|
KURAN'DA
ADALETLİ VE HOŞGÖRÜLÜ OLMAK EMREDİLMİŞTİR
Tarih boyunca insanlar zenginliklerine, ırklarına, etnik kökenlerine,
ya da dinlerine göre sınıflandırmaya tabi tutulmuş, bu nedenle de
yüzyıllar boyu çatışmalar, kavga ve kaoslar süregelmiştir. Bilhassa
20. yüzyıl savaş ve çatışmaların doruğa çıktığı bir dönem olmuştur.
Ancak siyasi, ekonomik ve politik açıdan güçlü bilinen devletler
dahi bu olumsuzlukları etkisiz hale getirmeye güç yetirememişlerdir.
Bunun sebebi ise izledikleri yolun yanlışlığıdır. Dinden tamamen
uzak, vicdanını kullanmayan, yalnızca kendi çıkarlarını düşünen,
heva ve heveslerinin peşi sıra giden insanların işleyecekleri suçların,
dinsizliğin ürettiği çözüm ve yöntemlerle bertaraf edilmesi elbette
ki olanaksızdır. Bugüne kadar bir çok ülke bunu tecrübe etmiş, ancak
toplumsal huzura ve barışa kavuşma konusunda başarı sağlayamamıştır.
Adaletsizliklerin, eşitsizliklerin, savaşların, huzursuzlukların,
acımasızlığın sona ermesinin tek çözümü, Kuran ahlakının insanlar
tarafından benimsenmesi ve uygulanmasıdır. Çünkü Kuran insanları
her zaman ve her koşulda barışa, dostluğa, insaniyetli davranmaya,
adil olmaya, uzlaşmaya ve hoşgörüye davet eder. Örneğin Araf Suresi'nin
199. ayetinde bildirilen "Sen af yolunu benimse" emri
affedici ve hoşgörülü olmanın, Hucurat Suresi, 13. ayetindeki "Allah
adalet yapanları sever" ifadesi de adaletli olmanın önemine
dikkat çekmektedir. Allah Fussilet Suresi, 34. ayetinde ise kendisine
kötülük yapıldığında mutlaka iyilik ve güzellik ile karşılık verilmesi
gerektiğini öğütlemektedir;
İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel bir tarzda (kötülüğü)
uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık
bulunan kimse sanki sıcak bir dost (un) oluvermiştir."
Kuran'a göre insanlar arasındaki üstünlük, ırka, renge, etnik kökene,
maddi imkanlarına göre değil, yalnızca takvaya ve güzel ahlaka bağlıdır.
(Hucurat Suresi, 13) Kuran insanlara bir konuda karar vermeleri
gerektiğinde her iki tarafın da haklarının korunmasını, olayların
ve kişilerin ön yargısız değerlendirilmesini, güçlünün değil daima
haklının yanında yer alınmasını, bir hüküm verileceği zaman da dürüstlüğü,
affediciliği, hoşgörüyü ve merhameti esas alarak ve Kuran ayetlerinın
ışığında davranılmasını emreder.
İnsanlara haksız yere saldırmak, masum insanların canına kıymak,
mallarını gasp etmek, kısacası bir kişinin en doğal haklarına tecavüz
etmek yasaktır. Kolayca öfkeye kapılmak, kinlenmek, hemen gözü dönmüş
bir hale gelmek Kuran ahlakına göre çirkin bir tavırdır. Kuran insanlara
öfkelendiklerinde öfkelerini yenmelerini, itidalli, merhametli ve
şefkatli olmalarını, hiçbir durumda adaletten ödün vermemelerini
emretmiştir. Ayrıca Allah Kuran'da iyilikte bulunmayı, insanların
arasını düzeltmeyi, uzlaştırıcı olmayı, affediciliği de emretmektedir.
Dikkat edilirse Allah güzel ve huzurlu, esenlik dolu bir yaşam için
gerekli olan tüm detayları Kuran vesilesi ile insanlara bildirmiştir.
Bu, insanlar için hem bir kolaylık hem de bir nimettir. Bu emirleri
ve tavsiyeleri uygulayan hoşgörülü, barışçıl, adaletli bir tutum
içerisinde olan topluluklar arasında din, etnik köken, maddi unsurlar
sebebiyle çatışmaların, zalimliklerin olmayacağı ise son derece
açıktır.
Nitekim peygamberimiz Hz. Muhammed, yaşadığı dönemde farklı ırklara,
kültürlere, inançlara mensup insanlara daima hoşgörülü ve adaletli
olmuş ve içinde yaşadığı topluma da bunu tavsiye etmiştir. İnsanların
ırkları yüzünden aşağılanmalarını, hor görülmelerini, haklarının
ellerinden alınmalarını, kişilere düşmanca duygular beslenilmesini
kınamıştır. Bundan 1400 yıl önce, Kuran'ı ölçü alarak tüm bu yanlış
mantıkları ortadan kaldırmış, insanların rengine, ırkına, diline
göre bir ayrım yapılmayarak kardeşçe yaşamasını sağlamıştır. Nitekim
Resulullah Veda Hutbesi'nde de Arap kavmine şöyle bir çağrıda bulunmuştur;
"Soylarla
övünülmez. Araplar, Arap olduklarından Acemlerden; Acemler de,
Acem olduklarından Araplardan üstün sayılamazlar. Çünkü Allah
katında en yüce olanınız, O'na karşı gelmekten en fazla kaçınanınızdır."
Dolayısıyla
Peygamber efendimizin örnek alındığı ve Kuran ahlakının yaşandığı
bir ortamda bir insan ne Yahudi, ne zenci, ne Kızılderili, ne Ermeni,
ne Hırıstiyan olduğu için hakir görülemez, adaletsiz bir uygulama
ile farklı muamelelere maruz kalamaz, hakları ellerinden alınamaz.
Allah her insanı en güzel surette yaratmıştır. Güzel ahlak gösterenler
Allah katında üstün olanlardır. Harun Yahya'nın eserlerinden faydalanılarak
hazırlanan www.islamterorulanetler.com sitesinde bu konuda çok önemli
makaleler bulunmaktadır. Yazılarından birinde Harun Yahya, peygamberimizin
ardından gelen Müslüman yöneticilerin adaletli ve hoşgörülü uygulamalarını
şu şekilde tarif etmektedir:
...Peygamberimizin vefatının ardından da Müslümanlar diğer dinlerin
mensuplarına karşı son derece hoşgörülü ve saygılı davranmaya devam
etmişlerdir. İslam devletlerinde hem Yahudiler hem de Hıristiyanlar
son derece güvenli ve özgür bir yaşam sürmüşlerdir. Hz. Ömer Kudüs'ü
fethettiğinde, bir katliama maruz kalacaklarından korkan Hıristiyanları
teskin etmiş, güvenlikte olduklarını onlara açıklamış, hatta kiliselerini
ziyaret ederek, burada ibadete özgürce devam edebileceklerini onlara
bildirmiştir... Bu olaydan 4 asır kadar sonra, 1099 yılında Kudüs,
Haçlılar tarafından işgal edilmiş ve içindeki tüm Müslümanlar kılıçtan
geçirilmiştir. Şehri 1187 yılında geri alarak işgalden kurtaran
İslam kumandanı Selahhaddin Eyyubi ise, yine Hıristiyanların korkularının
aksine, tek bir sivilin bile kılına dokunmamış, tek bir yağma olayına
izin vermemiş, işgalci Hıristiyanlar tüm malları ve mülkleriyle
birlikte güven içinde şehirden çıkabilmişlerdir."
Geçmiş tarihlerde gerçekleşmiş olan bu adaletli uygulamaların ve
güzel ahlakın devamı için tüm insanlara Allah sevgisinin ve Allah
korkusunun öğretilmesi gerekir. İnsanlar Allah'tan şiddetle sakındıkları,
ahiret gününde hesap vereceklerine kesin olarak iman ettikleri ve
Allah'ın tüm yaptıklarından haberdar olduğunu bildikleri müddetçe
adaleti, barışı, hoşgörüyü ilke edineceklerdir. Nitekim Allah'tan
korkan ve bu nedenle insanların hakkına karşı sor derece titiz olan
Bediüzzaman'ın İslam dinindeki adaleti açıkladığı şu cümleleri,
bütün Müslümanlara önemli bir ders niteliği taşımaktadır.
"Bir
masumun hayatı, kanı, hatta umum beşer için olsa da, heder olmaz.
İkisi nazar-ı kudrette bir olduğu gibi, nazar-ı adalette de birdir.
Cüz'iyatın külliye nispeti bir olduğu gibi, hakkın dahi mizan-ı
adalete karşı aynı nispettedir. O nokta-i nazardan, hakkın küçüğü
büyüğü olmaz.
İnsanlara karşı bu kadar değer veren ve hassas bir adalet anlayışı,
sadece İslam dininin getirdiği ahlak anlayışında vardır. Bu nedenle
dünya üzerindeki mevcut karışıklığın ve adaletsizliklerin çözümünde
tek yol Allah korkusuyla şekillenmiş böyle bir adalet anlayışının
ve hoşgörünün benimsenmesi ve uygulanmasıdır.
|