|
FİRAVUN'UN
GEÇERSİZ İMANI- 4-
Önceki
yazımızda, Firavun'un ölümüne dakikalar belki de saniyeler kala
iman ettiğini, ancak Allah'un bunu kabul etmeyip "... Şimdi, öyle
mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın."
şeklinde buyurduğunu söylemiştir.
Firavun'un bu imanı kendisine bir fayda sağlamamış ve kurtuluş bulamamıştır.
Çünkü ölümü görmeden önceki son dakikalara kadar dinden uzak olan,
ama ölümü gördüğü ve geri dönüşün de mümkün olmadığını anladığı
anda iman edenlerin ne tövbeleri ne de imanları Allah katında geçerli
değildir. Bu gerçeği Rabbimiz Nisa Suresi'nde şu şekilde haber verir:
Allah'ın
(kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük
yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah,
böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve
hikmet sahibi olandır. Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan
birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler,
ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir
azab hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 17-18)
Firavun'un
imanı Allah'ın ayetinde bahsettiği şekilde ölüm gelip çatınca olmuştur.
Oysa o, ölümü görmese Hz Musa ve beraberindeki iman edenleri öldürmek
niyetinde olan azılı bir inkarcıdır. Nitekim ayetteki vurguya dikkat
edilecek olursa, Firavun ancak sular kendisini boğacak düzeye erişince
iman ettiğini söylemiş, son ana kadar beklemiştir. Firavun o noktada
artık kurtuluş olmadığını anlamıştır. Yoksa bu ana kadar onda pişmanlık
belirtisi oluşmamış, tam aksine askerleriyle, Hz Musa'nın ve iman
edenlerin düşmanlıkla peşinden giderken bu duruma gelmiştir. En
sonunda o ve adamları suda topluca boğuldukları zaman akılsızlıklarının
farkına varmışlardır. İşte bu nedenle Firavun'un iman etmesinin,
ondan sonra gelen insanlar için ibret olması dışında bir anlamı
olmamıştır.
Allah ayetlerinde Firavun ve çevresinin ahiretteki durumundan şöyle
bahseder:
Ateş;
sabah akşam, ona sunulurlar. Kıyamet-saatinin kopacağı gün: "Firavun
çevresini, azabın en şiddetli olanına sokun" (denecek). Ateşin
içinde, iddialar öne sürüp karşılıklı tartışırlarken zayıf olanlar,
büyüklenen (müstekbir)lere derler ki: "Gerçekten biz, size uymuş
(teb'anız) olan kimselerdik. Şimdi siz, ateşten bir parçasını
olsun, bizden uzaklaştırabilir misiniz? Büyüklenen (müstekbir)ler
derler ki: "Biz hepimiz (ateşin) içindeyiz; gerçekten Allah, kullar
arasında hüküm verdi (artık)." Ateşin içinde olanlar, cehennem
bekçilerine dediler ki: "Rabbinize dua edin; azabtan bir günü
(olsun) bize hafifletsin." (Bekçiler:) "Size kendi Resulleriniz
açık belgelerle gelmez miydi?" dediler. Onlar: "Evet" dediler.
(Bekçiler:) "Şu halde siz dua edin" dediler. Oysa kafirlerin duası,
çıkmazda olmaktan başkası değildir. Şüphesiz biz elçilerimize
ve iman edenlere, dünya hayatında ve şahidlerin (şahidlik için)
duracakları gün elbette yardım edeceğiz. Zalimlere kendi mazeretlerinin
hiç bir yarar sağlamayacağı gün; lanet de onlarındır, yurdun en
kötüsü de. (Mümin Suresi, 46-52)
Allah'ın ömürleri boyunca nimet içinde yaşattığı, gerek peygamberlerinin
hikmetli anlatımlarıyla gerekse de zaman zaman musibetlerle uyardığı,
mucizeler gösterdiği ve de günahlarından dolayı hemen cezalandırmayıp
süre tanıdığı bu insanlar, ölüm anında iman ettik demekle elbette
bırakılacak değildirler. Tam tersine hak ettikleri cezayı sonsuza
kadar çekecekler, yaptıklarından mutlaka hesaba çekileceklerdir.
Bu Allah'ın sonsuz adaletinin doğal bir sonucudur.
Sonuçta her insan böyle bir samimiyetsizliğin Allah katında geçersiz
olduğunu bilmeli ve şimdi vakit varken, tevbesi kabul edilebilecekken
samimi olarak Allah'a teslim olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, ölüm
melekleri insanın yanına onun hiç ummadığı, muhtemelen son dakikalara
kadar haberinin bile olmadığı bir anda geleceklerdir. Ve o zaman
herşey için çok geç olacak, kişi ne yaparsa yapsın bir geçerliliği
olmayacaktır. Ömür boyu bekleyip, o an geldiğinde ne dua etmesi,
ne tevbe etmesi ne de iman etmesi kendisine bir hayır getirmeyecektir.
Allah bu gerçeğe karşı kullarını şöyle uyarır:
Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün
ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbinizden, size
indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azab
apansız size gelip çatmadan evvel. Kişinin (yana yakıla) şöyle
diyeceği (gün): "Allah yanında (kullukta) yaptığım kusurlardan
dolayı yazıklar olsun (bana) doğrusu ben, (Allah'ın diniyle) alay
edenlerdendim." Veya: "Gerçekten Allah bana hidayet verseydi,
elbette muttakilerden olurdum" diyeceği, ya da azabı gördüğü zaman:
"Benim için bir kere daha (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da,
ihsan edenlerden olsaydım" (diyeceği günden sakının). "Hayır,
Benim ayetlerim sana gelmişti, fakat sen onları yalanladın, büyüklüğe
kapıldın ve kafirlerden oldun." (Zümer Suresi, 54-59)
|