|
DİNDEN
UZAK YAŞAYAN İNSANLARIN, DÜNYANIN GEÇİCİLİĞİNİ
FARK EDEREK DİNE DÖNMELERİ -2-
Önceki yazımda, hastalıkların özellikle de ölümcül olanların insanların
iman etmesine aracı olan hikmetli gelişmeler olduğu üzerinde durmuştum.
Bu yazımda da insanların hayatın gerçek anlamını kavramalarını sağlayan
diğer önemli bir iki konuyu ele almak istiyorum. Bunlardan ilki,
yaşlılık. Yaşlılık, insanın aczinin açık bir şekilde ortaya çıktığı,
üstelik geri çevrilmesi mümkün olmayan bir dönemdir. Kuran'da da
yaşlılığa bu yönü ile dikkat çekilmektedir;
Allah
sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor, sizden kimi de, bildikten
sonra bir şey bilmesin diye, ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa)
geri çevrilir. Şüphesiz, Allah bilendir, her şeye güç yetirendir.
(Nahl Suresi, 70)
İnsan, zamanın yıpratıcı etkisine karşı koyamadığını, gittikçe ölüme
doğru yol aldığını düşündüğünde aynı zamanda ölümden sonraki hayatını
da düşünmeye başlar. Öte yandan, bu gerçeği görmeye başladığı andan
itibaren artık erteleyebileceği çok fazla zaman da kalmamıştır.
Gençlik günleri boyunca önünde uzun bir ömür olduğunu düşünerek,
dini yaşamayı, Allah'a yönelmeyi hep ertelemiştir. Ama artık şimdi,
belki bir gün bir ay sonra dünya hayatın son bulacağı bir döneme
girmiştir. Kendisine öğüt alması için tanınan yeterli süre de dolmak
üzeredir.
İnsan yaşlılık döneminde ölümün yaklaştığını hissederek hayatı boyunca
tüm yapıp ettiklerinden dolayı hesaba çekileceğini düşünmeye başlar.
Bir yandan geçmişinin muhasebesini yapar, bir yandan da artık yakın
olduğunu gördüğü ahiret günü için hazırlık yapmaya başlar. Elbette
bu olumlu bir gelişmedir, ancak insanın hayatın gerçek yüzünü gençlik
yıllarında kavrayıp, Rabbimiz'in emirlerine göre yaşamaya başlaması
çok daha güzeldir. İnsan gençken de yaşlandığında nasıl bir durumda
olacağını, içine düşeceği aciz ve muhtaç durumu düşünerek Allah'a
yönelebilir.
Dünyanın en güzel insanlarından birinin, gençliğinin ve güzelliğinin
doruğundaki bir resmini görüp, sonra da bu insanın yaşlanmış halini
gören bir kişi ister istemez kendisinin de birgün yaşlanıp aynı
hale düşeceğini aklından geçirecektir. Ve insan hayatı boyunca çevresinde
kendisine bu gerçeği hatırlatacak pek çok görüntü ile karşılaşmaktadır.
Allah'ın bir hikmet üzerine kendisine gösterdiği bu görüntüleri
gereği gibi düşünen insan, yaşı, konumu, makamı, maddi durumu, içinde
bulunduğu şartlar ne olursa olsun Allah'a yönelmesi gerektiğini
kavrar.
Unutmamak gerekir ki, insanın dünyada sahip olduğu her türlü değer
eksik, geçici ve yok olmaya mahkumdur. Ahirette ise Allah'ın insanlara
vereceği nimetler çok daha güzel, sürekli ve kalıcıdır. Bu gerçek
ayetlerde şöyle bildirilmektedir;
Onlardan
bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya
hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı
ve süreklidir. (Taha Suresi,131)
Hiç Bir Zaman Gerçek Mutluluğu Yakalayamadığını Görerek İman
Etmesi
Şeytan bir şekilde insanları, vicdanlarına ters düşerek dinden uzak
yaşamaya ikna edebilir. Fakat insanlar böyle bir ahlakta ve yaşam
tarzında hiç bir zaman gerçek mutluluğu, huzuru ve ruh dinginliğini
yakalayamazlar.
Tüm hayatı boyunca nefsinin istediği herşeye ulaşmış bir insan düşünelim.
Bu insan zengin, şan ve şöhret sahibi, iyi öğrenim görmüş, yüksek
mevkilere ulaşmış bir kişi olsun. Ama tüm bunlara sahip olmasına
karşın, eğer Allah'ı hoşnut etmek amacı ile yaşamıyorsa, bir türlü
gerçek mutluluğu ve huzuru yakalayamayacaktır. Çünkü böyle bir kişinin
vicdanı tam anlamı ile rahat değildir.
İnsan ruhu hiçbir zaman maddi değerler ile huzur bulamaz. İnsanı
huzurlu kılan sevgi, şefkat, yumuşaklık, merhamet gibi manevi değerlerdir.
Ve bu değerlerin gereği gibi yaşanması ancak din ahlakı ile mümkündür.
Din ahlakını yaşamayan insan her zaman sadakatsizlik, vefasızlık,
bencillik, acımasızlıkla karşılaşacak ve bunların sıkıntısını yaşayacaktır.
Ne kadar varlıklı olursa olsun, ne kadar güzel olursa olsun bu kötü
ahlak özelliklerinin manevi azabı onu hiç rahat bırakmayacaktır.
Bu kişi istediği kadar eğlence mekanlarına gitsin, dost sohbetlerine
katılsın, vicdanına uygun bir hayat yaşamadığı için yine de hoşnut
olamaz, dolayısıyla tüm imkanlara sahip ancak, rahat ve huzurlu
bir yaşam sürememenin sıkıntısı içinde olur. Kişinin bu manevi azaptan
kurtulmak istemesi ve manen tatmin olduğu, güzel bir yaşama özenmesi,
onu imana yöneltebilir. Bu durum, dünya hayatının aldatıcı yönünü
fark etmesine neden olabilir. Yaşadığı sıkıntıların din ahlakını
yaşamamasında ya da samimi olarak kalben iman etmemiş olmasından
kaynaklandığını anlayabilir, bunun neticesinde dini yaşamaya karar
verebilir.
Allah insanın fıtratını ancak dini yaşadığı müddetçe mutlu ve sağlıklı
olacak şekilde yaratmıştır. Dolayısıyla insanın din dışı bir yaşam
ile huzurlu bir yaşam süremeyeceği açıktır. Bu sebeple pek çok insan
bu gerçeği fark ettiğinde, hem dünyada huzurlu ve rahat bir hayat
sürebilmek hem de sonsuz yaşamında güzel bir hayat sürebilmek için
iman edebilir. Dinden uzak yaşamanın getirdiği ahlakın ne kadar
bozuk ve dejenere bir ahlak olduğunu açıkça anlayanlar üzerinde,
iman edenlerin fedakarlıkları, hoşgörülü tavırları, merhametleri,
mütevazı halleri, yumuşakbaşlı ve sabırlı olmaları da olumlu bir
etki uyandırır. Bir insanı böylesine ihlaslı ve güzel huylu davranmaya
yönelten sebep ne olabilir diye düşünebilir. Ve bunun yalnızca Allah
korkusu ve Allah sevgisi olduğunu kavrayabilir. Allah'ın hoşnutluğunu
aramanın Allah'ın insanlardan istediği ahlakın güzelliğini fark
edebilir.
"Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların
yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin
halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır." (Yunus Suresi, 26)
ayetiyle de buyurulduğu gibi, Allah'ın iyilik yapanları dünyada
da güzel bir hayatla yaşattığını gören bir insan din ahlakını yaşamaya
karar verebilir.
|