DİNDEN UZAK YAŞAYAN İNSANLARIN, DÜNYANIN GEÇİCİLİĞİNİ
FARK EDEREK DİNE DÖNMELERİ -1-

"Onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler. Allah'ın yolundan alıkoyarlar ve onu çarpıtmak isterler (veya onda çarpıklık ararlar). İşte onlar, uzak bir sapıklık içindedirler." (İbrahim Suresi,3) ayetinde bildirdiği gibi dinden uzak yaşayan insanların kendilerine belirledikleri hedefler ve hayatlarının amacı genellikle dünyaya yöneliktir. Bu insanların duaları ve istekleri de tamamen dünyevi çıkarlar üzerine kuruludur:

İnsanlardan öylesi vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada ver" der; onun ahirette nasibi yoktur. (Bakara Suresi, 200)

Bu insanlar dünya hayatının gerçek olduğunu, dünyada çok uzun süre kalacaklarını, dünya nimetlerinden sürekli faydalanacaklarını zannetmektedirler. Bundan dolayı da bu insanlar için Allah'a yönelmek, dini yaşamak hep arka planda olur ve genellikle de yaşlılığa ertelenir. Oysa dünya hayatı çok kısadır. Dünyada yapılan işlerin, elde edilen başarıların, kazançların, hırs haline getirilen maddi değerlerin geçici olduğu Kuran'da pek çok hikmetli örnekle açıklanmaktadır:

Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisini gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiç bir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için biz ayetleri böyle birer birer açıklarız. (Yunus Suresi, 24)

Dünyanın geçici bir mekan olduğu ve asıl hedef haline getirilmemesi gerektiği İslam alimleri tarafından da önemle üzerinde durulan konulardandır. Bu alimlerden birisi de Bediüzzaman Sadi-i Nursi'dir. Üstad, dünya hayatının kısalığını ve ahiret için çalışmanın önemini şöyle anlatmıştır.

Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarf ediyorsun! Sen istidat cihetiyle bütün hayvanatın üstünde olduğunu ve hayat-ı dünyeviyenin levazımatını tedaikte iktidar cihetiyle, bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Bundan neden anlamıyorsun ki asıl vazifen hayvan gibi çabalamak değil, belki hakiki bir insan gibi hakiki bir hayat-ı daime için uğraşmaktır. (Sözler, s. 282)

Bir çok insan bu gerçekleri hiç düşünmeden ömrünü tüketir. Ölüm ile karşılaştığı anda ise büyük bir pişmanlık yaşar. Ancak kimi zaman dünya hayatında karşılaşılan bazı olaylar insanların düşünüp öğüt almasını sağlayabilir. Bu olaylar sonucunda insan dünyada bulunuş amacını ve hikmetini kavrayabilir.

Örneğin genç bir yaşta aniden beyin kanaması geçiren bir kişiyi düşünelim… Hiç beklemediği bir anda bu derece ciddi bir durum ile karşı karşıya gelen bir insanın komada bir süre kaldıktan sonra tekrar hayata dönmesi elbette ki (Allah'ın izni ve hidayet vermesi ile) hayatındaki pek çok şeyi değiştirecektir. Bu kişinin belki de ilk düşüneceği konu, dünyada bulunuş amacı ve ahiret olacaktır. O zamana kadar müthiş önem verdiği idealler ve hedefler bir anda önemini yitirerek son derece tali konular haline gelecektir.

Ya da hayatı boyunca dinden uzak yaşamış bir insan hiç beklemediği bir anda ölümcül bir hastalığa yakalanırsa ruh hali tamamen değişebilir. Çünkü böyle bir anda sahip olduğu malların, evinin, arabalarının, kıyafetlerinin, mücevherlerinin ve bunun gibi daha pek çok dünyevi değerin hiçbir önemi kalmaz. Kendisini iyileştirmeye çalışan doktorlara, sevdiği insanlara bakar ve kendini yapayalnız, çaresiz hisseder. Böyle bir anda hiçbirinin kendisini kurtarmaya gücünün yetmeyeceğini, kendisine şifa verecek olanın, sağlıklı hale gelmesini sağlayacak olanın yalnızca Allah olduğunu çok iyi kavrayabilir. Bunun sonucunda sürekli dua edip Allah'tan bağışlanma dileyebilir, Allah'ın bu hastalığa şifa vermesini isteyebilir. Çünkü genellikle insan aciz bir konuma düştüğünü gördüğünde kalbi yumuşar, mütevazileşebilir Samimi olarak Allah'tan yardım dileyebilir. Ölümüne belki de çok az bir zamanın kaldığını düşünerek, bu süre boyunca Allah'a yakınlaşmak ve ahirette güzel bir konumda olmak için ciddi bir çaba sarf edebilir.

Hastalık insanın Allah'a yönelmesini sağlar. Özellikle de ciddi ve ölümcül hastalıklar, insanların ölümün yakın olduğunu hissedip, mutlaka bir gün Allah'a hesap vereceklerini düşünmelerine ve dine sıkıca sarılmalarına vesile olur. Allah bütün bunları bir hikmet üzerine yaratır. Hastalık gibi acizlikler insanın daha aklı başında ve vicdanlı düşünmesini sağlayabilir. Hastalığından kurtulmasının ve sağlıklı bir hale gelmesinin sadece Allah'ın dilemesiyle olduğunun şuuruna varan pek çok insan, bu vesile ile iman edebilir.

Öte yandan, eğer bir insan "ben herşeye güç yetiririm" gibi akılsızca bir iddiada bulunuyorsa, Allah'a karşı büyüklenme göstermiş, üstelik çok büyük bir yanılgıya kapılmış olur. Allah'ın yarattığı hiçbir olayı, kimsenin engellemeye gücü yetemez. İnsan bedenine oranla kendinden yüzlerce hatta milyonlarca kat küçük bir mikroba ya da virüse yenilip yatağa bağlanabilir, günlerce yatmak zorunda kalır. İnsanı yatağa düşüren mikrop da, kendisinin iyileşmesine aracı olan savunma sistemi de Allah'ın izniyle, dilemesiyle hareket etmektedir. Bu gerçeğin anlaşılması, kişinin hem dünya hem de ahiret yaşamını kurtaracak önemli bir adım olacaktır.