|
BEDİÜZZAMAN
SAİD NURSİ'NİN KALEMİNDEN RAMAZAN AYI'NIN HİKMETLERİ
Allah
Kadir Suresi'nde Ramazan Ayı'nın bir aydan daha hayırlı olduğunu
(Kadir Suresi, 3) bildirir. Kuran, Peygamberimiz Hz. Muhammed'e
(sav) bundan yaklaşık 1400 yıl önce Ramazan Ayı'nda indirilmiştir.
Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar, Ramazan Ayı içinde yüz
yıllardır hep beraber oruç ibadetlerini yerine getirirler. Allah'ın
kendilerine verdiği rızkı çevrelerindeki insanlarla paylaşır, onları
sofralarında ağırlamanın ecrini kazanmak için yarışırlar. Ramazan
Ayı tüm insanlık için hatırlatıcı ve onları doğru yola davet eden
çok hayırlı bir vakittir.
Ramazan Ayı'nın hikmetlerden bazılarını Bediüzzaman Said Nursi 'Mektubat'
adlı eserinin 29. mektubunda çeşitli maddeler halinde açıklar. Üstad,
bu mektupta Ramazan Ayı'nın insanın kendi nefsini terbiye etmesine,
özel yaşamına ve toplum ile olan ilişkilerine etki eden çok önemli
yönleri olduğunu anlatır ve bunlardan bazılarını örneklerle bizlere
aktarır.
... Ramazan-ı Şerifte, ehl-i iman birden muntazam bir ordu
hükmüne geçer. Sultan-ı Ezelî'nin ziyafetine davet edilmiş bir
surette akşama yakın "Buyurunuz" emrini bekliyorlar gibi bir tavr-ı
ubudiyetkârane göstermeleri, o şefkatli ve haşmetli ve külliyetli
rahmaniyete karşı, vüs'atli ve azametli ve intizamlı bir ubudiyetle
mukabele ediyorlar. Acaba böyle ulvî ubudiyete ve şeref-i keramete
iştirak etmeyen insanlar insan ismine lâyık mıdırlar?
Allah kara bir topraktan insanlara rengi, şekli, kokusu ve lezzeti
mükemmel olan rızıkları hazır olarak sunmaktadır. Hiçbir lezzeti,
kokusu olmayan siyah bir topraktan lezzeti ve kokusu ile insanda
hayranlık uyandıran muzun, çileğin, üzümün, elmanın, portakalın,
eriğin, kirazın, karpuzun, kavunun ve daha burada sayamadığımız
çeşitli sebze ve meyvelerin çıkıyor olması başlı başına bir mucizedir.
Eğer Allah dileseydi bize tek bir çeşit rızık yaratabilir ve bu
rızkın lezzeti de çıktığı toprağa uygun olarak acı veya tatsız olabilirdi.
Ancak Allah'ın kullarına merhametinin bir gereği olarak sahip olduğumuz
yiyecekler, sayamayacağımız kadar çok çeşitte ve lezzettedir. İşte
Üstad bu konuyu insanların unuttuğuna dikkat çekmiş ve Ramazan Ayı'nın
Allah'ın Rahman ve Rahim isminin tecellisi olan bu nimet çeşitliliğinin
hatırlandığı bir zaman olduğunu belirtmiştir. Çünkü Ramazan Ayı'nda
insanlar kısa bir süre için de olsa bu nimetlerden uzak kalır ve
akşam oruçlarını açmak için sofraya oturduklarında önlerindeki nimetlerin
değerini daha iyi anlama imkanı elde ederler. Üstad Ramazan Ayı'nın
bir başka hikmetini ise şu sözleriyle açıklar:
İşte Ramazan-ı Şerif'teki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve
umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünki sair vakitlerde mecburiyet
tahtında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri
zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça
ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i
nimet anlaşılmıyor. Halbuki iftar vaktinde o kuru ekmek, bir mü'minin
nazarında çok kıymetdar bir nimet-i İlahiye olduğuna kuvve-i zaikası
şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, Ramazan-ı
Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü manevîye
mazhar olur. Hem gündüzdeki yemekten memnuiyeti cihetiyle; "O
nimetler benim mülküm değil. Ben bunların tenavülünde hür değilim;
demek başkasının malıdır ve in'amıdır. Onun emrini bekliyorum."
diye nimeti nimet bilir; bir şükr-ü manevî eder. İşte bu suretle
oruç, çok cihetlerle hakikî vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı
hükmüne geçer.
Nefis
dünya hayatındaki tüm nimetlerin sahibi olmak ister. Ve insan nefsi,
sahip olduğu herşeyi kendisinin elde ettiği yanılgısına kapılmaya
müsaittir. Oysa yerde ve gökteki canlı ve cansız varlıkların tümü
Allah'a aittir. İnsanlar ancak Allah'ın verdiği kadar mülke, sağlığa,
akla veya ömre sahip olabilirler. Ramazan Ayı'nda tutulan oruç ise
nefsin bu aldatmasına karşı kişinin gerçekleri görmesine vesile
olur. Ramazan Ayı nefsin bu azgınlığının durulduğu ve mülkün tek
sahibinin Allah olduğunu kabul etmek zorunda kaldığı bir aydır.
Üstad Ramazan ayının nefsi terbiyesine şu sözlerle dile getirir:
"Nefis,
kendini hür ve serbest ister ve öyle telakki eder. Hattâ mevhum
bir rububiyet ve keyfemayeşa hareketi, fıtrî olarak arzu eder..İşte
Ramazan-ı Şerifte en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi
anlar ki: Kendisi mâlik değil, memluktür; hür değil, abddir. Emir
olunmazsa en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz
diye mevhum rububiyeti kırılır, ubudiyeti takınır, hakikî vazifesi
olan şükre girer."
Ayrıca
insanlar oruç ibadetini yerine getirirken açlık duygusunu fark ederler.
Her zaman kolaylıkla yeme imkanına sahip oldukları yiyecekleri Allah
yasakladığı anda yiyemeyeceklerini görürler. Bir çok insan belki
de hayatında ilk defa açlık duygusunu oruç tutarak tadar. Böylece
aç olan insanlar için az miktarda bir yemeğin bile çok büyük bir
kıymetinin olduğunu ve en ufak bir rızkın dahi büyük bir nimet olduğunu
görür. Dolayısıyla Ramazan Ayı kolaylıkla elde edebildiği için nimete
şükretmeyi unutan insanların, Allah'ın gücünü hatırlamasına ve dolayısıyla
şükredici olmasına vesile olan hayırlı bir sebep olur.
|