|
FİRAVUN'UN
GEÇERSİZ İMANI- 1-
Bizim
dayanılmaz-azabımızı gördükleri zaman, dediler ki: "Bir olan Allah'a
iman ettik ve O'na şirk koştuğumuz şeyleri de inkar ettik." Ama
Bizim dayanılmaz-azabımızı gördükleri zaman, imanları kendilerine
hiç bir yarar sağlamadı. (Bu,) Allah'ın kulları arasında sürüp-giden
sünnetidir. İşte kafirler burada hüsrana uğramışlardır. (Mümin
Suresi, 84-85)
Dünya hayatında Allah'ın varlığını inkar eden, Kuran ahlakının dışında
bir yaşam süren insanlar, ölüm melekleriyle karşılaştıklarında bir
anda iman edecek ve kendilerini bağışlaması için Allah'a tevbe edeceklerdir.
Çünkü hayatı boyunca Allah'ın, ahiret gününün, cennet ve ceheennemin
varlığına şüphe ile yaklaşan bu insanların o gün tüm şüpheleri ortadan
kalkacaktır. Daha ölümün kendilerine geldiğini anladıkları ilk anda
Allah'a yalvarmaya başlamalarının ve dünya hayatına geri çevrilmeyi
istemelerinin sebebi de budur. Allah bir ayetinde bu hallerini şöyle
bildirir:
Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim,
beni geri çevirin. Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde
bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi
söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları
güne kadar bir engel (berzah) vardır. (Müminun Suresi, 99-100)
Allah'ın
dikkat çektiği gibi bu insanlar dinden habersiz değildirler. İfadelerinden
Allah'ın yanında neyin önemli olduğunu, o günün şerrinden kendilerini
koruyacak olanın yalnız Allah'ın rızası için yapılan ameller olduğunu
çok iyi bildikleri anlaşılmaktadır. Ki bu insanlar dünyada inkarcı,
ateist ya da en zalim kişilerden de olabilirler. Ama hiçbiri bu
gerçeklerden habersiz değildirler. Herşeyden önce Allah her insanın
içinde, o kişiyi doğruya yönelten vicdanı var etmiştir. Ama bu insanlar
dünya hayatlarını bu gerçekleri göz ardı ederek, hatta şiddetle
red ve inkar ederek tüketmişlerdir. Ömür onlara hiç tükenmeyecekmiş
gibi gelmiş, dahası bu günleriyle karşılaşacaklarını hiç hesaba
katmamışlardır. Ama ummadıkları bir anda ölüm bir gerçek olarak
gelip de kendilerini bulunca bir anda tüm şüpheleri ortadan kalkmış,
Allah'a, cennetin ve cehennemin varlığına bir anda iman etmişlerdir.
Çünkü artık içinde bulundukları gafletin kalın perdesi yırtılmıştır:
O,
ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak gelip de, (insana) "İşte bu,
senin yan çizip-kaçmakta olduğun şeydir" (denildiği zaman da).
Sur'a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür.
(Artık) Her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahid ile gelmiştir.
"Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki
örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir." (Kaf
Suresi, 19-22)
Allah'ın
ayette de bildirdiği gibi görüş gücü keskinleşen inkarcı artık gerçekleri
kabul etmiştir, ama bu kabulün Allah katında bir değeri ve geçerliliği
yoktur. Hayatı boyunca kendisine bugünle karşılaşacağını haber veren
pek çok uyarı ve hatırlatma gelmiştir, ama o kibirle yüz çevirmiştir.
Şimdi yaşadığı pişmanlık ise dünyadaki hiçbir pişmanlık hissi ile
kıyaslanabilecek gibi değildir. Perişan bir halde Allah'a kesin
olarak iman ettiğini tekrar eder durur. Tarifsiz bir çaresizlik
içinde kendisini ertelemesi için Allah'a son bir ümit yalvarır:
De
ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği, hayatınıza son verecek, sonra
Rabbinize döndürülmüş olacaksınız." Suçlu-günahkarları, Rableri
huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz, gördük ve işittik;
şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde
bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye
yalvaracakları zamanı) bir görsen. (Secde Suresi, 11-12)
Allah
böyle bir ertelemenin kesinlikle olmayacağını daha dünyada iken
kullarına bildirmiş ve pişman olmadan önce onları uyarmıştır:
Sizden birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın bir süreye
(ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve salihlerden
olsam" demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak
edin. Oysa Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiç bir kimseyi kesinlikle
ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Münafıkun Suresi,
10-11)
Şunu unutmamak gerekir ki bu insanlar dünyada iken kendilerine yapılan
hatırlatmalara hep kibirle karşılık verip, Allah'a teslim olmamakta
direnen insanlardır. Tüm hayatları inkar ve isyanla, şüpheyle, samimiyetsizlik
ve zulümle geçmiştir. Sonsuz adalet ve merhamet sahibi olan Rabbimiz,
belki dönerler diye bu insanlara kalplerini yumuşatacak olaylar
yaşatmış, elçilerini göndermiş, nimetlerini lütfetmiştir. Yine hayatlarının
her anında tevbe imkanı vermiş, samimi olarak tevbe ettikleri takdirde
geçmişteki günahlarını affedeceğini de vaat etmiştir. Duydukları,
gördükleri her şeyde, yaşadıkları her olayda iman etmelerine vesile
olacak hikmetler yaratmış, iman etmeleri ve dine yönelmeleri için
sayısız fırsatlar sunmuştur.
Allah Kuran'da bu konuda çeşitli örnekler vermiştir. Bu örneklerin
en bilinenlerinden biri ise Firavun'dur. Firavun tarihte din düşmanı
ve zalim olarak tanınan insanlardan birisidir. Allah Firavun'un
bu özelliğini pek çok ayetinde bildirir. Bu ayetlerden birisi şöyledir:
Sizi,
dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden
kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp,
erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden
büyük bir imtihan vardı. (Bakara Suresi, 49)
Ayette
vurgulandığı gibi Firavun insanlara dayanılmaz işkenceler uygulayan
bir katilidir. Ama Allah yüceliğinin ve sonsuz adaletinin bir yansıması
olarak daha dünyadayken, herkese olduğu gibi ona da iman etmesi
için sayısız fırsat yaratmıştır. Dahası Hz. Musa gibi seçkin ve
değerli bir peygamberi kardeşi Hz Harun ile birlikte Firavun'a tebliğ
yapmakla görevlendirmiştir. (Taha Suresi, 43) Firavun'a karşı nasıl
bir üslup kullanmaları gerektiğini ise "Ona yumuşak söz söyleyin,
umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar." ayetiyle haber
vermiştir.
|