MÜMİN KİBİRDEN KAÇINIR, TEVAZU İLE HAREKET EDER

Kuran ahlakının yaşanmadığı cahiliye toplumlarında kibirli olmak insanlar arasında rağbet gören bir özelliktir. Kibir, insanların, sahip oldukları bazı özelliklerden dolayı diğer insanlara karşı büyüklük taslamaları ve böbürlenmeleridir. Bu nedenle kimi malı, mülküyle, kimi makamı, ünvanıyla, kimisi de güzelliği, başarısı ya da benzer özellikleriyle kibirlenir. Bu aslında insanlara sıkıntı veren, karşıdaki kişide rahatsızlık oluşturan, sevilmeyen bir kötü ahlak özelliğidir. Ne var ki cahiliye ahlakının yaşandığı ortamlarda insanlar bundan kurtulmanın yolunu bulamazlar. Çünkü kibirin tam zıddı olan tevazu böyle bir ortamda itibar görmez. Bu nedenle de insanlar her ne kadar büyüklenmenin kötü bir ahlak özelliği olduğunu bilseler, kibirli insanlardan hoşlanmasalar da o topluma kendilerini kabul ettirmenin başka yolu olmadığını düşünürler. Buna bağlı olarak da cahiliye toplumuna bakıldığında insanların büyük bölümünde az ya da çok kibirli bir yapının hakim olduğu görülür. Herkes sahip oldukları imkan ve özellikler ölçüsünde böbürlenir.

Buna karşın tevazu güzel ahlakın önemli bir göstergesidir. Tevazulu insan erdemli, olgun insan demektir. Tevazuyu asıl güzel ve önemli kılan bunun Allah'ın razı olduğu, beğendiği bir ahlak olmasıdır. Allah Kuran'da tevazu sahibi kişilerin müjdelenmesini söylemektedir.

... İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver. (Hac Suresi, 34)

Tevazunun en temel esası ise insanın kendi acizliklerinin, eksikliklerinin farkında olması, Allah'ın dilemesi dışında hiçbir gücünün olmadığını bilmesi ve her zaman bunun bilinciyle hareket etmesidir. Böyle bir kişi şartlar ne olursa olsun asla kibirlenmeyeceği gibi, tüm tavır ve davranışlarında da her zaman itidalli ve dengeli olur. Çünkü her şeyden önce Allah'a ne derece muhtaç olduğunu anlamış, Allah'ın büyüklüğünü kavramış ve Allah'a teslim olmuştur. Bunun bir sonucu olarak da Allah'ın Kuran'da emrettiği ahlakı yaşar.

O halde tevazulu insan olmak için Allah'ın büyüklüğünü kavramak ve vicdanlı olmak yeterlidir. Allah'ı gereği gibi takdir eden her insan zaten doğal olarak vicdanlı olur. Peki Allah'ın kadrini gereği gibi takdir etmek ne demektir?

Insanın Allah'ın büyüklüğünü ve gücünü kavraması, buna karşın Allah'ın karşısındaki aczini görebilmesi demektir. Her şeyi yaratan Allah'tır. Mülkün tek sahibidir. Dolayısıyla insanın sahip olduğu müstakil bir güç ya da bir mülk yoktur. Sahip olduğunu düşündüğü her şey bu dünyaya ait geçici metalardır ve insanlara kullanma yetkisi verilerek emanet edilmiştir. Aslında aklı başında, şuuru açık olan herkes Allah'ın karşısında kendisinin aciz bir varlık olduğunu rahatlıkla kavrayabilir; insan ne kendi yaratılışında bir söz sahibidir ne ölümünü engelleyebilir. Saçlarının, gözlerinin, rengini, boyunu kısacası kendi fiziksel özelliklerini dahi kendi belirleyemez, yaşlanmasını engelleyemez, hastalıklar karşısında çaresiz kalır. Kendisini afetlerden koruyamaz, ne yağmur, ne deprem, ne rüzgar insanın gücü dahilinde değildir. Allah dilerse bunların hepsi insana felaket getirebilir. Şu halde insan kendisine gelecek olan hayrı artıramadığı gibi şerri de engelleyemez. Bunlar insanın Allah'ın kudreti karşısındaki güçsüzlüğünü ortaya koyan kısıtlı birkaç örnektir. Bunlar gibi Allah'ın üstün gücünü kanıtlayan daha pek çok örnek verilebilir. Ancak bunlar kavranılması zor şeyler değil, tam tersine şuur sahibi her insanın rahatlıkla idrak edebileceği gerçeklerdir. Bunları idrak eden insan da Allah'ı takdir edebilen insandır. Nitekim Allah Kuran'da şu şekilde buyurur:

De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, her şeye güç yetirensin." (Al-i İmran Suresi, 26)

"Geceyi gündüze bağlayıp-katarsın, gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın. Sen, dilediğine hesapsız rızık verirsin." (Al-i İmran Suresi, 27)

Allah'ın yukarıdaki ayetlerini tam anlamıyla kavramak Allah'ı kadrini takdir edebilmenin bir göstergesidir. Tüm bunların farkında olmak insanı doğal olarak herhangi bir şeyden ötürü kibir yapmaktan uzak tutar. Rabbimizin "Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatandır." (Nisa Suresi, 126) ayetiyle de bildirdiği gibi O'nun büyüklüğü apaçıktır.

Allah'ın yüceliğini ve büyüklüğünü en iyi takdir edebilen insanlar ise elbette ki müminlerdir. Bu nedenle yalnızca iman sahibi kişiler Allah'ın karşısındaki acizliklerini tam anlamıyla kavrarlar. Çünkü iman beraberinde aklı getirir, insana olayları derinlemesine kavrama ve anlama kabiliyeti kazandırır. Bu şuurda olan müminler, Allah'a teslim olmuş, gönülden itaatli, boyun eğici ve tevazu sahibi insanlardır. Allah'a karşı aczini bilen ve bu şekilde tevazulu olan kişiler, insanlara karşı da tevazulu davranırlar. Görüldüğü gibi tevazunun göstergesi öncelikle Allah'a boyun eğiciliktir. Allah'ın büyüklüğünü ve gücünü kavramış bir insan doğal olarak tevazulu olur. Dolayısıyla bu insanın ruhunda, ahlakında, tavırlarında, üslubunda, hareketlerinde ve ibadetlerinde bu tevazu görülür. Çünkü Allah'ın büyüklüğünü kavramış insan kendisinin müstakil hiçbir gücü olmadığını da kavramıştır. Bu durumda Allah'a ve O'nun kullarına karşı tevazulu olmak dışında başka alternatifi yoktur. Bu nedenle müminlerin tevazusu doğal bir tevazudur. Allah Kuran'da Müslümanların dualarından örnekler vermiştir. Bu örneklerden Müslümanların Allah'a karşı ne derece boyun eğici oldukları anlaşılmaktadır. Bu ayetlerden bazılar şöyledir.

Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen'den yardım dileriz. (Fatiha Suresi, 4) "Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin." (Bakara Suresi, 128)