ALLAH'A KULLUK ETMEK İSTEMEYEN İNSANLARIN ÖNE SÜRDÜKLERİ BAHANELER

Dinden uzak yaşayan insanlar Allah'ın kadrini gereği gibi takdir edemezler. Allah'a iman ettiklerini söyler, Allah'ın her şeyi işittiğini, gördüğünü kabul eder, ama buna uygun bir yaşam sürmezler. Oysa Allah'ın kendisini her an gördüğünün, tüm söylediklerini duyduğunun ve O'ndan hiçbir gizleyemeyeceğinin bilincinde olan bir insan yirmi dört saatini Allah'ın razı olacağı şekilde geçirir. Bu gerçeğin bilincinde olmayan insanların ise tek amaçları nefislerinin bencil arzularını tatmin etmektir. Örneğin bu insanlardan bazıları en genç ve verimli yıllarını sınır tanımadan dünyayı yaşamaya ayırır, ibadetlerini ise yaşlılık yıllarına ertelerler. Dinin ilerleyen yıllarda yaşanacağını söyler, öylece hem dünyada hem de ahirette rahat edeceklerine dair -kendi deyimleriyle- "karlı bir plan" yaptıklarını zannederler. Ama hesaba katmadıkları şey, gizlinin gizlisini bilen Rabbimizin akıllarından geçen bu düşüncelerden de haberdar olduğu gerçeğidir. Kaldı ki bu mantığa sahip olan insanların çoğu yaşlılık yıllarına erişseler de söyledikleri gibi hareket etmezler. Ne kadar yaşlanırlarsa yaşlansınlar yine de ölümü uzak görür, iradeleri zayıf olduğu için yine şeytanın telkinlerine kanar, Allah'a kulluk etmemek için kendilerini kandıracak yeni bahaneler öne sürerler.

Allah Kuran'da yaptıkları sinsi planlardan kimsenin haberdar olmadığını düşünen bu insanlarla ilgili çok fazla örnek verilmiştir. Bu örneklerden bir tanesinde Allah Peygamberimiz (sav)'in yanında olan, O'nun hükmünü sözlü olarak kabul eden, ama yanından ayrılınca başka planlar kuran insanların akılsızlığını şöyle haber vermiştir:

"Tamam-kabul" derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. (Nisa Suresi, 81)

Bu insanlar karanlıkta, fısıldaştıklarında, gizli toplantılarında, gözden uzak yerlerde, yalan söylediklerinde, sinsice bir iş yaptıklarında, sır tuttuklarında, birşey sakladıklarında ya da kendileri saklandıklarında Allah'ı bunlardan habersiz sanma yanılgısına düşer, Allah'ın gizlinin gizlisini bildiğini ve her yaptıklarına karşılık alacaklarını düşünmezler. Oysa gökte ve yerde hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz. Allah için sır yoktur, O herşeyden haberdardır. İnsan dünyanın en ücra köşesine de gitse Allah oradadır, ne yapsa Allah görür, bilir. Bu insanların söylediklerini ya da söylemekten vazgeçtiklerini, aklından geçenleri, hayallerini, kuruntularını, yorumlarını, korkularını, sıkıntılarını, sevgilerini, kinlerini, kısaca her anlarını bilir. Allah insanın tek Sahibidir, ona şahdamarından daha yakındır. Rabbimiz Kuran'da şu şekilde bildirir:

Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir. (Mücadele Suresi, 7)

Haberiniz olsun; gerçekten onlar, ondan gizlenmek için göğüslerini büker (Hak'tan kaçınıp yan çizer)ler. (Yine) Haberiniz olsun; onlar, örtülerine büründükleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Hud Suresi, 5)

Bakara Suresi'de yer alan bir ayet ise yine insanların bu akılsız düşüncelerine örnek verilerek açıklanmıştır:

İman edenlerle karşılaştıklarında "İman ettik" derler; kendi başlarına kaldıkları zaman ise, derler ki: "Allah'ın size açtık (açıkladık)larını, Rabbiniz katında size karşı bir belge olsun diye mi onlarla konuşuyorsunuz? Hala akıllanmayacak mısınız? (Peki) Onlar, Allah'ın gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bildiğini bilmiyorlar mı? (Bakara Suresi, 76-77)

Bu insanlar Allah'tan korkup sakınmayan, yaptıkları ahlaksızlıklarının bir karşılığı olmayacağına inanan, ahirette hesap verecekleri gerçeğini gözardı eden, nefislerinin peşinde giden insanlardır. Her türlü ahlaksızlığı, sahtekarlığı kolaylıkla yapmalarının altında yatan neden de budur. Allah bu insanların psikolojilerini ayetlerinde bize çeşitli örneklerle haber vermiştir. Bu örneklerden biri Peygamberimiz (sav)'in ve Müslümanların aleyhine gizlice fısıldaşanların akılsızlıklarını yansıtan üsluplarıdır:

'Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygamber'e isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azab etse ya." derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir. (Mücadele Suresi, 8)

Yaptıklarına dünya hayatında bir karşılık almamayı kendince bir ölçü sayarak Allah'ı yaptıklarından habersiz sanan bu insanlar, ölüm melekleri canlarını aldığı anda bile aynı akılsız mantıkla yalan söylemeye devam ederler.

Ki melekler, kendi nefislerinin zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" diye teslim olurlar. Hayır, şüphesiz Allah, sizin neler yaptığınızı bilendir. (Nahl Suresi, 28)

İşte bu insanlar sadece kendilerini kandırmakta ve kendi nefislerini yıkıma uğratmaktadırlar, ancak bunun farkında değildirler. Hüküm ve hikmet sahibi olan Rabbimiz ahiret gününde insanları tüm yaptıklarıyla hesaba çekecektir:

Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Allah, her şeye güç yetirendir. (Bakara Suresi, 284)