz ve ortaya koydukları her tavır hiçbir şey eksik bırakılmadan kaydedilmekte ve hesap gününde karşılarına çıkarılmak üzere Allah katında saklanmaktadır. Eğer yaptıkları bir zerrecik kadar bir iyilik varsa, bu onlara hayırdan yana ecir kazandırmakta ve yine eğer bir zerrecik kötülük varsa bu da amel defterlerine yazılmaktadır.

Işte bu gerçeğin farkında olan bir müminin dünya hayatındaki hedefi, Kuran ahlakını aklının ve vicdanının elverdiği en yüksek ölçüde yaşamak ve cahiliye ahlakından da olabildiğince büyük bir titizlikle sakınmaktır. Böylesine yüksek bir vicdana sahip olan insanların kıskançlık gibi kötü bir ahlak özelliğini nefislerinde barındırmaları ise söz konusu değildir. Her insanın olduğu gibi müminlerin nefisleri de onlara kıskançlığı makul göstermeye çalışmakta ve bu yönde telkinler vermektedir. Ancak onlar Allah'tan korktukları ve her olayı Kuran mantığı ile değerlendirdikleri için, nefislerinden gelen bu telkinlerin boş kuruntulardan ibaret olduğunu kolaylıkla görürler. Ama eğer hala bu yönde bir eksikliklerinin olduğunu fark ederlerse, o zaman nefislerini bu yönde eğitmek için ellerinden geleni yaparlar. Bu kötü ahlak özelliğinden arınmak için ciddi şekilde gayret ederler.