|
ASIL
OLAN İNSANIN SON HALİDİR
Bir insan hayatı boyunca pek çok hata yapabilir, üstelik bu hatalar
son derece hayati, kişinin dünya ve ahiret yaşamını doğrudan etkileyen
hatalar da olabilir. Ancak hata yapmak asla bir insan için son değildir.
Mühim olan yapılan hatadan bir kader dersi çıkarabilmektir. Eğer
insan doğru tavrı gösterirse, her hata insanı daha çok Allah'a yönelten,
dinde daha derinleşmesini sağlayan bir araca dönüşür. Bu nedenledir
ki, samimi iman edenler için hatanın ne olduğundan çok bu hata karşısında
nasıl bir tavır alındığı önemlidir.
Vicdanı açık olan ve Allah'tan korkan bir mümin, Allah'ın hoşnutluğunu
her an araması gerektiğini bilir. Bir an için bile olsa vicdanının
sesini kısmayı göze almaz. Çünkü Bediüzzaman Said Nursi de söylediği
gibi "Vicdan kalp penceresinden bakar. Akıl gözünü kapasa da
vicdanın gözü daima açıktır." (Mesnev-i Nuriye, s. 240)
Bir insanı vicdanının sesi yönlendirmiyorsa, şeytani bir ses yönlendirir.
Bu konuda vereceği ufak bir taviz, samimiyetinden uzaklaşmasına
neden olacaktır. Müminler, iman ettikten sonra da imanlarının deneneceğini
bilirler. Her an şeytanın telkinlerine karşı dikkatlerini açık tutmaları
gerektiğinin bilincindedirler. Zira şeytan insanın zayıf anlarını
kollamaktadır ve insanları geçici olan dünya hayatına davet etmektedir.
Şeytanın yaldızlı sözlerine kanan bir kişi onun kurduğu tuzağa kolayca
düşebilir ve iman ettikten sonra, Allah korusun, inkara yönelebilir.
Allah Kuran'da birçok ayette 'iman edip sonra inkar edenlerden'
bahsetmektedir. Müminlerin arasında yıllarca yaşamış olmalarına
rağmen, imanlarında, ibadetlerinde kararlılık ve sabır göstermeyen
kişiler, yeniden küfür ortamına dönebilirler.
Ancak unutulmamalıdır ki, bu hatasından dönemez, böyle bir kişi
yeniden iman edemez, Allah'ın razı olacağı salih bir kul olamaz
diye bir şart yoktur. Eğer tevbe ederse ve Allah'a gönülden boyun
eğerek, yeniden iman etmeye niyet ederse; Allah, ahirette insanların
kötülüklerini örteceğini ve güzelliklere çevireceğini bildirmiştir.
İlk başta iman ettiği gibi hatta daha da samimi olarak Allah'a selim
bir kalple teslim olan bu kişinin geçmişinde yaptığı hatalar birer
utanç vesilesi değil, bir daha yapmayacağı birer tecrübe olarak
hayrına dönüşebilir.
Müslümanların arasında olup Kuran ahlakının yaşandığı bir ortamda
olmanın verdiği konforu yaşayan bir insan, herhangi bir sebepten
ötürü cahiliye toplumuna geri döndüğünde bir çok bela ile karşılaşır.
İman edip sonra küfre dönen biri için sanki dünyada cehennem hayatı
başlamış gibidir. Cahiliye insanlarının birbirlerine değer vermeyen
tutumları, vefasızlıkları, vicdansızlıkları, sadakatsizlikleri,
eğer gerçekten hidayet ehli ise, bu kişinin yaptığı hatayı anlamasına
vesile olur. Örneğin, müminlerle birlikteyken onların arasındaki
doğruluk, samimiyet ve güvene birbirebir şahit olan bir insan küfrün
arasına döndüğünde hiç ummadığı şekilde defalarca aldatılabilir,
dolandırılabilir. İki yüzlü insanlar tarafından umulmadık muamelerle
kaşılaşabilir. Karşılaştığı her kare bu insana, müminlerin değerini,
gerçek dost ve sırdaş edinmeye yalnızca müminlerin layık olduğunu
gösterir.
Dinin hükümlerini, müminlerin ahlakını, Allah'ın emirlerini, hayatın
gerçek amacını aslında çok iyi bildiği için de, yaşadığı pek çok
olay kendisine müminleri, ahireti ve Allah'ı hatırlatır. Eğer bu
hatırlatmalardan kendisine bir pay çıkarıp, işlediği hatadan dolayı
pişmanlık duyup bu durumu telafi etmek isteyebilir. Eğer bu isteğinde
gerçekten samimiyse, Allah'ın affedici ve bağışlayan olarak bulacaktır.
Allah Kuran'da insanlara tevbe kapılarını sonuna kadar açtığını
bir çok ayet ile bildirmiştir. Bunu bilen Allah'ın kendine verdiği
bu büyük fırsatın şuuruna varan insan bu fırsatı değerlendirir.
Aşağıdaki ayetler bunlardan bazılarıdır.
Sonra
gerçekten Rabbin, cehalet sonucu kötülük işleyen, sonra bunun
ardından tevbe eden ve ıslah olanlar(la beraberdir). Şüphesiz
Rabbin bundan sonra bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl Suresi,
119)
Eğer
Allah insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekek olsaydı, onun
üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak
onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri
gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alabilirler. (Nahl
Suresi, 61)
Ancak unutmamak gerekir ki dine dönmek isteyenlere şeytan mutlaka
yaklaşacak ve olumsuz telkinlerde bulunmaya çalışacaktır. Allah
rızası için yaşamaya karar veren bir insanın aklına türlü vesveseler
vermeye çalışacak ve doğru yola uymasını engellemek isteyecektir.
Örneğin 'iman edince diğer müminler arasında kabul görebilecek miyim?',
'Önceden yaptığım yanlış nedeniyle bana güvenilir mi?', 'Müslümanların
sevgisinde ve kardeşliğinde bir azalma olur mu?' gibi aklına çeşitli
yanlış düşünceler sokmaya çalışacaktır.
Şeytanın verdiği bu olumsuz düşüncelere karşı iman edenlerin cevabı
çok açık olacaktır. Çünkü iman edenler hayatın her anını yalnızca
Kuran'ın bakış açısıyla değerlendirirler. Buna göre müminler için
bir insanın en son hali önemlidir. Eski tavrının, müminlerin arasına
gelip sonra tekrar cahiliyenin arasına dönmüş olmasının kısaca tarihinin
hiçbir önemi yoktur. Hatası ne olursa olsun hatasından dolayı -eğer
o kişi pişman olup tavrını düzeltmişse- bir kişiyi ayıplamak müminlerin
asla göstermeyeceği bir tavırdır. Müminler birbirlerinin velisi,
dostu ve destekçisidir. 'İman ettim' diyen ve Allah'tan korkan bir
insana karşı hoşgörülü olmamak, ona şefkat ve sevgi duymamak ise
bir mümin için mümkün değildir.
|