MÜMİN KİBİRDEN KAÇINIR, TEVAZU İLE HAREKET EDER- 2-

Rabbi ona: "Teslim ol" dediğinde (O:) "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti. (Bakara Suresi, 131) Dediler ki: "Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın." (Bakara Suresi, 32)

Ayetlerde geçen tüm bu ifadeler Allah'ın büyüklüğünü kavramış, O'na ne derece muhtaç olduğunun bilincine varmış müminlere aittir. Dikkat edilirse hepsinin ortak özelliği Allah'a karşı boyun eğmiş bir ruh hali ve tavır içinde olmalarıdır. Allah'a karşı gösterilecek tevazu ve güzel ahlak için yukarıdaki ayetlerde müminlerin gösterdiği tavırlar ve söyledikleri sözler iyi birer örnektir. Allah'a karşı böylesine teslimiyetli ve aczinin böylesine farkında olan insanlar elbette ki tüm insanlara karşı da tevazulu olurlar.

O halde tevazu imanla doğru orantılı bir ahlak özelliğidir. İmanlı bir insan her an Allah'ın huzurunda olduğunun, Allah'ın kendisini her an duyduğunun, gördüğünün ve aklından geçenleri dahi bildiğinin farkında olduğu için hem Allah'a hem de O'nun kullarına karşı tevazuludur. Nitekim Allah müminlerin tevazularını Kuran'da şu şekilde açıklamaktadır:

O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler… Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler. (Furkan Suresi, 63-64)

Müminlerin tevazulu insanlar olmalarındaki en büyük etken, sahip oldukları Allah korkusudur. Çünkü korkup sakınmak, insanı Allah'ın beğenmediği tavırları yapmaktan alıkoyar. Müminlerin Allah'a karşı içli bir korku duymaları onları teslimiyetli, güzel ahlaklı bir hale getirerek, Allah'ın sevgisini ve rızasını kazanmaya teşvik eder. Bu gerçeği, Allah Kuran'da şu şekilde bildirmektedir:

Allah'tan 'İçi titreyerek korkan' öğüt alır-düşünür. (A'la Suresi, 10) Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele. (Yasin Suresi, 11)

İnsanın kendisindeki kötü ahlak özelliklerini, kusur ve hataları düzeltebilmesi için bunların yanlış olduğunu düşünebilmesi ya da kendisine hatırlatıldığında bunlardan öğüt alabilmesi gerekir. Allah yukarıdaki ayetlerde, düşünüp öğüt alabilmek için içli bir Allah korkusuna sahip olunması gerektiğini buyurmaktadır. Müminlerin tevazularının da temeli işte bu Allah korkusudur. Bu korku sayesinde kendilerini Allah'ın yoktan var ettiğini unutmadan yaşarlar. Yaptıkları her hareketten ahiret gününde sorguya çekileceklerini ve yaptıklarının karşılıksız bırakılmayacağını bilirler. Hassas teraziler ile her şeyin ortaya konacağı o din gününde, yaptıklarından dolayı utanacakları, sıkıntı duyacakları ve hesabını veremeyecekleri işlerle karşılaşmaktan titizlikle kaçınırlar. Bu nedenle de Allah'ın beğendiği bir ahlakı yaşarlar. Tevazu da bu ahlakın önemli bir göstergesidir. Bu nedenle de kastedilen anlamda Allah korkusuna sahip bir müminin, kimseyi hor görmesi, ters davranması, büyüklenip kibirlenmesi, ihtiyaç içinde olan bir kimseden yüz çevirmesi, insanları küçümsemesi, kendini her hangi bir özelliğinden dolayı üstün görmesi mümkün olamaz. Çünkü bilir ki Allah'ın; merhamet edenlerin en merhametlisi sıfatının dışında, Hasib; hesap soran, Kahhar; kahreden, Muazzib; azaplandıran, Muntakim; intikam alan suçluları hak ettikleri cezaya çarptıran, Saik; cehenneme süren sıfatları da vardır. Allah Kuran'da emrettiği gibi bir ahlak göstermeyen insanları mutlaka cezalandıracaktır. İşte müminin korkusunun bir sebebi de budur. Allah tevazulu davranmayan ve hatta bunun tam tersi bir ahlak gösterenleri sevmediğini de Kuran'da şöyle açıklamıştır.

İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme‚ çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Lokman Suresi, 18)

Allah'ı seven ve Allah'tan korkan bir mümin O'nun sevmediği her türlü ahlaktan kaçınacaktır. Yukarıdaki ayette tarif edilen kibirli tavırlar da bir müminin öncelikli olarak sakınacağı tavırlardandır. Allah büyüklük taslayanları sevmediğine göre müminin yapması gereken bunun tam tersi bir ahlak göstermek yani tevazulu olmaktır. Nitekim bir başka ayette Allah müminlere nasıl davranmaları gerektiğini bildirmiştir:

Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Nisa Suresi, 36)

Ayetin devamından da anlaşıldığı gibi Allah önce müminlere nasıl davranmaları gerektiğini tarif etmiş, ardından da büyüklük taslayanları sevmediğini bildirmiştir. O halde Allah'ın sevmediği insan grubundan olmamak için O'nun tavsiyelerine eksiksiz olarak uymak şarttır. Tevazu da bunlardan biridir. Bir başka ayette Allah, mümin topluluğunda olması gereken güzel özellikleri sayarken müminlere karşı alçakgönüllü olunması gerektiğini de belirtmiştir.

Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu,' Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Maide Suresi, 54)

Bunun aksi bir ahlak insanın ahireti için çok büyük bir tehlike kaynağıdır. Çünkü içinde büyüklük hissi taşıyan insanın bu hırsını tatmin edebilmek için bir çok konuda günaha girebilir. Örneğin küçük düşeceğini düşündüğü bir durumda günah olduğunu düşünmeden rahatlıkla yalan söyler. Kendisinden üstün gördüğü bir insana karşı haset ve kin duyar. Onu kendince küçük düşürmek için çeşitli oyunlar yapar. Malca üstün olmak veya makam sahibi olabilmek için hileye başvurur. Haram para yiyebilir.

Burada vurgulanmak istenen, nefsini ilah edinen bir insanın onun istek ve tutkularını tatmin edebilmek için rahatlıkla Allah'ın rızasından taviz verebilecek olmasıdır. Ancak Allah'tan korkan insan kendisini Allah'a teslim eder, dünyanın bir deneme yeri olduğunu unutmaz, nefsinin cimri ve bencil tutkularından arınır, nefsini yücelmek, heva hevesini tatmin etmek için Allah'ın rızasından asla sapmaz. Gösterdiği bu teslimiyetli, tevazulu ahlak sözkonusu kişinin ahireti kazanmasına vesile olur.