İHTİYAÇ İÇİNDE OLANLARIN ALLAH'A YÖNELİŞİ

Allah sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olandır. Elçiler, kutsal kitaplar ve salih müminler kanalıyla sürekli olarak insanları cehennem azabına karşı uyarmaktadır. Bütün bunların yanında Allah insanları karşılaştıkları pek çok hikmetli olay ile de uyarmaktadır. Allah bütün olayları ve detayları bir amaç üzerine yaratmaktadır. İlk bakışta olumsuz gibi görünen her olay, İlahi bir hayır ve hikmetle yaratılmıştır.

Çok varlıklı ve insanların üzerinde söz sahibi olan bir kişiyi düşünelim… Bu kişi insanlar arasında itibar sahibi ve güçlü bir kişi olarak bilinmektedir. Bundan dolayı müthiş bir gurur ve büyüklenme içerisindedir. Sahip olduğu imkanlar onu din ahlakını yaşamaktan da uzaklaştırmaktadır. Sadece dünyevi çıkarlarının peşinde koşmakta ve elde ettiği zenginlikten dolayı daha da hırslanmaktadır.

Birgün bu kişi sahip olduğu mal varlığını bir iş üzerine yatırır ve kısa zamanda iflas ederek sahip olduğu herşeyi kaybeder. O zamana kadar bir kere bile Allah'a dua etmeyi aklından geçirmezken, düştüğü durumdan dolayı gururunu bir kenara bırakarak son derece tevazulu bir ahlak göstermeye başlar. Çünkü büyüklenmesine ve dinden uzaklaşmasına aracı olan herşeyi kaybetmiştir. İlk bakışta bu olay kişinin aleyhine gibi görünse de, görüldüğü gibi aslında birçok hikmetle ve hayırla beraber yaratılmıştır. Zaten Bediüzzaman Said Nursi'nin de belirttiği gibi 'Kainatta galib-i mutlak hayırdır.' (Münazarat (Teksir), s. 4)

Eğer bu kişi sadece Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini isteyerek ihlasla dine sarılırsa o zaman Allah nimetlerini arttırarak dilerse kişiyi bir daha zengin bir hale getirebilir. Önemli olan kişinin herşeyi verenin ve alanın, malın mülkün asıl sahibinin yalnızca Allah olduğunu, dilediğini zengin dilediğini fakir kıldığını bilerek hareket etmesidir. Tekrar zenginlik sahibi olmasının şükretmesine ve Allah'a olan sevgisinin artmasına sebep olması ile birlikte, olumsuz gibi görünen böyle bir olay bu kişinin tamamen hayrına dönebilir.

Denizde Kalanların Durumu


İnsan gerçekten içinden çıkamadığını düşündüğü bir zorlukta, kendisine yardım edecek olanın yalnızca sonsuz Güç ve Kudret sahibi olan Allah olduğunu doğal olarak kavrar. Böylece Allah'a samimi bir kalple dua eder.

Kuran'da insanların zor bir durumda kaldıklarında ya da sıkıntı içinde olduklarında katıksızca Allah'a yöneldikleri belirtilmektedir.

Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na 'gönülden katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye başlarlar: "Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak sana şükredenlerden olacağız." Ama (Allah) onları kurtarınca, hemen haksız yere, yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. Ey insanlar, sizin taşkınlığınız, ancak kendi aleyhinizedir; (bu) dünya hayatının geçici metaıdır. Sonra dönüşünüz bizedir, biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz. (Yunus Suresi, 22- 23)

Onları kara gölgeler gibi dalgalar sarıverdiği zaman, dini yalnızca O'na 'halis kılan gönülden bağlılar' olarak Allah'a yalvarıp yakarırlar (dua ederler). Böylece onları karaya çıkarıp-kurtarınca, artık onlardan bir kısmı orta yolu tutuyor. Bizim ayetlerimizi gaddar, nankör olandan başkası inkar etmez.(Lokman Suresi, 32)

Şiddetli bir fırtına sırasında denizin ortasında kalan bir gemide bulunmak bir insan için son derece ürkütücüdür. Ortada kişinin kurtulmasını sağlayabileceği, güvenebileceği hiçbir şey kalmamıştır.

Düşünün ki dev dalgaların arasındasınız ve bulunduğunuz tekne birkaç dakika içerisinde alabora olmak üzere, yakınlarınızın, sevdiklerinizi dehşet içerisinde yüz ifadeleriyle görüyorsunuz. Her an boğularak ölebilirsiniz veya yakınlarınızın ölümüne şahit olabilirsiniz. Böyle bir durumda insan, her ne kadar hayatı boyunca dinden uzak yaşamış olsa, hayatında hiç dua etmemiş hatta imansız olduğunu söyleyen bir insan da olsa Allah'a yalvara yakara en içten haliyle dua edecektir. O anda her şeyin yalnızca Allah'ın dilemesiyle bir anda değişebileceğinin mutlaka şuuruna varacaktır. Bütün bunlar göstermektedir ki böyle anlarda insanlar Allah'a karşı son derece samimi, tevazulu davranabilmekte, Allah'ın razı olacağı bir kul ahlakı gösterebilmektedirler.

İnsanların zorluk çektikleri veya sıkıntı hissettikleri bir durumda Allah'a samimi, içten bir kalp ile yönelmeleri, aslında tek sığınacakları varlığın Allah olduğunu çok iyi bildiklerini göstermektedir. Daha önce bunu aklına getirmeyen ve Allah'ın gücünü düşünmeyen bir çok insan böyle anlarda herşeye güç yetirenin yalnızca Allah olduğunu anlar. Ancak bunu iyice kavradıktan sonra yine aynı inkarcı düşünce ve tavırlara geri dönmemek çok önemlidir. Tam tersine kazanmış olduğu samimiyet, ihlas ve tevazusunu koruması ve devam ettirmesi gerekir. İhtiyacı olduğunu düşündüğü anda Allah'a yönelmek, mutluluğa ve refaha kavuştuğunu düşündüğü anda ise herşeyi unutarak eski hayatına dönen bir insan, nankörlük yapmış olur.

Allah Kuran'da zorluğu ve sıkıntıyı açıp giderdikten sonra insanların eskiden olduğu gibi gafil yaşantılarına geri dönebilecekleri tehlikesinden bahsetmektedir.

İnsana bir sıkıntı dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir. (Yunus Suresi, 10)

Eğer bir insan rahata ve güvenliğe kavuştuğunda da Allah'ın kendisine vermiş olduğu nimetlere her an şükrederse, Allah'ın rızasına uygun hareket etmiş olur. İnsanın Allah'a teslimiyetli ruh halini devam ettirmesi ve zor anında Allah'a verdiği sözleri yerine getirmesi yalnızca kendi lehine olacaktır. Zorluk sırasında Allah'a samimi olarak yönelen insanların, güvenliğe eriştiklerinde de aynı kararlılığı göstermeleri eski yaşamlarından salih Müslümanlığa dönmeleri demektir.