ÖLÜM ÜZERİNDE DİKKATLE DÜŞÜNMENİN ÖNEMİ

Her insan dünyaya geldikten sonra belli bir müddet yaşar ve sonra ölür. Sadece insan değil, dünya üzerindeki her canlının bir eceli vardır, herşey yok olucudur. Hiçbir varlık ölümsüz değildir; sonsuzluk yalnızca ezeli ve ebedi olan Allah'a mahsustur. Allah insanları Kendisi'ne kulluk etmeleri için yaratmış, onlara ibadet yollarını göstermiştir. Tüm toplumlara Allah'ın dinini anlatması için gönderilen elçiler de insanları dine davet etmiş, uyarıp korkutmuş, onlara ölümü ve ölümden sonraki sonsuz hayatı anlatmış, herkesin yaptığıyla karşılığını göreceği hesap gününü hatırlatmıştır.

Her insan Allah katında belirlenmiş bir vaktin sonucunda ölümle karşılaşacak, yaptıklarının karşılığını almak üzere Rabbimize döndürülecektir. Ancak tüm kesinliğine rağmen dünya üzerinde ölüm gerçeğini düşünmeden ömür süren çok fazla sayıda insan vardır. Bu gerçeğin şuuruna gerçek anlamda varabilmek içinse Allah'a ve Kuran'a iman etmek gerekir. Zira bunun şuuruna varan bir insan tüm hayatını her an ölebileceği gerçeğinin bilincinde yaşayarak, Allah'ın hoşnut olacağı, Kuran'a uygun davranışlarla geçirir. Allah'ın "Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz bize döndürüleceksiniz." (Enbiya Suresi, 35) ayetinde bildirdiği gibi ölene kadar Rabbimizin imtihanı devam etmektedir. Bu gerçeği kavrayan imanlı bir insan için ölüm, imtihanının biterek, asıl ve sonsuz yurduna gidişinin başlangıcı demektir. Çünkü Allah'a iman edenler dünyevi hiçbir karşılık beklemeden, yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu isteyerek yaptıkları hareketlerin karşılığını ölümden sonraki sonsuz yaşamlarında alacaklardır. İşte bu yüzden müminler için ölüm, umutla bekledikleri Alah'ın rahmetine ve cennetine kavuşmanın başlangıcı, Allah'a teslim olanların, O'nun rızasını kazananların beklediği son, Rabbimizin sevgili kullarının; peygamberlerin, şimdiye kadar yaşamış salih müminlerin yanına geçiş kapısıdır. Bediüzzaman Said Nursi de Risalelerinde ölümü şöyle tarif etmiştir:

Ölüm, ehl-i hidayet ve ehl-i Kuran için, öteki aleme gitmiş eski dost ve ahbaplarına kavuşmaya vesiledir. Hem hakiki vatanlarına ve ebedi makam-ı saadetlerine girmeye vasıtadır. Hem zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana bir davettir. Hem, Rahman-ı Rahimin fazlından kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir. Hem vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem ubudiyet ve imtihanın talim ve talimatından bir paydostur. (Sözler, s.40; İman ve Küfür Müvazeneleri, s.43; Nurun İlk Kapısı, s.20)

Ölüm iman etmeyenler içinse dünyada sahip olduğu herşeyi sonsuza kadar kaybetmesi demektir. Eşi, çocukları, ailesi, makamı, parası, dünyadayken övündüğü herşey artık öldükten sonra o kişi için yok olmuştur. O kişinin şöhret sahibi oluşu, herkes tarafından tanınmış olmasının da kişiye bir faydası yoktur. Ölümle birlikte yapayalnız mezara gömülen insan, Allah'ın huzuruna da yapayalnız ve yardımsız çıkacaktır. Sadece Rabbimizin rızasını kazanmış müminler Allah'ın yardımıyla O'nun rahmetine ve cennetine gireceklerdir. Bediüzzaman'ın da dediği gibi delalet içindeki insanları kurtaracak olan Allah'a imanları ve ölene kadar Allah'a ve Kuran'a olan bağlılıklarıdır. Aksinde ölüm ebedi azabın bir başlangıcı demektir:

Ölüm ehl-i delalet için idam-ı ebedidir ve o dehşetli darağacından kurtaran ve mevti mübarek bir terhis tezkeresine çeviren yalnız Kuran ve imandır. (Şualar, s. 634; Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s.81) Ölüm, ehl-i delalet için bütün mahbubatından elim bir firak-ı ebedidir. Hem kendi cennet-i kazibe-i dünyevisinden ihraç ve vahşet ve yalnızlık içinde zindan-ı mezara idhal ve hapistir. (Sözler, s.40; İman ve Küfür Müvazeneleri, s.43; Nur'un İk Kapısı, s.20)

Ancak gün içinde birçok ölüm haberi almalarına, hatta birçok ölüme bizzat şahit olmalarına rağmen insanların büyük bir bölümü bu gerçeği anlamazlıktan gelirler. Oysa bu boşa bir kaçıştır. Böyle insanlar her ne kadar kendilerince ölümü geciktirmeye çalışsalar da, ölüm Allah katında süresi belirlenmiş bir eceldir. Bir insan uzun yaşıyorsa kendisine iyi baktığı, spor yaptığı, sigara ve alkol kullanmadığı için değil, Allah öyle dilediği için uzun yaşıyordur. Kısa yaşıyorsa, bu da Allah'ın takdiridir. Bir insan hiç ummadığı bir anda, örneğin bir toplantı masasındayken, arabasıyla bir arkadaşını ziyarete giderken, uçakla bir yolculuk yaparken, yemeğini yerken, spor yaparken, oturduğu yerde televizyon izlerken ölüm meleklerini karşısında bulabilir. Allah Kuran'da iman etmeyenlerin öldüklerinde nasıl konuşacaklarını şöyle haber vermiştir:

De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği, hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize döndürülmüş olacaksınız." Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen. (Secde Suresi, 11- 12)

Allah'ın ayetlerinde bildirdiği gibi iman etmeyenler, öldükten sonra tekrar dünyaya geri döndürülüp tüm yaptıklarını telafi etmek isteyecekler. Ancak bu asla gerçekleşmeyecek bir istek olarak kalacaktır. Allah insanları öldükten sonra tek bir kez diriltecek, bu diriliş ahirette gerçekleşecek ve herkes sonsuza kadar kalacağı yurtlarında; cennette veya cehennemde ikamet edecektir. İşte bu kesin gerçeğin şuunda olan, kesin bir bilgiyle iman etmiş olan müminler, pişmanlığın artık fayda etmediği o gün gelmeden önce yapabildiklerinin en fazlasını yaparlar, gaflete düşmemeye dikkat ederler. Bundan dolayı umut içinde Rabbimizin huzuruna giderler. İnsanı öldükten sonra kötü hesaptan ve sonsuz azaptan kurtaracak ve Allah'ın rahmetine sokacak olan imanı, Allah'a olan teslimiyeti, Kuran ahlakıyla yaptığı salih amelleri olacaktır. O yüzden tüm insanların bir gün muhakkak kendilerinin de öleceği gerçeğini unutmamaları, Allah'ın razı olacağı bir insan olmaya gayret etmeleri, son nefeslerine kadar şuurları açık halde yaşamaları gerekmektedir.