|
ALLAH'IN KADRİNİ GEREĞİ GİBİ TAKDİR EDEMEYENLER -1-
İnsanların bazıları sorulduğunda Allah'a iman ettiklerini söylerler.
Ancak Allah'ın en güzel sıfatları üzerinde düşünmez, Allah'ın kadrini
hakkını vererek takdir edemezler. (Enam Suresi, 91) Allah bu gerçeğe
Kuran'da şöyle bir örnekle dikkat çeker:
De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızk veren kimdir? Kulaklara
ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden
çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah"
diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak
mısınız? İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Öyleyse
haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hala çevriliyorsunuz?
Böylece Rabbinin sözü o fasık kimseler üzerinde (şöyle) gerçekleşmiştir
ki: "Onlar şüphesiz iman etmezler." (Yunus Suresi, 31-33)
Andolsun
onlara: "Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten
kimdir?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. De
ki: "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu akletmiyorlar. (Ankebut
Suresi, 63)
Rabbimizin yukarıdaki ayetlerde de bildirdiği gibi, insanlar akıllarını
yalnızca Allah'ın varlığına iman edecek kadar kullanmakta, ancak
Allah'ın sıfatlarını düşünmemektedirler. Çünkü Allah'ın sıfatlarını
düşündüklerinde Rabbimizden şiddetle korkup sakınacak ve O'nun Kuran
ayetlerinde bildirdiği gibi yaşamaları gerektiğini kavrayacaklardır.
Bu yüzden de insanların bir kısmı bu gerçekleri anlamaya hiç yanaşmazlar.
Bu insanlar düşünmemenin var olan gerçekleri değiştirmeyeceğini,
kendilerini de sorumluluktan kurtarmayacağını düşünemeyecek kadar
akılsızdırlar. Oysa insan Allah'a kulluk etmek için yaratılmıştır.
Bu gerçeğin bilincinde olmak kişinin kendi lehine olur. Ama insan
aklını kullanmayıp gerçekleri görmezlikten gelirse bu da hem dünya
hayatında hem de ahiret hayatında kendi aleyhinedir. Peki bu açık
gerçeğe rağmen, insanlar Allah'ın razı olmadığı gibi bir yaşam sürdürmeye
devam edebilirler?
İşte bunun temel nedenlerinden birisi, bu insanların Allah'ı gereği
gibi tanımamalarıdır.
Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edememeleri
Bediüzzaman Said Nursi'nin de bir eserinde bildirdiği gibi "Kuran-ı
Hakim mürşidimizdir, üstadımızdır, İmamımızdır, her bir adapta rehberimizdir."
Bu sebeple Allah'ın varlığına inanan bir kişi, O'nun gücünü ve sıfatlarını
Kuran ayetlerinden gereği gibi öğrenebilir. Fakat cahiliye insanları
böyle yapmazlar. Onlar Allah'ı çevrelerinde anlatılanlara ve kulaktan
dolma öğrendiklere göre düşünürler. Bu yüzden de büyük bir çoğunluğu
çarpık bir Allah inancına sahiplerdir. Örneğin bahsi geçen bu insanlar
Allah'ın "kullarını bağışlayan", "onlara merhamet eden", "esirgeyen"
sıfatlarını düşünürler, ancak inkarda direnen kullanırdan "intikam
alan", "azap eden" sıfatlarını düşünmezler. Halbuki Allah sonsuz
adalet sahibidir ve nasıl samimi iman edenlere rahmet ediyorsa,
suçlulara da en adaletli cezayı verecektir. Söz konusu insanlar
ise bu gerçekleri görmezden gelerek, kendilerini kandırmayı tercih
ederler. Dolayısıyla Allah'a karşı saygı dolu bir korku içinde olmazlar.
Bir çoğuna sorulduğunda bunu reddetmelerine ve Allah'tan korktuklarını
söylemelerine rağmen, yaşam tarzları Allah korkularının olmadığını
teyid edecek şekildedir. Çünkü Allah'tan korkan bir insan O'nun
rızasını kaybetmekten, azabından, cehenneminden sakınarak hareket
eder. Bu da kişinin konuşmasına, tüm tavırlarına, aldığı kararlarına
ve hayatı boyunca yaptığı tüm tercihlerine hakim olur. Çünkü Allah
Kuran'da insanlara kendisinden korkup sakınmalarını emretmiştir:
… Ey temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkup-sakının. Umulur
ki kurtuluşa erersiniz. (Maide Suresi, 100)
Allah ayette "temiz akıl sahiplerine" hitap etmektedir. Çünkü ancak
vicdanlarının sesini nefislerinin bencil tutkuları ile örtmeyen,
temiz akıl sahibi insanlar sonsuz güç sahibi olan Rabbimizden içli
bir saygıyla korkup sakınırlar. Allah korkusu bu insanları kurtuluş
yollarına ulaştırır. Kendi heveslerini tatmin etmek için vicdanlarını
kirletenler ve her türlü ahlaksızlığı rahatlıkla yaptıktan sonra
bir karşılık görmeyeceklerini sananlar ise hem dünyada hem de ahirette
çok büyük bir hüsrana uğrarlar. Allah bu gerçeği bizlere Kuran'da
çok çarpıcı bir örnekle bildirmiştir: Semud halkı Allah'ın azabını
kendilerinden uzak gören bir akılsızlık içindedir ve bundan dolayı
da her türlü ahlaksızlığı yapmaktadır. Ancak ummadıkları bir anda
Allah'ın azabı ile karşılaşırlar. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle
bildirir:
Semud'a
gelince; Biz onlara doğru yolu gösterdik, fakat onlar körlüğü
hidayete tercih ettiler. Böylece kazandıkları şeyler yüzünden
onları alçaltıcı azabın yıldırımı yakalayıverdi. İman edenleri
ve sakınanları ise kurtardık. Allah'ın düşmanlarının bir araya
getirilip-toplanacakları gün işte onlar, ateşe bölükler halinde
dağıtılırlar. Sonunda oraya geldikleri zaman, işitme, görme (duyuları)
ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir. Kendi derilerine
dediler ki: "Niye aleyhimizde şahitlik ettiniz?" Dediler ki: "Her
şeye nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa
O yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz." "Siz, işitme, görme (duyularınız)
ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz.
Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz."
"İşte bu sizin zannınız; Rabbiniz hakkında beslediğiniz-zannınız,
sizi bir yıkıma uğrattı, böylelikle hüsrana uğrayan kimseler olarak
sabahladınız." Şimdi eğer sabredebilirlerse, artık onlar için
konaklama yeri ateştir. Ve eğer onlar hoşnut olma (dünya)ya dönmek
isterlerse, artık hoşnut olacaklardan değildirler. (Fussilet Suresi,
17-24)
İşte Semud kavminin akıbeti Allah'ı kendi zanlarına göre değerlendiren,
"gerçekleri anlamazlıktan gelerek körlüğü hidayete tercih eden"
akılsız insanlara çok önemli bir ibret niteliğindedir.
|