KURAN'DA ŞIMARIKLARIN UĞRADIĞI ACIKLI SON

Cahiliye toplumunda insanlar, kurallarını kimin koyduğu belli olmayan, fakat herkesin sorgulamasız kabul ettiği bir yaşam şekline tabidirler. Bu yaşam şekli, insanların her duruma göre farklı ve suni rollere girmesini gerektirir. Şımarıklık da bu davranışlardandır.

Şımarıklık, kişinin ilgi ve beğeni kazanmak amacıyla geliştirdiği abartılı bir ruh hali ve bu ruh halinin sonucunda gösterdiği normal dışı davranış bozukluklarıdır. Şımarık kişi doğal haliyle ilgi, sevgi ve beğeni kazanamayacağını düşünür. Suni davranışlarla insanlar üzerinde olumlu bir etki oluşturacağına inanır. Şımarıklığın bir diğer sebebi de insanın içinde bulunduğu durumu hazmedememesidir. Kişi sahip olduğu fiziksel bir özelliğinin ya da maddi zenginliğin, kendisine diğer insanlara göre bir üstünlük kazandırdığını düşünür ve bundan cesaret alarak şımarık tavırlar içine girer. Sahip olduğu bu özellik ya da özellikler sebebiyle kendinde şımarık davranma hakkı görür.

Oysa şımarık bir tavırla insanların sevgi ve ilgisini elde etmeye çalışan insanlar çok büyük bir yanılgıya düşmektedirler. Çünkü böyle bir kişinin sahip olduğu özellikler -dünya üzerindeki tüm insanlarda da olduğu gibi- kendisine Allah'ın nasip ettiği nimetlerdir. İnsan bu özellikleri dolayısıyla Rabbimize şükretmeli ve sahip olduğu tüm özellikleri Allah rızasını kazanmak için kullanmalıdır. Allah'ın kendisine verdiği nimetlerle şımarmak, Allah'a karşı büyük bir nankörlüktür ve kişiyi ahirette çok mahçup eder. İnsanın sahip olduğu bir takım özellikler nedeniyle büyüklenmesi ve şımarması, o kişiyi kesinlikle yüceltmez, aksine çok küçük düşürür. Çünkü bu özellikler sadece dünya hayatındaki imtihanın bir parçasıdır.

O sizi yeryüzünün halifeleri kıldı ve size verdikleriyle sizi denemek için kiminizi kiminize göre derecelerle yükseltti. Şüphesiz senin Rabbin, sonuçlandırması pek çabuk olandır ve şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir. (En'am Suresi, 165)

Şımarıklık insanın her konuda iddialaşmasına, inatlaşmasına, ukalalık yapmasına sebep olur. Bu iddialaşmaların sonucunda kibirli, alıngan ya da küskün ruh halleri ortaya çıkar. Kaprisli olmak şımarıklığın en önemli belirtilerindendir. Hiç birşeyden memnun olmamak, kendine devamlı sıkıntılı, huzursuz ve rahatsız bir hava vermek, tahammülsüz ve sabırsız tavırlar şımarık insanların en belirgin özellikleridir. Şımarık insan yerine göre çok aksi ve başına buyruk olabilir. Bu da sonradan kendisinin de pişman olacağı kontrolsüz davranışlarda bulunmasına sebep olabilir. İnsanlarla ilişkilerinde alaycı, karşısındakini aşağılayan ve küçümseyen bir üslup kullanır. Böyle bir ruh halindeki kişi kendisini karşısındakinden üstün görse de, aslında çok küçük düşmüştür. Kuran ahlakını bilen insanlar bu anormal ruh halini hemen teşhis ederler. Çünkü Allah Kuran'da bu davranışı yasaklamış ve müminleri de buna karşı uyarmıştır.

Ey iman edenler, bir kavim bir kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi olmadık-kötü lakablarlah çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar zalim olnların ta kendileridir. (Hucurat Suresi, 11)

Abartılı tepkiler, mimikler, ses tonlamaları, gülüşler, özel vurgulu konuşmalar şımarık bir üslupta çok yoğun olarak görülür. Örneğin kalabalık bir ortamda çok yüksek sesle konuşur, çok yüksek sesle gülerler. Ya da her hangi bir konu üzerine çok iddialı, dayanaksız fikirler ortaya atar, bu fikirlerini zorla kabul ettirmeye çalışırlar. Bu üslupta kişi karşısındakinin anlattıklarını sanki o an yaşıyormuşçasına kendini kaptırarak çok abartılı tepkiler gösterir. Sahte övgülerde, iltifatlarda bulunur. Bu düzen, birbirini pohpohlamak ve samimiyetsizlik üzerine kuruludur. Karşılıklı gereksiz ve abartılı iltifatlar her iki tarafın da kendisini iyi hissetmesini sağlar. Çok makul karşılanan bu üslup, Allah'ın bizden istediği ve Kuran'da birçok ayetle tarif ettiği mütevazi, samimi üslubun tamamen dışındadır.

Kuran-ı Kerim'de Peygamberlerin uyarılarını tanımayan, kendi bildiğini okuyanların da aynı şekilde 'refah içinde şımaranlar' olması dikkat çekicidir. Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın refah içinde şımaran önde gelenleri: "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir. (Sebe Suresi, 34) Ayette vurgulanan bu konu son derece önemlidir. Şımarıklık insanı büyüklenmeye, doğruları anlatan insanların çağrılarını dinlememeye iter. Bunun sonucu da hem dünya hayatında hem de ahiret hayatında çok büyük bir yıkımdır. Allah'ın üzerimizdeki nimetlerini gereği gibi takdir edebilen bir kişi ise kendisinin yoktan yaratıldığını, hayatı üzerinde hiçbir tasarrufu olmayan bir kader seyircisi olduğunu, zenginliğin ve malın tümünün Allah'ın olduğunu çok iyi bilir. Dolayısıyla kendisine verilen herhangi bir nimetten dolayı şımarmanın ne kadar büyük bir akılsızlık olacağını anlar. İnsanın güzelliği, zekası, kültürü, sosyal statüsü, başarısı, fiziksel gücü ve sahip olduğu tüm özellikler kendisine verilmiş birer nimettir. Ancak insanlar saydığımız bu özelliklere sahip olduklarında şükretmeyi unutur, nankörlük eder ve şımarırlar. Kuran'da kendilerine verilen nimetlerden dolayı şımaran kişilerin örnekleri verilmiştir. Bunlardan biri 'bahçe sahipleri'dir:

Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini de hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik. İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiç bir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak fışkırtmıştık. Birinin başka ürünleri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm." (Kehf Suresi, 32-34)

Bahçe sahibi olan bu kişi, malının ve gücünün onu üstün kıldığını düşünerek, kendisine verilen nimetlerle şımarmıştır. Allah'ın insanlara verdiği nimetler yüzünden şımaran bir diğer örnek de Hz. Musa'nın kavminden Karun'dur:

Gerçek şu ki, Karun, Musa'nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi ona demişti ki:"Şımararak sevinme, çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez." (Kasas Suresi, 76)

Kavminin uyarılarına rağmen Karun, Allah'ın dünyada pek az insana nasip ettiği bir hazine karşısında şükredeceği yerde şımarmıştır. Oysa Allah, nimetler karşısında nasıl davranmamız gerektiğini Kuran-ı Kerim'de açıkça belirtmiştir. İman edenler Rabbimizin bu hatırlatmasına titizlikle uymalı, Allah'ın büyüklük taslayanları sevmediğini asla unutmamalıdırlar.

Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. şüphesiz bu Allah'a göre pek kolaydır. Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Hadid Suresi, 22-23)