|
MÜMİN
KİBİRDEN KAÇINIR, TEVAZU İLE HAREKET EDER- 3-
Güzel
ahlakın önemli göstergelerinden birisi tevazudur. Tevazu sahibi
olmak bir diğer anlamı ile alçak gönüllü olmaktır. En temel esası
ise insanın kendi acizliklerinin ve eksikliklerinin farkında olması,
Allah'ın dilemesi dışında hiçbir gücünün olmadığını bilmesi ve her
zaman bunun bilinciyle hareket etmesidir. Birkaç gündür üzerinde
durduğum gibi bir insanın Allah'ın razı olacağı anlamda bir tevazuya
sahip olabilmesi ancak Allah'ın büyüklüğünü kavraması ve O'na tam
teslim olmasıyla olur. Allah'ın büyüklüğünü takdir edebilen ve O'na
karşı aczini bilen bir insan her an Allah'ın huzurunda olduğunun,
Allah'ın kendisini her an duyduğunun, gördüğünün ve aklından geçenleri
bildiğinin farkında olduğu için hem Allah'a hem de O'nun kullarına
karşı tevazuludur. Böyle bir insan Allah'tan şiddetle korkup sakınır.
Allah'ın sevmediği her türlü ahlaktan kaçınır. Allah büyüklük taslayanları
sevmediği için, müminin yapması gereken bunun tam tersi bir ahlak
göstermek yani tevazulu olmaktır.
Tevazulu olabilmesinin bir diğer sebebi ise insanın ölüm gerçeğini
anlamış olmasıdır. Bunu fark eden insan bilir ki, istediği her türlü
özelliğe ya da imkana sahip olsun günün birinde ölümle karşılaşacak
ve elindeki her şeyi yitirecektir. Ölen kişi ne güzelliğini, ne
zenginliğini, ne evini, ne de arabasını yanında götüremeyecektir.
Sahip olduğu başarılar da dünyada kalacak, belki de çok kısa süre
sonra unutulacaktır. Dolayısıyla ölüm, insanın elinde kibirlenebileceği
ne varsa her şeyi alacaktır. Bu gerçeği allah Kuran'da pek çok ayetle
bildirmiştir:
De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz
sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni
de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı
haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)
Şu durumda ölümün kesin bir gerçek olduğunu bilen ve ölümle ansızın
karşılaşabileceğinin bilincinde olan bir kişi için tevazulu olmaktan
başka alternatif yoktur. Tüm bunları idrak eden insan dünya hayatının
geçici nimetlerine kendisini kaptırıp, bununla kibirlenmez ve bunlara
aldanmaz. Nitekim Allah Kuran'da insanların bu kısa hayata aldanmamaları
gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Bilin
ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir
oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu),
mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği
gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna
gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş,
sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab;
Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı,
aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi,
20)
Yukarıdaki ayetten de anlaşıldığı gibi Allah, insanların kibir yapabilecekleri
tüm bu özelliklerle insanları denemektedri. İman sahibi müminler
bu gerçeği gayet iyi bildikleri için, dünya hayatının süsü olan
bu özelliklere aldanmazlar. Allah kendilerinden nasıl bir tavır
istiyorsa aynen öyle davranırlar. Tevazu da Allah'ın istediği bu
davranışlardan biridir. O halde bir mümine çok fazla mal da verilse,
çok üstün özellikler de verilse, mükemmel imkanlar da sunulsa ve
hatta bu kişi çevresinden çok fazla övgü de alsa hep tevazuludur.
Çünkü bütün bunlarla denendiğinin, güzel tavır gösterip, göstermediği
ile hesaba çekileceğinin farkındadır. Allah Kuran'da bu gerçeği
şöyle haber verir:
O
sizi yeryüzünün halifeleri kıldı ve size verdikleriyle sizi denemek
için kiminizi kiminize göre derecelerle yükseltti. Şüphesiz senin
Rabbin, sonuçlandırması pek çabuk olandır ve şüphesiz O, bağışlayandır,
esirgeyendir. (Enam Suresi, 165)
…
Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,)
verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız.
Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz
şeyleri size haber verecektir. (Maide Suresi, 48)
Gerçekten
de Allah tüm insanlara bu nimetlerden çeşitli miktarlarda vermiştir.
Kimisine az kimisine çok verilerek, insanlar imtihan edilmektedir.
Bu nimetler insanı diğer varlıklara karşı kibire değil, Allah'a
şükür ve hamdetmeye sevk etmelidir. Özellikle de mal, para, güzellik,
makam ve mevki gibi nimetler insanların tevazu göstermeleri, Allah'a
şükretmeleri, bunları Allah'ın istediği şekilde kullanmaları için
bir deneme konusu kılınmıştır. Bunların çokluğu insanları şımartmamalı,
yokluğu veya azlığı da üzülmesine sebep olmamalıdır. Çünkü Allah
dilediği anlarda çok çeşitli şeyleri sebep kılarak insandan bunları
geri alabilir. Yalnızca bir yangın insanın çok önemli bir servetini
birkaç saatte yok etmeye yetebilir. Aynı şekilde yüzde çıkabilecek
bir yara çok güzel bir insanın görünümünü alt üst etmeye yetebilir.
Bu örnekler çeşitlendirilerek düşünüldüğünde insanların bunlara
güvenmemeleri ve Allah'a karşı tevazulu olmaları gerektiği anlaşılır.
İnsanın Allah'a boyun eğmekten başka çaresi yoktur. Bu gerçeği Allah
Kuran'da şöyle ifade bildirmiştir:
Peki onlar, Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar?
Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O'na
teslim olmuştur ve O'na döndürülmektedirler. (Ali İmran Suresi,
83)
|