SÜREKLİ ALLAH'I ANMANIN YOLLARI
Müminler hayatlarının her anında Allah'ın rızasını gözetirler. Allah'ı
çok fazla düşünürler. Allah'ın kendilerini her an işittiğinin, gördüğünün,
kalplerinde gizlediklerini ve hatta gizlilerin de gizlisini bildiğinin
şuurunda oldukları için hep O'nu hoşnut etmeye çalışırlar. Her an
aralarında Allah ile bir bağlantı vardır. Bu bağlantı kimi zaman
yaptıkları işlerde Allah'ın rızasını arayarak kimi zaman ise Allah'ı
zikrederek olur. Müminler Allah'ı anmayı çok ciddi bir iş olarak
görürler. Nitekim böyle görülmesi gerektiği Kuran'da da bildirilmektedir:
... Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür.
Allah, yaptıklarınızı bilir. (Ankebut Suresi, 45)
İşte müminler hayatları boyunca bu ayetin şuurunda hareket ederler.
Allah'ı zikretmeleri düşünerek ve bu düşüncelerini dile getirerek
olur. Allah'ın kendilerine verdiği nimetleri tek tek düşünürler,
bunlara sahip olmayan insanlarla kendilerini kıyaslarlar. Ne kadar
rahmet içinde olduklarını fark ederler. Bu da Allah'a olan sevgilerini
artırır. Bu şekilde Allah'ın verdiği nimetleri anmak Allah'ın Kuran'da
bildirdiği bir emirdir:
Rabbinin
nimetini durmaksızın anlat. (Duha Suresi, 11)
Müminler baktıkları her yerde Allah'ın yaratış sanatını görürler.
Bu da onların Allah'ın yüceliğini takdir etmelerine ve Allah'a yakınlaşmalarına
yol açar. Evrenin her yeri Allah'ın yaratış mucizeleriyle doludur.
Müminler bitkilerde, hayvanlarda, denizlerde, gökyüzünde, uzayda,
toprakta ve çevrelerinde gördükleri her detayda Allah'ı görürler.
Allah'ın tüm bunları çok üstün bir yaratılışla yarattığını düşünürler.
Allah müminlerin bu özelliğini Kuran'da şöyle haber verir:
Onlar,
ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin
ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz,
sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından
koru."(Al-i imran Suresi, 191)
Allah'ı tam takdir edemeyen insanlar ise çok yüzeyseldirler, derin
düşünme yeteneğine sahip değildirler. Çok mucizevi görüntülerle
de karşılaşsalar, buradaki olağanüstülüğü fark edemezler. Allah'ın
gücünü, sanatını, üstünlüğünü fark edemezler.
Müminler kendi bedenlerinin işleyişine ya da bedenlerinde meydana
gelen hastalık ve aksaklıklara bakarken de Allah'ı zikrederler.
Hücreleri dahil herşeyin tamamen Allah'ın kontrolünde olduğunu görür
ve Allah'ın karşısındaki acizliklerini fark ederler. İnsan vücudu
yaratılışın sayısız deliliyle doludur. Hücreler, hücrenin içindeki
organeller, DNA, kan damarları, organlar, organların işleyişi, kaslar,
beyin ve vücuttaki eşsiz uyum onları Allah'a kat kat yakınlaştırır.
Benzer şekilde vücutta meydana gelen herhangi bir hastalık, sakatlık
ya da işleyişteki bir uyumsuzluk onlara yine Allah'ın mükemmel yaratışını
düşündürür. Kuran'da bu şekilde herşeyi hikmetle değerlendirmenin
önemi şöyle ifade edilir:
(Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle
bakan bir iç göz' ve bir zikirdir. (Kaf Suresi, 8)
Müminler
bunların yanı sıra ahiret yurdunu da düşünüp, anarlar. Böylece Allah'ı
zikrederler. Ahiret konusunda daima korku ile umut arasında olurlar
ve dua ederek Allah'ın rahmetini isterler. Allah'ın büyüklüğünü,
kendilerinin Allah'a ne derece muhtaç olduklarını düşünürler. Ölümün
yakınlığını da hiç unutmazlar ve bu konuyu kendi aralarında konuşurlar.
Ölümün yakınlığı onlara Allah'a karşı sorumluluklarını hatırlatır
ve bu konuda daha titiz olmalarını sağlar. Bu nedenle müminler ölümü
ve ahireti düşündüklerinde de Allah'ı zikrederler. Onların bu durumu
Kuran'da şöyle haber verilir:
Gerçekten
Biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas
sahipleri kıldık.Ve gerçekten onlar, Bizim katımızda seçkinlerden
ve hayırlı olanlardandır. (Sad suresi, 46-47)
Müminler Kuran okumak suretiyle de gün içinde Allah'ı anarlar. Kuran
okumak ve okuduklarını hayata geçirmek müminler için çok önemlidir.
Kuran okumak kişiyi Allah'a yakınlaştırır. Bu nedenle Allah Ahzap
suresinin 34. ayetinde evlerde Kuran okunmasına dikkat çekmiştir.
Kuran okumak ya da Allah'ı anmak kişinin korkusunu artırır ve Allah'ın
rızasını aramak konusunda daha titiz davranmasına neden olur. Ancak
Allah yalnızca belirli evlerde Allah'ın adının anılmasına izin verir.
Elbette ki bu çok büyük bir ayrıcalıktır. Bu gerçek bir Kuran ayetinde
şöyle bildirilir:
(Bu
nur,) Allah'ın, onların yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine
izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O'nu tesbih
ederler. (Nur Suresi, 36)
Bediüzzaman Said Nursi de bu gerçeğe şöyle işaret eder: "Kuran
kalplere kuvvet ve gıdadır. Ruhlara şifadır. Gıdanın tekrarı kuvveti
arttırır. Tekrar etmekte daha mel'uf ve me'nus olduğundan lezzeti
artar." (Mesnevi-i Nuriye)
Müminler için Allah'ı anmanın bir diğer önemi de kalplerin ancak
Allah'ın anılmasıyla huzur bulmasıdır. Allah bu gerçeği şöyle haber
verir:
Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain
olanlardır. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle
mutmain olur. (Rad Suresi, 28)
Dünya zevklerinin hiçbiri Allah'ı anan bir müminin aldığı zevk gibi
lezzet veremez. Film izlemek, seyahat etmek, kitap okumak, spor
yapmak gibi pek çok hoşa gidecek eylem vardır. Fakat Allah'ı anmak
burada sayılan ya da sayılmayan tüm zevklerden daha üstündür. Allah'ı
zikretmek vicdanı rahatlatır ve vicdanın rahatlığı insan hayatının
en önemli konusudur. Çünkü vicdanı rahat olmayan bir insan, dünyanın
en güzel yerinde olsa, en varlıklı insanları ile birlikte olsa,
dünyanın tüm eğlence imkanlarına da sahip olsa bunların hiçbiri
insana zevk vermez. Vicdanı rahat olmayan insan nerede olursa olsa
her zaman azap ve sıkıntı içindedir. Bununla birlikte, kişi kendisini
yaratan, yoktan var eden, sahip olduğu tüm nimetleri kendisine bahşeden,
her an kendisini koruyup, gözeten, öldürecek ve tekrar diriltecek
olan, hesap günü de hesaba çekecek olan yüce Allah'ı anmaktan çok
büyük bir zevk alır. Bu tarifsiz zevk dünya üzerinde yalnızca müminlere
verilen bir ayrıcalıktır.
|