|
SAMİMİ
MÜSLÜMANIN DİNE HİZMETİ
Allah
Kuran'da gerçek Müslümanların hayatları boyunca dine hizmet etmek
için çalıştıklarını, Allah'ın rızasını kazanmak için durmaksızın
yorulduklarını haber vermektedir. "Şu halde boş kaldığın zaman,
durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et." (İnşirah Suresi,
7) ayetinin hükmünce Allah'a ve dine olan bağlılıkları müminlerin
her tavrından anlaşılır. Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini
kazanacak olmanın umudu ve sevinci ile, müminler her zaman çok şevkli,
canlı ve çalışkandırlar.
Salih müminler hayatları boyunca karşılarına çıkan her fırsatta;
hem zorlukta hem kolaylıkta güzel ahlak gösterirler, fedakar, kararlı
ve sabırlı bir tutum içinde olurlar. Müslümanların rahatını düşündüklerinden,
gerekirse kendi rahatlarından feragat ederler. Her zaman zor işlere
kendileri talip olurlar. Bunun nedeni müminlerin Kuran'a olan bağlılıkları,
akıl ve vicdanlarını her an kullanmalarıdır.
Allah bir ayetinde müminlere "…hayırlarda yarışınız." (Bakara
Suresi, 148) diye bildirir. İşte bu ayetleri hayatlarına
geçiren müminler, bir an dahi boş kalmadan, hayır işlemek ve iyilik
yapmak konusunda birbirleriyle yarış içindedirler. Her an bir ecir
kazanmak için fırsat kollar, hiçbir zaman üşenmeden, başkasına bırakmadan,
ertelemeden önlerine çıkanı değerlendirirler. Bunları yaparken Allah'a,
Allah'ın rızasına ve rahmetine muhtaç olduklarını bilerek, hiç kimseden
karşılık beklemeden salih amellerde bulunurlar. Bu müminlerin Allah'a
kesin olarak iman etmelerinden dolayıdır.
Allah'a kesin olarak inanan bir insan Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini
ve cennetini kazanmak için elbette elinden gelenin en fazlasını
yapmak ister. Bir işi bitirip diğer hayırlı bir işe geçer, olabilecek
en süratli, en kapsamlı şekilde dine hizmet eder. Böyle bir insan
az önce belirttiğimiz gibi hayırlarda yarışır. Allah'a olan bağlılığını,
olabilecek en hayırlı hizmetleri yaşamına sığdırarak gösterir, bunun
için ciddi bir çaba harcar. Daima İslam'ın, Müslümanların yararına
düşünür, tüm insanların barış, dostluk, güven ve huzur içinde yaşamaları
için üzerine düşeni yapmaya çalışır. Allah rızası için yapılan hizmetlerdeki
bu şevk ve istek gerçek dindarlığın da alametlerinden biridir. Bediüzzaman
Said Nursi de faaliyetin müminler için ne kadar önemli olduğuna
şöyle dikkat çekmiştir:
Her faaliyette bir lezzet var. Belki faaliyet ayn-ı lezzettir.
Belki faaliyet ayn-ı lezzet olan vücudun tezahürüdür ve ayn-ı
elem olan ademden tebaud ile silkinmesidir. (Lemalar, s. 330)
Mahlukattaki faaliyet ve hareket; bir iştiha, bir iştiyak,
bir lezzetten ileri geliyor. Hata denilebilir ki herbir faaliyette,
bir lezzet nevi vardır; belki herbir faaliyet, bir çeşit lezzettir
ve lezzet dahi bir kemale müteveccihtir; belki bir nevi kemaldir.
(Mektubat s. 90, s. 312)
Müslüman
topluluğunun içinde, dine hizmet konusunda isteksizlikleriyle dikkat
çeken ve ağır davrananlar da olmaktadır. Allah Nisa Suresi'nde bu
gerçeğe şu şekilde dikkat çekmiştir:
"Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size
bir musibet isabet edecek olsa: "Doğrusu Allah, bana nimet verdi,
çünkü onlarla birlikte olmadım" der." (Nisa Suresi, 72)
Allah
müminleri bu insanlara karşı uyarmış ve onların isteksizliklerinden
etkilenmemelerini bildirmiştir. Bu konu ile ilgili ayet şöyledir:
Öyleyse sen sabret; şüphesiz Allah'ın va'di haktır; kesin
bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya
gevşekliğe) sürüklemesinler. (Rum Suresi, 60)
Allah'ın Kuran'da tarif ettiği mümin ahlakı bir Müslümanın sahip
olmak için her an gayret ettiği bir ahlaktır. Bunun dışında iman
ettiklerini söyledikleri halde yukarıda belirttiğimiz şekilde dini
derinliği almadan yaşayan insanlar vardır. Böyle kişiler akıl ve
vicdanlarını tam olarak kullanmazlar. Çünkü kullandıkları takdirde
sorumluluklarının artacağının farkındadırlar. Dini, hayatlarının
her anına hakim ettiklerinde vicdanlarını her an kullanacak, sorumlu
oldukları daha çok şey görmeye başlayacaklardır. Böyle bir durumda
daha çok fedakarlık yapmaları, daha çok gayret etmeleri ve belki
de daha çok yorulmaları gerekecektir. Fakat onlar bir yandan dindar
olduklarını öne sürerken bir yandan da rahatlarına düşkün olduklarından
böyle bir dikkat ve şuur açıklığına pek yanaşmazlar. Kendilerini
hep ortalı bir tavır içinde tutarlar. Oysa kendilerini bu şekilde
ne geride tutmaları, ne de ağır davranmaları onları sorumluluktan
kurtaracak değildir.
Böyle insanlar, müminler teşvik edip hatırlatmadıkça hayırlı bir
hizmet girişiminde bulunmazlar. Kalplerinde onları karşılıksız hizmete
yöneltecek güçte bir Allah sevgisi ve korkusu olmadığı için herhangi
bir konuda fedakarlıkta bulunmak ağırlarına gider. Bunun yanısıra
kendilerini çevrelerine dindar gösterecek kadar hizmet eder, az
bir çabayla hayatlarını sürdürmek isterler. Dünyevi bir çıkar elde
etme ihtimali olan işler için gece gündüz çalışmayı, uykusuz kalmayı,
yorulmayı kısaca her türlü fedakarlığı göze alırken, din için yapılacak
bir hizmeti yük olarak görür ve yaptıkları her işte müminleri minnet
altında bırakmak isterler. Allah'ın rızasının en büyük kazanç olduğunu
gözardı ettikleri için bu konuda üzerlerinde daima bir ağırlık olur.
Bir ucundan ibadet eden bu insanlar ile samimi müminlerin halleri,
tavırları ve dünyaya bakış açıları tamamen birbirinden farklıdır.
Her ikisi de dindar olduklarını, Allah'a ve ahiret gününe iman ettiklerini
söylerler. Ancak dinin özünü yaşayan ve kendini tam olarak Allah'a
teslim etmiş bir insanla, böyle bir insan arasındaki fark kolaylıkla
görülmektedir: Allah'a teslim olmuş bir kişi insanlardan karşılık
beklemeden, kararlılıkla ve şevk içinde yaptığı faaliyetleriyle,
işi ağırdan alandan çok farklıdır. Çünkü gerçek iyilik ancak gerçek
dinin yaşanması ile mümkün olur. İşte bu yüzden Müslmanların işi
ağırdan alanlardan olmaktan sakınmaları, hayatları boyunca Kuran
ahlakını yaşayarak dine hizmet edenlerden olmaya gayret etmeleri
gerekir. Zira "Kim de ahireti ister ve bir mü'min olarak ciddi
bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre
şayandır." (İsra Suresi, 19)
|