KURAN'DA CÖMERTLİK- 3-

Cahiliye toplumlarında bilinen cömertlik anlayışı, Kuran'da bildirilen cömertlik anlayışından çok farklıdır. Gerçekten cömert davranan, kendi çıkarlarını kesinlikle hesap etmeden, hatta kendisinin zor durumda kalmasını göze alarak cömertçe harcama yapan bir insan, elbetteki başka güzel meziyetlere de sahiptir. Bu kişinin cömertliğinin yanısıra fedakar, ince düşünceli, gelecek endişesi taşımayan, Allah'a tevekküllü, mal ve mülk hırsı olmayan, kanaatkar bir ahlakı vardır. Bu özelliklerin hepsine sahip olan bir insanın Allah'a ve ahiret gününe iman ettiği ve Allah'tan korkup sakındığı ise çok açıktır. Çünkü ancak Allah korkusu bir insanın bu kadar üstün güzelliklere sahip olmasına vesile olabilir.

Allah'tan korkup sakınmayan, öldükten sonra ahirette hesap vereceğine inanmayan bir insandan güzel ahlak göstermesi beklenemez. Çünkü güzel ahlak göstermek sabır ve özveri ister. Örneğin cömert ve fedakar bir insan kendisi aç olduğu halde başkalarını yedirir, kendisi üşüdüğü halde kazağını mümin kardeşine verir, kendi çıkarlarını hiç düşünmeden başkalarının ihtiyaçlarını öncelikli görür. Bir insanın hiçbir karşılık beklemeden, hatta bir çok zorluğu göze alarak fedakarlıkta bulunmasının ve diğer insanların rahatları ve güvenleri için hesapsızca harcama yapmasının tek nedeni bu kişinin Allah'tan korkup sakınmasıdır. Bu güzel ahlakı gösteren mümin, karşılığında Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmayı umar ve ahirette hesabını veremeyeceği birşeyi yapmaktan şiddetle sakınır. Örneğin aç olduğu halde yemeğini mümin kardeşine yediren bir mümin, bundan dolayı bir yoksunluk veya üzüntü hissetmez. Aksine çok daha huzurlu olur, sevinç duyar. Çünkü bu tavrının ahirette güzel bir karşılığı olduğunu bilir. Böyle bir fedakarlıkta bulunmadığı, cimri davrandığı zaman Allah'ın kendisinden razı olmayacağını, ahirette bunun karşılığının şiddetli bir azap olabileceğini düşünerek korkar ve cimrilikten sakınır. Allah bir çok ayetinde insanlara Allah'tan korkup sakınarak güzel davranışlarda bulunmalarını emretmektedir:

…Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver. (Bakara Suresi, 223) Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular)dan sakındırırsa, artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir. (Naziat Suresi, 40-41)

Allah bir başka ayette ise müminlerin Allah'tan korkup sakındıkları için karşılıksız olarak infakta bulunduklarını şöyle bildirir:

Adaklarını yerine getirirler ve şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar. …"Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz." (İnsan Suresi, 7-10)

Müslümanların cömert olmalarının en önemli nedenlerinden bir diğeri ise malın gerçek sahibinin Allah olduğunu biliyor olmalarıdır... Yerde, gökte ve ikisinin arasında bulunan herşeyin tek sahibi Rabbimizdir. İnsanların birçoğu yeryüzünde varolan her şeyin tesadüfler sonucunda oluşmuş başıboş varlıklar olduğunu zanneder. Oysa bu çok büyük bir yanılgıdır. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri' nin "Bu kainatta görünen bütün güzellikler öyle bir Güzelden geliyor ki; bu mütemadiyen değişen ve tazelenen kainat, bütün mevcudatıyla ayinedarlık dilleriyle, O Güzelin cemalini tavsif ve tarif eder." (Şualar, s. 65) sözleriyle de tasdik ettiği gibi var olan herşey Allah'a aittir. Rabbimiz çevremizde ve tüm evrende gördüğümüz her şeyi bir sebeple yaratmıştır. Örneğin gökyüzü dünyayı uzaydan gelebilecek bir çok zarara karşı korumak için, suyu, hayvanları ve bitkileri yine insanlara bir çok faydalar sağlamaları amacıyla yaratmıştır. "Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü Allah'ındır. O, her şeye güç yetirendir." (Maide Suresi, 120) ayetinde de bildirildiği gibi tüm bu mülkler Allah'a aittir ve Allah bunları dilediğine verir. Bu mülklerin yaratılış amacı ise insanların dünya hayatında denenmeleridir. Rabbimizin belirlediği vakit geldiğinde mal ve mülk sahibi olan insanların her biri bunların tamamını dünyada bırakacak ve öleceklerdir. Bu mülklerin hiçbiri ahiret hayatına taşınamayacaktır. O halleriyle dünyada kalacaklar ve sonrasında da yok olup gideceklerdir. Örneğin, ölen insan dünyanın en zengin insanı bile olsa, öldükten sonra odası, ayakkabıları, son model arabası, saati, gözlüğü, her şeyi dünyada kalacak, başkaları tarafından kullanılacak ve zamanla yokolup gidecektir.

Zengin bir insanı, içi değerli eşyalarla dolu bir tırı kullanan şöföre benzetebiliriz. O da tırın şöförü gibi bu nimetleri belli bir vakte ve belli bir yere kadar taşımakla mükelleftir, o kadar. Tırdaki eşyaların gerçek sahibi nasıl şöför değilse, dünya nimetlerinin gerçek sahibi de kendisi değildir. Bir tır şöförünün tırdaki eşyalarla hava atması ne kadar komik ve küçük düşürücü ise, bu insanın da kendisine geçici bir süre için emanet edilen bu eşyalarla hava atması da o kadar alçaltıcı ve küçük düşürücüdür.

Allah'ın kendisine verdiği mülkü dünyada bırakacak olan ve bu mülkle güzel davranışlarda bulunup bulunmadığı denenen insanın yapacağı en akılcı davranış, bu mülkün tamamını Allah'ın hoşnut olacağı şekilde kullanmaktır. İnsanın dünya hayatındaki durumu, son derece lüks döşenmiş ve içinde yaşayacak kişiler için her türlü ayrıntısı düşünülmüş büyük bir konakta yaşayan kiracılar gibidir. Kiracılar, kendilerine imzalatılan kontrat gereği evin içindeki eşyalara çok iyi bakacaklarına dair ev sahibine teminat verirler ve kontrat süresi dolana kadar evin içindeki tüm konforu kendi mallarıymış gibi kullanırlar. Kontrat süresi dolduğunda ise her şeyi geride bırakarak oradan çıkarlar. Müslümanlar da aynı kiracılar örneğinde olduğu gibi, zamanı geldiğinde dünyadakileri geride bırakarak ahiretteki gerçek hayatlarına başlayacaklarını bilirler. Bu nedenle de kendilerine verilen tüm nimetleri, Allah'ın istediği gibi, şükrederek ve her zaman hayır için kullanırlar. Bu emanetlere asla nankörce davranmadıkları gibi bunları ihtiyacı olan kişilere ya da işlere en akılcı şekilde yönlendirirler. Gerçekte tümü Allah'a ait olan malı, mülkü, eşyayı ve yiyeceği cömertçe kullanmaktan da asla sıkıntı duymazlar.

Hadid Suresi'nin 7. ayeti ile Allah insanlara mülkleri üzerindeki harcama yetkisini verenin Kendisi olduğunu bildirmekte ve insanlara bunları hayır için harcamalarını emretmektedir:

Allah'a ve Resûlü'ne iman edin. "Sizi kendilerinde halifeler kılıp harcama yetkisi verdiği' şeylerden infak edin. Artık sizden kim iman edip infak ederse, onlara büyük bir ecir vardır. (Hadid Suresi, 7)