|
FİRAVUN'UN
GEÇERSİZ İMANI- 3-
Hz
Musa'yı öldürmeyi planlayan Firavun ve beraberindekiler o kadar
büyük bir gaflet içindeydiler ki, hikmetli anlatımlar, mucizelerin
ardından peşpeşe gelen belalar bu gaflet halini ortadan kaldırmıyordu.
Allah Araf Suresi'nde bu durumu bizlere bildirmiştir:
Andolsun,
biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye
yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık. (Araf Suresi,
130)
Çok büyük afetlerle uyarılmış, ilk başlarda inkardan vazgeçer gibi
olmuş ve Hz Musa'dan yardım istemişlerdır. Ancak Allah üzerlerindeki
azabı kaldırdığı anda zulümlerini fütursuzca devam ettirmişlerdir.
Ta ki ölüm kendilerine gelip çatıncaya kadar beklemişlerdir:
Biz
onlara biri ötekinden daha büyük olmayan hiç bir ayet göstermedik.
Belki dönerler diye, onları azabla yakalayıverdik. Ve onlar dediler
ki: "Ey büyücü, sende olan ahdi (sana verdiği sözü) adına bizim
için Rabbine dua et; gerçekten biz hidayete gelmiş olacağız."
Fakat onlardan azabı çekip-giderince, bir de görürsün ki onlar
andlarını bozuyorlar. Sonunda bizi öfkelendirince, biz de onlardan
intikam aldık, böylece onları toplu olarak suda boğduk. (Zuhruf
Suresi, 48-50, 55)
Başka ayetlerde de Firavun ve beraberindekilerin büyük vicdansızlıklarını
ve zalimliklerini Allah şöyle anlatır:
Onlar: "Bizi büyülemek için mucize (ayet) olarak her ne
getirirsen getir, yine de biz sana inanacak değiliz" dediler.
Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine
tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık.
Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular.
Başlarına iğrenç bir azab çökünce, dediler ki: "Ey Musa, Rabbine
-sana verdiği ahid adına- bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı
üzerimizden çekip-giderirsen, andolsun sana iman edeceğiz ve İsrailoğullarını
seninle göndereceğiz. Ne zaman ki, onların erişebilecekleri bir
süreye kadar, o iğrenç azabı çekip-giderdik, onlar yine andlarını
bozdular. Biz de onlardan intikam aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları
ve onlardan habersizmişler (gibi) olmaları nedeniyle onları suda
boğduk. (Araf Suresi, 132-136)
Bu
yazı dizisinin ilk bölümünden beri anlattığımız gibi, Allah, çok
zalim bir insan olmasına rağmen Firavun'a hayatı boyunca tevbe etme
ve iman etme fırsatı tanımış ve bunun için her türlü ortamı oluşturmuştur.
Ne var ki Firavun neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmesine rağmen
kendisine gelen gerçekleri reddetmiş, son derece nankör ve azgın
bir tavır sergilemiştir. İnsanları katletmeye ve dayanılmaz işkenceler
uygulamaya devam etmiştir. Hz Musa gibi Allah katında değerli, mübarek
bir insanı da sürekli olarak ölüm tehdidi altında yaşatmıştır. Halbuki
Firavun ve adamları kendilerini bekleyen acı azaptan habersiz bu
zulümlerine devam ederlerken, aslında her adımlarında kendilerini
helak edecek sona doğru yaklaşıyorlardı. Hz Musa'yı öldürmek için
yaptıkları plan da kendilerini bu korkunç sona götüren adımlardan
biriydi:
Şehrin
öbür yakasından bir adam koşarak gelip dedi ki: "Ey Musa, önde
gelenler, seni öldürmek konusunda aralarında görüşmektedirler,
artık sen çık git; gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim." Böylece
oradan korku içinde (çevreyi) gözetleyerek çıkıp gitti: "Rabbim,
zalimler topluluğundan beni kurtar" dedi. (Kasas Suresi, 20-21)
Ama kendini başına buyruk zanneden Firavun adamlarıyla bu planı
yaparken Allah katında kendisi için hazırlanmış bir plan olduğunu
büyük bir ihtimale aklına bile getirmemişti. Ve bu durumdayken bile,
Allah kendisini ve beraberindekileri içinde bulundukları derin gafletten
uyandırmak için mümin bir kişi aracılığı ile ve yine en yumuşak
sözlerle açıkça uyarmıştır:
Firavun
ailesinden imanını gizlemekte olan mü'min bir adam dedi ki: "Siz,
benim Rabbim Allah'tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa
o, size Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor. Buna rağmen
o eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir; ve eğer doğru
sözlü ise, (o zaman da) size va'dettiklerinin bir kısmı size isabet
eder. Şüphesiz Allah, ölçüyü taşıran, çok yalan söyleyen kimseyi
hidayete erdirmez. Ey Kavmim, bugün mülk sizindir, yeryüzünde
hüküm sahibi kimselersiniz. Fakat bize Allah'tan dayanılmaz bir
azab gelecek olursa bize kim yardımcı olabilecek?" Firavun dedi
ki: "Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum
ve ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum." İman eden
(adam) dedi ki: "Ey Kavmim, ben o fırkaların gününe benzer (bir
günün felaketine uğrarsınız) diye korkuyorum. Nuh kavmi, Ad, Semud
ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir gün). Allah,
kullar için zulüm istemez. Ve ey kavmim, doğrusu ben sizin için
o feryat (edeceğiniz kıyamet) gününden korkuyorum. Arkanızı dönüp
kaçacağınız gün; sizi Allah'tan koruyacak yoktur. Allah, kimi
saptırırsa artık onu doğruya yöneltecek bulunmaz." (Mümin Suresi,
28-33)
İşte tüm bu olanlardan sonra Allah Hz Musa'ya beraberindeki iman
edenleri gece vakti yürüyüşe geçirmesini, onlara denizde kuru bir
yol açmasını ve yetişilmekten endişeye kapılmamasını vahyetmiştir.
Hz Musa emrolunduğu şekilde iman edenlerle birlikte yola çıktığında,
Firavun ve askerleri de gün doğumuna yakın peşlerine düşmüştü. Allah'ın
ayette bildirdiğine göre iki topluluk birbirini gördüğünde Allah
Hz Musa'ya asasıyla denize vurmasını vahyetti. Hz Musa denize vurduğunda
ise deniz hemen yarılıverdi ve her bir parçası dağ gibi oldu. Bu
arada Allah Firavun ve askerlerini de buraya yaklaştırdı ve Hz Musa
ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarırken Firavun ve askerlerinin
üzerini sular kapladı ve hepsi boğularak öldüler. Fakat bundan önce
tüm insanlığa ibret verecek bir olay gerçekleşti.
Suların kendisini boğacağı seviyeye geldiğini gören Firavun ölümüne
belki dakika, belki de saniyeler kala Allah'a iman ettiğini söylemiştir.
Kendisini bir ilah gibi gören (Allah'ı tenzih ederiz), yaşadığı
süre boyunca insanlara zalimce hükmeden ve bozgun çıkaran Firavun
ölüm kendisine gelip de çatınca hayatı boyunca inkar ettiği ve asla
kabul etmediği gerçeğe; Allah'a teslim olmuştur. Allah Firavun'un
boğulmak üzere olduğu anı Kuran'da bizlere şöyle haber verir:
Biz,
İsrailoğullarını denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla
ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince
(Firavun): "İsrailoğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka
ilah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi. Şimdi,
öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın.
(Yunus Suresi, 90-91)
|