FİRAVUN'UN GEÇERSİZ İMANI- 2-

Bir önceki yazımda Allah'ın Hz. Musa ve Hz. Harun'u Firavun'a tebliğ yapmakla görevlendirdiğini gördük. Allah Hz Musa'ya Firavun'a göstermek üzere dokuz mucize de vermiştir. (İsra Suresi, 101) Allah Hud Suresi'nde şöyle buyurur:

Andolsun, Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık olan bir delille gönderdik. (Hud Suresi, 96)

Mucizeler Allah katından çok büyük birer lütuf ve nimettir. Ve Allah belli dönemlerde seçtiği peygamberleri aracılığıyla insanlara çeşitli mucizeler göstermiştir. Ama şu noktayı da belirtmek gerekir ki normal şartlarda, çevresine akıl ve vicdan gözüyle bakan bir insan Allah'ın varlığının sayısız delillerini görüp zaten iman eder. Yani bir kişinin iman etmesi için peygamberlere verilen türde mucizeler görmesi gerekmez. Evrenin her noktasında Allah'ın varlığı apaçık bir gerçektir. Allah bir ayetinde bu gerçeğe şöyle dikkat çeker:

Dediler ki: "Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?" De ki: "Ayetler yalnızca Allah'ın katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım." Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?… (Ankebut Suresi, 50-51)

Ancak mucizeler az önce de belirttiğimiz gibi insanlara Allah katından lütfedilmiş heyecan verici, şükredilmesi gereken nimet ve güzelliklerdir. Allah Hz Musa'ya, şiddetli bir inkarcı olan Firavun'a ve kavmine göstermesi için birbirinden üstün mucizeler vermiştir. Üstelik bu mucizeler dokuz tanedir. Allah Firavun'un iman etmesi için olağanüstü bir ortam hazırlamış ve onu bu mucizelerle denemiştir. Ancak Rabbimizin tüm bu lütuflarına karşılık Firavun'un tavrı inkarda diretmek olmuştur.

Andolsun, Biz Musa'yı, Firavun'a ve onun 'önde gelen çevresine' ayetlerimizle gönderdik. O da, dedi ki: "Gerçekten ben, alemlerin Rabbinin elçisiyim." Fakat onlara ayetlerimizle geldiği zaman, bir de ne görsün, onlar bunlara (alay edip) gülüyorlar. (Zuhruf Suresi, 46-47)

Hz Musa gibi seçkin bir peygamberin tebliğine karşılık ayette bahsedildiği şekilde alaycı bir tavır sergileyen Firavun bir de Hz Musa'ya delilik iftirası atmaya kalkışmıştır:

Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir?" Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)." Çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz?" (Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir." (Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir." "Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir" dedi (Musa). (Şuara Suresi, 23-28)

Bu diyalogun devamında Firavun kendisini Allah'a iman etmeye davet eden Hz Musa'yı hapsetmekle tehdit eder. Bunun üzerine Hz Musa Firavun'a açık bir delil göstermeyi teklif eder ve kendisine verilen mucizeleri göstermeye başlar.

(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım."

(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"

(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir."

Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi. Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'. (Şuara Suresi, 29-33)
Bu mucizeler karşısında da Firavun yine son derece kibirli bir tepki vermiş; mucizeleri 'büyü', Hz Musa'yı da 'büyücü' olarak nitelendirmiştir: Onlara katımızdan hak geldiği zaman, dediler ki: "Bu, kuşkusuz apaçık bir büyüdür." (Yunus Suresi, 76)

(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu" dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür." (Şuara Suresi, 34)

Musa: "Size hak geldiğinde (böyle) mi söylersiniz? Bu bir büyü müdür? Oysa büyücüler, kurtuluşa ermezler" dedi. Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler. (Yunus Suresi, 77-78)

Hz Musa ile Firavun'un aralarında geçen bu konuşmalara Allah Kuran'da oldukça geniş bir yer vermiştir. Ayetlere bakıldığında Hz Musa'nın emrolunduğu gibi daima yumuşak bir üslup kullandığı, Firavun'un ise buna karşılık son derece saldırgan ve tehditkar bir tavır sergilediği açıkça görülmektedir. Allah'ın varlığının apaçık delillerini görmesine rağmen Hz Musa'nın anlattıklarına kibirle ve inatla direnmiştir. Bununla da kalmamış, gördüğü mucizelere karşılık Hz Musa'yı sihirbazlarla karşı karşıya getirerek, kendince yenilgiye uğratmaya çalışmıştır. Sihirbazlar Hz Musa'nın karşısında yenilgiye uğrayıp da bunun üzerine Allah'a teslim olunca, Firavun herkesin önünde küçük düşmüş ve bu sefer iman eden sihirbazlara tehditler yağdırmaya başlamıştır:

(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım." (Şuara Suresi, 49)

Ayette de dikkat çekildiği gibi kendisi iman etmediği gibi başka insanların da iman etmesine de engel olmakta, onları işkence ve ölümle tehdit etmektedir. Öyle ki Firavun, kendisini ilah ilan edecek kadar ileri gitmiştir. (Allah'ı tenzih ederiz):

Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum." (Kasas Suresi, 38)

Firavun, kavminden bazı gençlerin de Hz Musa'ya tabi olmaya başlaması üzerine iyice öfkeye kapılmış, çareyi Hz Musa'yı öldürmekte görmüştür:

Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum." (Mümin Suresi, 26)