KURAN'DA CÖMERTLİK- 4-
Allah'ın Kuran'da cömertlikleri ve fedakarlıkları ile örnek verdiği
müminlerin en önemli özelliklerinden biri "kendileri ihtiyaç içinde
olmalarına rağmen" diğer müminlerin ihtiyaçlarını karşılamalarıdır.
Hz. Muhammed ile birlikte olan müminlerin davranışları bu üstün
ahlaka en güzel örneklerden birini teşkil etmektedir. İnkarcıların
baskılarından dolayı Medine'ye hicret eden müminleri karşılayan
Medineli Müslümanlar, kardeşlerini en güzel şekilde ağırlamışlar,
onların ihtiyaçlarını kendilerinden önde tutmuşlardır. Onların bu
üstün ahlakları Kuran'da şöyle bildirilir:
Kendilerinden
önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler
ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı
içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık
(ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler.
Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte
onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)
Allah diğer ayetlerinde ise müminlerin bu üstün ahlakını şöyle bildirir:
Kendileri,
ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire
yedirirler. "Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz;
sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz,
asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz."
(İnsan Suresi, 8-10) Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler,
öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile
(vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. (Al-i İmran
Suresi, 134)
Açlık
birçok insanın kesinlikle tahammül edemediği bir haldir. Hatta "açlık
başına vurdu" diyerek bu insanların açlıktan dolayı gerginleştikleri,
tahammülsüz hale geldikleri ifade edilir. Aç insanın yaptığı ahlaksızlıklar
makul ve normal görülür. Bu insanlar açken onlardan güzel ahlak,
sabır, güzel söz veya fedakarlık beklemek neredeyse imkansızdır.
Özellikle bu haldeyken nefislerine, midelerine ve rahatlarına son
derece düşkün olurlar. Yukarıdaki ayetlerde bildirilen Kuran ahlakını
almamış bir insanın açken yiyeceğini bir başkasına vermesi kesinlikle
beklenmez. Özellikle sevdiği bir yiyeceği kendisi içinden tek bir
parça dahi almadan başkalarının arasında paylaştırması imkansızdır.
Veya bu kişi üşürken, üzerindeki paltosunu veya kazağını arkadaşına
asla vermez. Ya da taksiyle bir yere gidecekken, taksi parasını
daha acil bir ihtiyacı olan yakınına verip otobüsle gitmeyi kabul
etmez. Bu güzel ahlakı göstereni de "enayi" olarak gördüğünü ifade
etmekten çekinmez. Oysa Allah'tan korkan samimi bir Müslümanın ahlakı
bambaşkadır.
Samimi Müslümanlar kendileri ihtiyaç içinde olsalar dahi yemeklerini
yoksula yetime hatta hatta esire dahi yedirebilecek kadar yüksek
ahlaka sahiptirler. Bir insanın kendisi ihtiyaç içinde olmasına
rağmen mümin kardeşlerinin ihtiyaçlarını ön planda tutması, yemeyip
yedirmesi, giymeyip giydirmesi Kuran'da bildirilen cömertliğin en
keskin örneklerindendir. Bu üstün ahlakı gösteren insanlar belki
bir süre aç kalabilir, üşüyebilir veya yorgun düşebilirler. Ancak
bu güzel tavırlarının ahiretteki karşılığını düşündükçe çok büyük
bir sevinç ve gönül huzuru duyarlar. Bir insanın nefsini bir parça
bile gözetmeden, sadece Allah'ın rızasına göre hareket ediyor olması,
o insana çok büyük bir şeref kazandırır. Nefsinin peşinden sürüklenerek
küçülenlerin yanında cömert ve fedakar müminlerin haysiyetleri,
onurları ve yüzlerindeki nur hemen göze çarpar.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin "Bin canım olsa, imana
ve ahiretime feda etmeğe hazırım." (Şualar, s. 204) sözleri
gerçek bir Müslümanın Allah yolunda ne derece büyük fedakarlıkları
nasıl üstün bir kararlılıkla yapabileceğinin anlaşılması açısından
önemlidir. Üstelik Müslümanlar böylesine fedakarane bir ahlak taşımalarına
rağmen hiçbir zaman yaptıklarını dile getirmez, kendilerini ön plana
çıkarmaz, karşılarındaki insanları minnet altında bırakmazlar. Bilindiği
gibi nefsin en büyük zevklerinden biri kendini ön plana çıkararak
insanlardan övgü ve takdir beklemektir. Toplumda çevresinde saygı
ve itibar kazanmak için sözde cömert davranan insanlar oldukça fazladır.
Ancak ortaya koydukları davranışlardan bu kişilerin samimi olmadıkları
hemen anlaşılmaktadır. Bu kişiler sürekli olarak yaptıkları yardımları,
kime ne iyiliklerinin dokunduğunu anlatır, hatta yardımda bulundukları
kişileri de mihnet altında bırakmaya çalışırlar. Cömertliğinde samimi
olan kişi ise yaptığı sayısız iyiliği dile getirmez, hatta mümkün
olduğunca çevresindekilere sezdirmeden yapar. Çünkü tüm mülkün Allah'a
ait olduğunu bilir. Cömertliğini ise Allah'a muhtaç olduğunu ve
ahirette her anından hesap vereceğini bilen bir insanın tevazusuyla
yapar. Cömert davranarak insanlara yardımda bulunuyor diye kibirlenmez,
aksine Allah'ın rızasını kazanabilmek için "daha fazla ne yapabilirim?"
diye düşünür.
Aslında bir insanın yaptığı yardımla övünmesi, veya yardımda bulunduğu
kişiye karşı kibirli, onur kırıcı, eziyet eden bir tavrının olması
o kişinin yardımlarını büsbütün geçersiz kılar. Allah bunu bir ayetinde
şöyle bildirir:
Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara
karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet
ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde
toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir
yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından
hiç bir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna
hidayet vermez. (Bakara Suresi, 264)
Gerçekten de bu insanlar yaptıklarını gösterişle kirletirler. Allah
cömertliğinde samimi bir insanın tüm işlerini bereketli kılarken,
bu insanlar ayette de bildirildiği gibi sağnakta çıplak kalmış bir
kayaya benzerler. Güzel olan, bir insanın cömertliğini, fedakarlığını
çevresindekilere hissetirmeden, kimseden bir takdir beklemeden sadece
Allah rızası için yapmasıdır.
|