KURAN'DA CÖMERTLİK- 2-

Allah'ın hoşnut olacağı gibi bir ahlaka sahip olmak isteyen ve ahirette de bunun karşılığını almayı uman bir insanın kendine Kuran'ı rehber edinmesi gerekir. Allah bir ayetinde şöyle buyurur:

…De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (Bakara Suresi, 120)

Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri "Kuran-ı Hakim Mürşidimizdir, üstadımızdır, her bir adabta rehberimizdir." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s, 220) diyerek Müslümanların her konuda kendilerine Kuran'ı ölçü almalarının önemi üzerinde durmuştur. Bir insanın çoğunluğun ahlakına bakarak kendisine iyilik ve doğruluk derecesi vermesi çok büyük bir yanılgıdır. Bu yanılgıya düşenler ahirette şaşırabilirler. "Bu kadar kötü insan varken ben neden cehenneme gideyim?" diyenler de bu büyük yanılgının ve sapkınlığın içindedirler. Çünkü cehennem derece derecedir. Belki bir insan azılı katillerle cehennemin aynı derecesini paylaşmaz, sonsuza kadar sürecek bir kaç derece daha az azap görebilir. Ancak bu kişinin Allah'ın Kuran'da örnek verdiği peygamberler gibi üstün ahlaklı insanlarla cennette bir arada olamayacağı da açıktır. Öyle ise Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini uman, ahirette salih peygamberlerle birlikte cennette olmayı dileyen her insanın tek ölçüsü Kuran ve Kuran'da ahlaklarından örnekler verilen salih peygamberler ve müminler olmalıdır.

Dünkü yazımda da üzerinde durduğum gibi aynı husus Allah rızası için yapılan harcamalar için de geçerlidir. Allah'tan korkan her insanın Kuran'da Allah'ın infak ve cömertlik konusunda verdiği örnekler üzerinde düşünmesi ve kendini Allah'ın örnek verdiği Peygamberlerin ahlakları ile kıyaslaması gerekir. Nitekim Allah birçok ayette insanlara cömert davranmalarını, hayırlı harcamalarda ellerini sıkı tutmamalarını emrederken, cömertliğin nasıl olması gerektiğini de bildirir. Kuran'da bu konuyla ilgili ayetleri incelediğimizde, Allah'ın israf edenleri ve mallarını zarar ziyan edenleri sevmediğini, ancak Allah rızası için, akıl ve vicdan kullanılarak yapılan harcamanın karşılığını sevap ve bereket olarak verdiğini görürüz. Allah'ın insanlara harcamalarının nasıl olması gerektiğini bildirdiği ayetlerinden biri şöyledir:

Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Sonra kınanır, hasret (pişmanlık) içinde kalakalırsın. (İsra Suresi, 29)

Bu ayette bildirildiğine göre Allah; kişinin kendini, sanki eli boynuna bağlanmış bir insan gibi hayır işleyemez, yardım eli uzatamaz bir hale getirmemesini bildirmiştir. Ancak bunun yanında harcamalarında akılcı bir ölçüyle olmasını, yani müsriflik sınırlarına dayanmamasını bildirerek çok önemli iki ölçü vermektedir. İsraftan veya gereksiz harcamalardan kaçınmak, ancak hayır ve ihtiyaç görüldüğünde hesap etmeden vermek Allah'ın hoşnut olacağı bir ahlaktır. Örneğin felakete uğramış, tüm malını mülkünü kaybetmiş, her konuda ihtiyacı olan bir insana yardımda bulunurken, insanın, kendisi için alacağı lüks kıyafetleri, eğlencesi ve tatili için yapacağı harcamaları, evine dekorasyon için alacağı bir eşyayı hiç düşünmeden, yani hiç bir hesap yapmadan yardımda bulunması gerekir. Kısacası, bir insanın harcamada bulunurken, en fazla ihtiyaç olan yeri belirlemesi, Allah'ın en razı olacağı harcamayı tespit etmesi gerekir. Bunun içinse vicdanına başvurarak karar vermelidir.

Birçok toplumda fakir insanlara eşya veya yemek verilmesi gibi alışkanlıklar bulunmaktadır. Ancak dikkat edilirse insanlar genellikle başkalarına ya hiç beğenmedikleri ya da eskimiş olan giyeceklerini veya eşyalarını verirler. Yiyecek verecekleri zaman da genellikle bozulmak üzere olan veya tatlarını beğenmedikleri yiyecekleri vermeyi tercih ederler. Aslında bu kişilerin asıl amacı ihtiyaç içindeki bu insanlara yardım etmek değildir. Genellikle evlerindeki dolaplarda yer açmak, evdeki fazlalıkları yollamak kastıyla bu "sözde" yardımları yaparlar. Yani çöpe atacaklarına fakirlere verirler. Onlar bununla kendilerini iyi bir insan gibi görmeye çalışırlar, ancak Allah bir ayetinde bu konu için şöyle buyurmaktadır:

Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır. (Bakara Suresi, 267)

Allah bu ayetinde bir insana yardımda bulunurken insanın kendisine neyi ölçü alması gerektiğini çok açık olarak bildirmiştir. Öyle ise bir insanın gerçekten fedakar ve cömert bir insan olduğunu söyleyebilmesi için, kendisinin almaktan, giymekten ve yemekten hoşlanmayacağı şeyleri değil, sahip olduklarından iyi olanları vermesi gerekir. Allah bir başka ayetinde "Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir." (Al-i İmran Suresi, 92) diye bildirerek insanlara bir başka ölçü daha göstermiştir. Nur Suresinin 22. ayetinde ise Allah, ihtiyaç içinde olanlara herhangi bir eksiltme yapılmadan verilmesini emretmektedir:

Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi, 22)

Bu ayete uyan bir insan ihtiyaç içindeki bir mümin kardeşinin hastalığının masraflarının karşılanması gerektiğinde, aynı sıkıntılar ve zorluklar kendisine veya kendi çocuğunun başına gelmiş gibi davranmaktadır. Böyle bir durumda nasıl harcanan paranın, malın ve mülkün hiçbir önemi olmayacaksa, aynı şekilde ihtiyaç içinde olan bir mümin kardeşinin başına da benzer sıkıntı geldiğinde kendine olmuş gibi aynı hassasiyette ve cömertlikte davranmalıdır.

Sonuç olarak, Kuran'da bildirilen ayetler doğrultusunda, insanın cömertliğinin ölçüsü hiçbir mal hırsı yapmadan, gerektiğinde en sevdiği eşyayı bile verebilecek bir ahlak göstermesi ve gerekli olduğu durumlarda hesapsızca hiçbir eksiltme yapmadan harcama yapabilmesidir.