|
AKLIN
KAYNAĞI: VİCDAN
Cahiliye toplumlarında insanların bir çoğu akıl kavramını Allah'ın
Kuran'da bize öğrettiğinden çok farklı bir anlam ile değerlendirirler.
Bu insanlara göre çıkarlarını iyi koruyan, imkansızlıklar içinde
yükselerek iyi bir mevkiye gelen ya da hakkını savunmayı bilen bir
insan akıllıdır. Bu insanların saydığım bu özellikler karşısında
hep bu kelimeyi telafuz etmelerinin nedeni söz konusu kişilerin
gerçek akıl kavramından habersiz olmalarından kaynaklanır. Gerçek
aklın nasıl olduğunu ise Allah bizlere Kuran ayetleriyle öğretmiştir.
Akıl, insana Allah korkusunun kazandırdığı bir özelliktir. Ancak
Allah'tan gereği gibi korkan insanlar gerçek akla sahip olabilirler.
Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirir:
Ey
iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan
ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir… (Enfal Suresi, 29)
İşte bu anlayış ve nur akıldır. Allah'tan korkan bir insan her düşüncesinde,
tavrında ve kararında vicdanı ile hareket eder, her olayı vicdanı
ile değerlendirir. Vicdan ise insanın içindeki Allah'ın ilhamıdır.
Kişiyi daima en doğru ve güzel olana yöneltir. Allah vicdanın bu
özelliğini bir ayetinde şöyle bildirir:
Nefse
ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', Sonra ona fücurunu (sınır
tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).
(Şems Suresi, 7-8)
Her
insan kendi içinde bu şaşmaz rehbere sahiptir. Allah, iman eden
veya etmeyen herkesi vicdanı ile birlikte yaratmıştır. Ancak bunların
arasından yalnız iman eden samimi müminler vicdanlarının sesine
uyarlar. Diğerleri ise vicdanlarının sesini duymazlıktan gelirler.
Kuran'da bunun en çarpıcı örneklerinden biri Hz. İbrahim kıssasında
verilir. Hz. İbrahim'in kavmi putlara tapan müşrik bir kavimdir.
Peygamberleri kendilerine Allah'ın dinini tebliğ etmesine rağmen
onlar putlarını terk etmemekte ısrarlıdırlar. Bunun üzerine Hz.
İbrahim bu insanlara doğruyu gösterebilmek için çok akılcı bir plan
yapar. Onların olmadıkları bir anda yalnız büyükleri hariç olmak
üzere tüm putlarını kırar. Putların kırıldığını gören halk Hz. İbrahim'in
bunu yapmış olabileceğini düşünür ve O'na gelerek şöyle sorarlar.
Dediler
ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?" "Hayır" dedi.
"Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa,
siz onlara soruverin." Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular
da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler.
Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun, bunların
konuşamayacaklarını sen de bilmektesin." (Enbiya Suresi, 62-65)
Ayette
görülen vicdan muhasebesi, sonrasında Hz. İbrahim'i ateşe atan müşriklere
aittir ve inkar edenler de dahil her insanın vicdanının olduğuna
çok çarpıcı bir delildir. Vicdan her insana mutlaka doğruyu söyler.
Fakat aralarından iman etmeyenler Allah'ın "vicdanları kabul
ettiği halde zulüm ve büyüklenmeden dolayı" (Neml Suresi, 14)
ayetiyle bildirdiği gibi bu sese uymazlar.
Vicdanın sustuğu hiçbir durum, cevapsız bıraktığı hiçbir soru yoktur.
Her şart ve ortamda kişiye en doğru ve isabetli olanı ve en önemlisi
de Allah'ın razı olacağı kararı gösterir. Üstelik de hiç gecikmeksizin
ve tereddüt etmeksizin. Son derece açık ve net ifadelerle. Kişinin
kendi nefsine ters düşse de, çıkarları ile çelişse de vicdan hak
olanı söyler. İşte akıl sahibi olmanın dinle olan bağlantısı da
bu noktada ortaya çıkar. Çünkü akıl vicdana bağlıdır. Bediüzzaman
Said Nursi Hazretleri bir sözünde akıl ile vicdanın bağlantısını
şöyle anlatmaktadır.
Fıtrat
ve vicdan akla bir penceredir. (Mesnev-i Nuriye, s. 231)
Vicdanlarını kullanmayan insanların tavır ve düşüncelerine şiddetli
bir akılsızlık hakimdir. Fakat ne kendileri ne de karşılarındaki
insanlar bu akılsızlığın şuurunda değildir. Nitekim Kuran'a göre
akılsız insanın en mühim özelliklerinden biri kendi akılsızlığını
görememesidir. Allah Kuran'da şöyle buyurur:
Ve
(yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin"
denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?"
derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir;
ama bilmezler. (Bakara Suresi, 13)
Ayette bildirildiği gibi bu insanlar kendi akılsızlıklarını göremedikleri
gibi, tam aksine kendilerini son derece akıllı sanırlar. Halbuki
hayatlarının her anına akılsızlık hakimdir. Bu akılsızlıkları Allah'a
ve dine olan bakış açılarından, olaylar hakkındaki düşünce ve yorumlarından,
küçük büyük yaptıkları tüm işlerden, yemelerine, içmelerine hatta
uyumalarına kadar yansır.
Yine de bundan, ne kadar derin bir akılsızlık boyutu olsa da, Allah'ın
yardımıyla kurtulmak mümkündür. Fakat bunun için atılacak ilk adım
kişinin herşeyden önce aklını beğenmemesi ve Allah'a ve Kuran'a
teslim olmasıdır. Çünkü aklını beğenmek, insanın şuurunu önemli
ölçüde kapatır. Böyle bir kişiye ne anlatılırsa anlatılsın, hangi
örnek gösterilirse gösterilsin yine akılsızlığını fark edemez. Allah
Kuran'da bu insanları körler ve sağırlar olarak nitelendirir:
İnkar
edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu
veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir
hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler;
bundan dolayı akıl erdiremezler. (Bakara Suresi, 171)
Allah'ın ayetinde bildirdiği körlük ve sağırlık nitelendirmesi bu
insanların durumunu açıklar. Çünkü onlar ne kendi içinde bulundukları
durumu ne de diğer insanların durumunu göremeyecek kadar kör, kendilerine
yapılan uyarı ve anlatımları da duyamayacak kadar sağırdırlar. Bunun
en çarpıcı örneklerinden biri, bu insanların kendilerini içinde
bulundukları durumdan kurtarmaya çalışan Allah'ın peygamberlerine
karşı verdikleri tepkilerde görülür:
Ad (toplumuna da) kardeşleri Hud'u (gönderdik.) (Hud, kavmine:)
"Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur.
Hala korkup-sakınmayacak mısınız?" dedi.
Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler dediler ki: "Gerçekte
biz seni 'aklî bir yetersizlik' içinde görüyoruz ve doğrusu biz
senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz." (Hud:) "Ey kavmim" dedi.
"Bende 'akıl yetersizliği' yoktur; ama ben gerçekten alemlerin
Rabbinden bir elçiyim" dedi. (Araf Suresi, 65-67)
Bu nedenle hiç unutulmamalıdır ki insana aklı verecek olan ne aldığı
eğitim, ne de okuduğu okullardır. Akıl ancak Allah korkusuyla, Allah'a
teslimiyetle, Kuran ayetlerine titizlikle uymakla ve vicdanının
sesini dinlemekle oluşur.
|