ŞEYTAN İNSANLARI FAKİRLİK KORKUSUYLA CİMRİLİĞE SEVKEDER- 1-

Bir insanın cömert davranmasını, elindeki malı hayır yolunda kullanmasını engelleyen şey nefsinin ona emrettikleridir. İnsan yaratılışının gereği kendisine daima kötülüğü emreden bir nefse ve aynı zamanda iyiliği emreden vicdana sahiptir. Vicdanlarına uyanlar daima Allah'ın razı olacağı salih amelerde bulunur ve güzel ahlak sergilerlerken, nefislerine uyanlar bencillik, fırsatçılık, kıskançlık, saldırganlık gibi kötü ahlak özellikleri gösterirler. Örneğin nefsine uyan bir insan sahip olduklarıyla asla tatmin olmaz. Nefsi ona sürekli olarak elindekinden daha fazlasına sahip olma, malını yığıp biriktirme, yığma, saklama arzusu verir. Allah bir ayetinde nefsin bencilliğe açık olduğunu şöyle bildirmiştir:

…Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 128)

Nefse bu kuruntuları veren şeytanın insanlar üzerinde en etkili telkini "gelecekte ne olacağım?" kaygısıdır. Oysa başkalarına bağışladıklarından dolayı kişinin kendisinin ihtiyaç içinde kalacağı ve maddi sıkıntılarla dolu bir yaşam süreceği yönündeki bir düşüncenin hiçbir dayanağı yoktur. Şeytan bu kuruntuyu insanları doğru yoldan alıkoymak, onların hayır işlemelerini engellemek için verir. Allah bir ayetinde insanları şeytanın bu telkinine karşı uyarmakta ve mallarını hayır olarak harcamalarını emretmektedir:

Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Bakara Suresi, 268)

Şeytan insanları fakir kalmakla korkuturken, Allah onlara hayır yolunda harcamalarını ve bunun karşılığında Allah'ın fazlını (rızkını, gelirini, kazancını) ummalarını bildirmektedir. Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu sırrı bilmeyenler, kazançlarının bereketinin kendilerinin çok çalışmalarına ve isabetli tasarruflar yapmalarına bağlı olduğunu zannederler. Elbette insanın para kazanmak için çalışması, gayret etmesi gerekir. Ancak Müslüman bunu yaparken zenginliği verecek olanın Allah olduğunu unutmaz, sebebe sarılırken bunun fiili dua olduğunu bilir. Çünkü sahip olunan her şey Allah'ın kontrolü altındadır. İnsanlar ne kadar saklayıp, biriktirerek ellerindekinin artacağını düşünseler de, bu imkanlar ancak Allah'ın dilemesiyle artar ya da azalır. Bu manevi bir sırdır ve sadece Allah'a samimi bir kalple inananlar tarafından kavranabilir. Allah'ın bu sırrını bilmeyen insanlar nefislerine uyarak çıkarlarını koruduklarını veya karda olduklarını zannederler. Oysa Allah yığıp biriktirdikleri, hayır yolunda kullanmaktan çekindikleri mallarıyla onlara sayısız sıkıntı verir. Herşeyden önce bu insanlar yaptıklarından dolayı içlerinde vicdan sıkıntısı çekerler. Çok büyük bir lüks içinde yaşarken, çok yakın bir arkadaşı yokluk içinde yaşayan ve arkadaşına yardımda bulunmayan bir insan hiçbir zaman huzurlu olamaz. Vicdanının rahatsız olması genel ruh halini etkiler, gerginleşmesine neden olur. Yardımda bulunmayarak sakladığı maddi birikimi onda suçluluk duygusu oluşturur. Hayatından zevk almaz. Çevresindeki insanlar bu bencil ve hırslı tavrından dolayı ona karşı sevgi ve saygı duymazlar. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi bir sözünde nefsine uymanın insana vereceği zararı şöyle ifade etmiştir.

"Sen eğer nefis ve şeytan'ı dinlersen, esfel-i safiline düşersin. Eğer hak ve Kuran'ı dinlersen Ala-yı illiyine çıkar, kainatın bir güzel takvimi olursun. (İman ve Küfür Muvazeneleri, s, 113)

Allah'ın razı olacağı şekilde davranan bir insan bundan dolayı büyük bir kazanç içinde olur. biriktirip saklamak yerine ihtiyacından arta kalanını hak yolda kullandığı için hem ruhen hem de bedenen sağlıklı yaşar. Vicdanlı davranması, ona neşe ve huzur verir. Belki cömertliği ve fedakarlığı nedeniyle kendisi zaman zaman zor gibi görünen durumlarda kalabilir. Örneğin yiyeceğini kendisinden daha fazla ihtiyaç içinde gördüğü birine verdiği için aç kalabilir. Ancak bunun karşılığını ahirette ecir olarak beklediğinden dolayı bunun sevincini ve huzurunu yaşar. Vicdanlı ve hayırsever olduğunu gördükleri için çevresindeki insanların da ona olan saygıları ve güvenleri artar. Ayrıca Allah'ın verdiği nimetlerin hakkını vermesinden dolayı Allah bu insanların üzerindeki nimetlerini artırır ve bereket verir. Peki insanları cimri olmaya sürükleyen mallarını Allah yolunda kullanmalarını engelleyen başka sebepler nelerdir?

Gelecek Endişesi ve Dünya Hırsı İle Mallarını Yığıp Biriktirirler

Kuran ahlakına sahip olmayan toplumlarda insanların büyük bir bölümü "gelecek endişesi" taşırlar. "İhtiyarlığımda bana kim bakacak?", "ya elden ayaktan düşüp sokakta kalırsam?", "çocuklarımın ileride bir güvenceleri olsun" gibi endişeleri yüzünden büyük sıkıntı çeker ve kendilerince geleceklerini garanti altına alabilmek için var güçleriyle çaba harcarlar. Kazandıklarını istifler, cimrilik eder, ihtiyaç içinde olanın yardımına koşmaz ve ellerindeki malı ve parayı kullanım dışı bırakırlar. Bunu ya bankalarda bloke eder ya da ileride değerinin artacağına inandıkları bir arazide gayrimenkul alarak, geleceklerini garanti altına aldıklarına inanırlar. Amaçları, ileride karşılaşabilecekleri zorluklarda ellerindeki malı kullanarak rahat etmektir. Oysa bir insanın ömrünün ne kadar olacağı, kaç yıl daha yaşayabileceği veya çocuklarının ne kadar yaşayacağı konusunda hiçbir bilgisi yoktur. Bilmediği, kesinlikle emin olamayacağı bir gelecek için hazırlık yapmaları bu insanlar için aslında büyük bir kayıptır. Çünkü her insan ancak yaşadığı andan emin olabilir ve o anda Allah'ın rızasını kazanabileceği en büyük hayırları işlemekle mükelleftir. Yanıbaşında açlıktan ve soğuktan ölmemek için mücadele veren zavallı insanları doyurmak varken, gelecekteki meçhul bir ihtiyarlık için biriktirmek, mal yığmak akılcı ve vicdanlı bir hareket değildir. İnsan elinde imkan olduğu sürece ihtiyaç içinde olanların yardımına koşmalı, yoksul ve fakire yardım etmek için her türlü fedakarlıkta bulunmalıdır.