|
ROMANTİZM
TEHLİKESİ
İman
eden bir insan, Allah'ın rızasını kazanmak dışında başka bir yol
aramayan, hayatını Kuran'da bildirilen ölçüler içerisinde yaşamaya
karar vermiş ihlaslı bir insandır. Ancak Allah Kuran'da, "iman ediyorum"
demelerine rağmen bahsettiğimiz ihlas anlayışına sahip olmayan insanların
varlığından bahsetmektedir. Bu insanların Kuran hükümlerine uymaya
davet edildiklerinde yüz çevirip, kendi cahiliye bilgileriyle hareket
ettikleri bildirilmektedir:
Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde,
"Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler... (Maide
Suresi, 104)
Bu
insanlar Allah katında geçerli olan tek ölçünün takva olduğunu kavramamaları
ya da kavradıkları halde nefislerine uymaları nedeniyle Kuran ruhu
içinde yaşayamazlar. Bunun sonucunda da cahiliye anlayışına çok
benzer bir anlayış geliştirirler. Üzerlerinde Müslümanlara has güzel
özellikler, akıl alametleri oluşmaz. Zaaflarla dolu bir kişilik
geliştirirler. Güzel ahlaka özendiren, kitleleri Allah yoluna yönelten
kimseler olmazlar. Aksine insanlar tarafından kolayca yönlendirilir,
cahiliye dininin sinsi tuzaklarına çok çabuk düşer, şeytanın verdiği
vesveselerden kurtulamazlar. Unutulmamalıdır ki Kuran'da Şeytan'ın,
zayıf iradeli insanları kolayca etkisi altına aldığından bahsedilmekte,
etkisi altındaki kişileri kullanarak diğer insanları yönlendirdiği
ifade edilmektedir:
Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların
ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda
onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun." Şeytan, onlara
aldatmadan başka bir şey vadetmez. (İsra Suresi, 64)
Bu
nedenle Müslümanların şeytanın bu yönünü çok iyi bilmeleri ve bu
konuda dikkat içinde olmaları gerekmektedir. İhlaslı Müslümanlar
üzerinde şeytanın hiçbir etkisi olmaz. Ancak Kuran'ı iyi bilmeyen,
Kuran dışında başka kaynaklarla yönlenen insanlar şeytanın etkisine
açıktırlar. Bu kişilerin İslam dininde yer almayan bir ahlak ve
zihniyeti, İslam dini adı altında yaşamaları, tebliğ etmeleri ve
bu şekilde dine samimiyetsiz bir anlayışla yaklaşmaları da mümkündür.
Romantizm ise, ihlas temeli üzerine kurulu olmayan bu anlayışının
tehlikeli bir çıkış noktasıdır.
Harun
Yahya "Şeytan'ın Bir Silahı: Romantizm" adlı kitabında, romantizmin
dinle nasıl karıştırıldığını anlatırken ihlas konusuna dikkat çekmiş
ve romantizmi yaşayan bir insanın din anlayışını şu şekilde tarif
etmiştir:
"Dinle
romantizmin birbirine nasıl karıştırıldığını anlamak için, dinin
temeli olan "ihlas" kavramını iyi kavramak gerekir. İhlas, bir
işin sadece ve sadece Allah'ın rızasını kazanmak için yapılmasıdır.
Bir iş ancak ihlaslı olarak yapılırsa ibadet olur ve Allah katında
değer kazanır. Örneğin namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek,
Allah yolunda çaba harcamak ve tüm diğer ibadetler, Allah'ın rızasını
kazanmak kastıyla yapıldığı takdirde ibadet olur. Allah Kuran'da
"İşte şu namaz kılanların vay haline, ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,
onlar gösteriş yapmaktadırlar" (Maun Suresi, 4) buyurarak, Allah
rızası için yapılmayan ibadetin geçersizliğini bildirmiştir.
Romantizmin
dini çarpıtması da bu şekilde olur. Dini, Allah'ın rızasından
başka bir amaca yönlendirir: İnsanlara dini, Allah'ın rızası için
değil de, kendi duygusal ihtiyaçlarını tatmin etmek için yaşatır.
Romantizm
bu ince ama çok önemli olan ayrımı ortadan kaldırarak, insanları
tamamen yanlış bir din anlayışına sürüklemektedir. Bunun doğal
bir sonucu, mistisizmdir. İhlas ortadan kalktığında ve din bir
tür "psikolojik rahatlama" aracı olarak görülmeye başladığında,
insanları bu psikolojiye daha fazla sokacak mistik etkenler devreye
girer. Romantik din anlayışı ile Kuran'da Allah'ın bize öğrettiği
gerçek dini karşılaştırdığımızda fark çok açık olarak ortaya çıkmaktadır:
1.
Kuran'da Allah insana aklını kullanmasını, düşünmesini, Allah'ın
yarattıklarını incelemesini ve bu akıl yoluyla iman etmesini emretmektedir.
Oysa romantik din anlayışında akıl devreden çıkar. İnsanlar düşünmeye
değil, düşünmemeye yöneltilir.
2.
Romantik din anlayışlarının çoğunda, insanın kendisine zulmetmesi,
acı çektirmesi makbul bir davranış olarak görülür... Oysa Kuran'da
insanın kendisine acı çektirmesi gibi bir anlayış kesinlikle yoktur.
Bir ayette geçen "Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez.
Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar" hükmü (Yunus
Suresi, 44) romantizmin bu çarpık anlayışını en güzel şekilde
ifade etmektedir. (Din Adı Altında Uygulanan Romantizm s. 49-53)
Harun
Yahya'nın da ifade ettiği gibi romantizm etkisi altına aldığı insanları
düşünmekten uzaklaştırır. Atalarından gelen cahiliye dininin etkisi
altına sokar. Bu aşamadan sonra o kişinin Kuran'a uygun yaşaması
ve düşünmesi imkansız hale gelir. Değer yargıları, kararları, yaşam
tarzı ve inançları hep Kuran dışı ve din ahlakını yansıtmayan bir
çizgide devam eder. Bu kişinin din ile ilgili yapacağı bir açıklama,
bir soruya verdiği cevap, genel din anlayışı ile yaptığı bir yorum
çevresindeki insanları olumsuz yönde etkileyecektir. Onların hem
Allah'ı hem de Kuran'da anlatılan dini çok yanlış yorumlamalarına
neden olacaktır. Örneğin Allah'ın Kuran'da yer alan emirlerini kendisi
gereği gibi kavramadığı ya da kabul etmediği halde başka insanlara
bu yönde yaptığı açıklamalar İslam dininin çok yanlış anlaşılmasına
neden olacaktır. O kişinin kendisine sorulan sorular karşısında
sinirli, alıngan ya da duygusal tepkiler vermesi ise, yine karşı
tarafın Müslüman ahlakını yanlış öğrenmesine sebebiyet verecektir.
Oysa Müslümanlar son derece dengeli ve tutarlı insanlardır. Allah
iman sahiplerini Kuran'da şöyle tanımlamaktadır:
Onlar,
bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve
insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah,
iyilik yapanları sever. (A-li İmran Suresi, 134)
Ayetteki ifade edilen ahlaka sahip insanların, yukarıda sadece birkaçını
saydığımız türde cahiliye tepkileri vermeleri mümkün değildir. Ancak
dini kendi çarpık inançları doğrultusunda yorumlayan ve bunu da
hak din gibi insanlara tanıtan bu kişiler gerek verdikleri tepkiler
gerekse yorumları ile insanları romantik bir anlayış içine çekerler.
Oysa romantizm bataklık gibidir. İnsanı hızla içine çeker. Ona hak
dinin rahatlığını, huzurunu yaşatmaz. Allah'ı gereği gibi takdir
etmesine engel olur. İnsanların hayatına sürekli olarak hüzün, karmaşa
ve çözümsüzlük gibi hak din içinde karşılaşılması imkansız olan
engeller koyar. Bu nedenledir ki gerçek Müslümanlar dinin huzurunu,
neşesini ve insana getirdiği sağlıklı ruh halini yansıtan bir yaşantı
içindelerken, romantizmi tercih edenler gerçek huzuru asla bulamazlar.
|