|
OLUMSUZ
TELKİNİN İNSAN ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Cahiliyede insanlar olumlu ya da olumsuz, her türlü telkine açık
olurlar. Bir çok kişiyi olumlu telkinle iyiye yöneltmek mümkün olduğu
gibi, aynı kolaylıkla kötülüğe yöneltmek de mümkündür. Bunun sebebi
insanların düşünmekten kaçınmalarıdır.
Düşünmeyen bir insanın kendisine ait bir fikri, inancı, doğruluk
anlayışı olmaz. Bu nedenle herkese inanabilir, telkinlerine kolaylıkla
uyum sağlayabilir. Hırsızla hırsızlık yapabilir, kumarbazla kumar
oynayabilir veya alkole düşkün bir insanla alkole eğilim gösterebilir.
İnsanların çevrelerindeki insanların etkisiyle kötü alışkanlıklar
edinmeleri, kanunsuz işlere yönelmeleri ve ahlaki değişim göstermeleri
halk arasında genelde doğal karşılanmaktadır. Bu insanlar çevrelerindeki
kişilerin hayat tarzına uyum sağlar ve içinde bulundukları ortamda
insanlar nasıl bir tavır içindeyse hemen bu tavrı benimserler.
İnsanların bir kısmı dini de bu şekilde yaşamaya çalışırlar. Allah'a
inandığı için değil, çevresindeki insanlar öyle istiyorlar diye
dinin bazı hükümlerini uygularlar. Bu nedenle din ahlakınının gereklerini
terk etmeleri de çok kolay olur. Bu insanlar telkinle dini yaşayabildikleri
gibi, telkinle kolaylıkla dinsiz de olabilirler. Nitekim halk arasında
dini sadece içinde yaşadığı çevreye uyam sağlamak için yaşayan çok
fazla insan vardır.
Kuran ayetlerine baktığımızda, peygamberlerin yaşadığı toplumlarda
da bu çarpık anlayışa sahip insanların çoğunlukta olduğu görülür.
Hz. Musa'nın kavmi, insanlar arasında bu özelliğin ne kadar yaygın
olduğunu anlamak bakımından çok açık bir örnektir.
Musa peygamber Allah'a ibadet etmek için kavminden bir süreliğine
ayrıldığı bir sırada, halkının neredeyse tamamı dini terk etmiştir.
Hz. Musa kendilerine Allah'ın varlığını anlattığında iman ettiklerini
söyleyen ve dinin hükümlerini yerine getiren bu insanlar, O'nun
yokluğunda kendilerine putperestlik teklifinde bulunan ilk insana
ayak uydurmuşlardır. Allah'a inandıklarını ve iman ettiklerini söylerken,
kısa bir süre içinde altından yapılmış bir buzağı heykeline tapınacak
kadar sapkınlaşabilmişlerdir. Bu konudaki ayetlerde Hz. Musa'nın
kavminin yaptıkları bize şu şekilde aktarılmaktadır:
Böylece
onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin
ve ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler.
Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar
veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı? Andolsun,
Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye
düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır;
şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti. Demişlerdi ki:
"Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp
önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız. (Taha Suresi, 88-91)
Dini Allah'a iman ettikleri için değil, çevrelerine uyum göstermek
için yaşayan insanların bazı önemli özellikleri vardır. Bunlardan
biri de ibadetlerini çok kolay terk edebilmeleridir. Bu insanlar
ibadetlerini ancak çevrelerindeki insanlar kendilerini gördükleri
sürece yerine getirirler. Ancak içinde bulundukları ortam değiştiğinde
namazı hemen terk edebilirler. Örneğin kimsenin namaz kılmadığı
bir tatil köyünde, bir kişinin telkiniyle tüm ibadetlerinden vazgeçebilirler.
Oysa iman sahibi bir mümin inkar edenlerin din aleyhindeki her türlü
telkinlerine karşı kapalıdır. Hiç kimsenin sözüyle, ikna edici konuşmasıyla
dinin hükümlerinden taviz vermezler. Çevrelerinde Allah'a inanan
hiç kimse olmasa da tek başlarına din ahlakını yaşar, ibadetlerini
yerine getirirler. Nitekim Allah'ın insanlara uyarıcı ve korkutucu
olarak yolladığı peygamberler de çevrelerindeki insanlardan destek
görmemelerine rağmen dinlerinden asla taviz vermemişlerdir. Tek
başlarına dahi olsalar Allah'ın dinini anlatmaya devam etmiş, Allah'a
gönülden iman etmiş ve ibadetlerini en mükemmel şekliyle yerine
getirmişlerdir.
Gerçek imanda ise insanın Allah'la arasında çok özel bir bağ vardır.
Kişi Allah'ın varlığını tüm kalbiyle, vicdanıyla ve aklıyla kabul
eder. Allah'ın, ahiretin, cennet ve cehennemin varlığı konusunda
zihninde sonsuz sayıda delil vardır. Namaz kılmasının, oruç tutmasının,
müminlerle beraber olmasının sebebi Allah'ın varlığından, sonsuz
güç ve kudretinden kesin olarak emin olmasıdır. Yaptığı herşeyi
Allah istediği için ve Allah'a inandığı için severek, isteyerek
yapar. Tüm amacı Allah'ın razı olduğu gibi bir kul olmak, samimi
imanıyla Allah'ın rahmetini ve cennetini kazanmaktır. Böyle bir
kişiyi inancından döndürmek, telkin yoluyla ahlaksızlığa çekmek,
Allah'ı anmasını engellemek veya Kuran'a muhalif bir hareket yapmasını
sağlamak kesinlikle mümkün değildir. Çünkü o insanlara göre değil,
Allah'a ve Kuran'a göre bir hayat sürmektedir. Şiddetli Allah korkusu,
onu tüm kötülüklerden uzak tutmaktadır. Çünkü onun imani taklidi
değil, hakiki bir imandır.
|