DÜNYA HAYATINI DEĞİL AHİRETİ İSTEMEK

Allah dünyayı insanların imtihan olacakları bir mekan olarak yaratmıştır. Yüzyıllardır insanlar doğarlar, büyürler, yaşarlar ve ölürler. Arkalarından başka insanlar dünyaya gelir. Bu sistem hiç aksamadan bugüne kadar gelmiştir. Ancak bir gün dünya da ömrünü dolduracaktır.

Pek çok insanın bir son olarak gördüğü ölüm ile birlikte yeni bir yaşam başlar ve bu yaşam insanın gerçek yaşamıdır. Ve insanın gerçek hayatını dünyada yaptıkları belirler. Şayet dünya hayatını Allah'ın istediği doğrultuda yaşadıysa, sürekli olarak Allah'ın rızasını kazanmaya çalıştıysa ve Kuran'a uygun davrandıysa bu kişi ahirette nimetlerle süslü olan sonsuz cennet hayatını umabilir. Fakat üzerindeki sorumluluğu bildiği halde dünyada yaşadığı süreyi Allah'ın rızasına aykırı bir şekilde geçirdi ve Allah'ın sınırlarını çiğnediyse bu kişi elbette ki bunun karşılığını sonsuz cehennem azabıyla alacaktır. Çünkü sonsuz rahman ve rahim sahibi olan Rabbimiz, tüm insanları onlara göndermiş olduğu elçiler ve kitaplar aracılığı ile uyarıp korkutmuş ve her insana doğru yolu bulabileceği süreyi ve imkanı tanımıştır.

Buna rağmen, üstelik dünya yaşamı çok kısa ve geçici olduğu halde, pek çok insan dünyanın geçici zevklerine kapılır ve ahireti unutarak, gafil bir şekilde yaşar. Bu gaflet insanların vicdanlarını kapamaları, onun sesini hiç dinlememeleri neticesinde oluşur. Çünkü aslında vicdan insana doğru olanı ilham eder. Bu şekilde gafil bir hayat süren insanların büyük çoğunluğu yaptıklarının yanlış olduğunu ve Allah'ın rızasına uygun olarak yaşamaları gerektiğini bilirler. Ancak kendilerini kandırır ve bu konuyu düşünmezler. Bunun sonunda kayba uğrayan da yine kendileri olur.

İnsanları bu konuda yanılgıya düşüren bir başka husus da toplumun büyük bölümünün kendileri gibi bir yaşam tarzı ve bakış açısı içinde olmasıdır. Bu da insanların kendilerini rahatlatmalarına neden olur. Ancak bu çok yanlış bir bakış açısıdır. Hatalı bir tavrın yaygın olması, pek çok kişinin aynı hatayı paylaşılıyor olması, bu hatayı yapanların sayısı milyonları bulsa bile, bunun bir hata olduğu ve hatada ortak olan herkesin de bu tavrından dolayı sorumlu olduğu gerçeğini değiştirmez. Üstelik insanların büyük çoğunluğunun gaflet içinde olduğu ve bu çoğunluğa uymanın insana kayıptan başka bir şey getirmeyeceği Kuran'da bize bildirilen bir gerçektir:

Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.'(Enam suresi, 116)


Açıkça görüldüğü gibi kişinin kendisini diğer insanlarla kıyaslaması ya da çoğunluğu ölçü alması çok yanlış olur. Hatta bu durum insanı cehenneme dahi sürükleyebilir.

Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki dünya hayatı her türlü güzelliğine ve nimetine rağmen cennetteki ile kıyaslandığında bir 'hiç' hükmündedir. Aslında böyle bir kıyasın yapılabilmesi dahi mümkün değildir. Çünkü Bediüzzaman'ın da belirttiği gibi: "Dünya ise bütün şa'şaasıyla ahirete nisbeten bir zindan hükmündedir." (Risale-i Nur, Sözler, sf. 204) Fakat daha önce de belirttiğim gibi, insanlar genellikle bu konular üzerinde düşünmez ve sadece yaşadıkları ana bakarlar. Yaptıkları tercihin hayati bir tercih olduğunu, dünyayı seçtiklerinde ahireti kaybedeceklerini, ahireti seçtiklerinde ise dünyada ve ahirette güzel bir yaşam süreceklerini idrak edemezler. Takva sahibi insanlar ise Allah korkusuyla dolu oldukları ve dünyada bulunma amaçlarını bildikleri için dünyayının değersiz ve geçici olduğunun bilincindedirler, asıl olanın ahiret yaşamı olduğunu bilirler. Tüm düşünce, tavır ve hareketlerinden bunu anlamak mümkün olur. Örneğin Allah Kuran'da Hz. İbrahim, Hz. İshak ve Hz. Yakup'tan bahsederken şöyle buyurur: "Gerçekten Biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık.Ve gerçekten onlar, Bizim katımızda seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır." (Sad suresi, 46-47)

Demek ki ideal olan tavır budur. Tüm Müslümanların bu mübarek peygamberleri kendilerine örnek almaları ve ahiret yurdunun özlemi içinde yaşamaları gerekir. Çünkü asıl olan ahirettir, dünya ise çok kısa ve geçicidir.

Dünyanın geçici olduğuna dair pek çok delil vardır. Kişi biraz samimi bir düşünceyle bunu kavrayabilir ve dünyaya bağlanmaz.

Hastalıklar


Dünyada birbirinden farklı pek çok hastalık, sakatlık ve acizlik vardır. Hemen her insanın bir veya birden fazla hastalığı vardır. Herkes ailesinde, akrabalarında veya çevresindeki kişilerde önemli ya da önemsiz birçok hastalığa şahit olur. Yaş ilerledikçe bu hastalıklarda daha da artış olur. Bunlardan bazıları geçici olsa da bazıları hayati önem taşıyan rahatsızlıklar olabilir. Elbette insan için bu hastalıklarla uğraşmak, hastalığın ağrıları, acıları ve sızılarıyla muhatap olmak, bu hastalıkların bakımını yapmak büyük zorluktur. Fakat bunlar insanlara bir hikmet üzere verilir. Bu hikmetlerin en önemlilerinden birisi, kişinin dünya hayatını sevmemesi, bu hayata bağlanmaması ve asıl olanın ahiret olduğunu unutmamasıdır. Unutulmamalıdır ki, cennette hastalıklar da dahil hiçbir eksiklik, noksanlık, acizlik ve kusur yoktur. Bu d Allah'ın iman eden samimi kullarına olan ikramıdır. Yalnızca bu durum dahi insanın dünyayı değil ahireti istemesi için yeterlidir.

Yaşlanmak

Her insan yaşlanmaya mahkumdur. Bugüne dek yapılan tıbbi araştırmalardan hiçbirinde yaşlılığı durduracak, tamamen engelleyecek bir çözüm bulunamamıştır. Üstelik çok geniş fonlar tahsis edilmesine, her türlü teknolojik ve tıbbi imkanlar kullanılmasına rağmen sonuç başarısızdır. Çünkü yaşlılık da Allah'ın insanlara dünya hayatı için verdiği bir eksikliktir. Elbette ki hiç kimse yaşlanmak, güçten düşmek, fiziki gücünü ve estetik görünümünü yitirmek, acizliklerle dolu bir hayat sürmek istemez. Ne var ki insanlar buna da mecburdurlar. Yaşlanmanın üzerinde düşünüldüğünde, bunun da aslında büyük bir hikmetle verildiği hemen anlaşılır. İnsanların büyük çoğunluğu gençken, çok çabuk yaşlanacaklarını ve sahip oldukları pek çok nimeti kaybedeceklerini düşünmezler ve düşünmek de istemezler. Bundan dolayı da önlerinde uzun bir zaman olduğunu düşünerek, hayatlarını gafil bir şekilde geçirirler. Fakat çok kısa bir süre sonra ve hatta hiç beklemedikleri bir anda yaşlılığın belirtileri başlar ve bir müddet sonra bu etkiler hızla artar. Kişi daha ne olduğunu anlayamadan ömrünü tükettiğini ve yaşlandığını görür. Cennette ise yaşlılık gibi bir acizlik söz konusu olamaz. Yalnızca yaşlanma değil hiçbir acizliğin cennette yeri yoktur. Bu da yine Allah'ın kullarına olan nimetidir.

Ölümün Yakınlığı

İnsanın dünyayı sevmemesini sağlayan en büyük faktörlerden biri de ölümün yakınlığıdır. Herkes çevresinde küçük büyük birilerinin ölümüne şahit olmuştur. İnsan, televizyon ve gazete haberlerinden de ünlü-ünsüz, tanınmış-tanınmamış birçok insanın yaşamını yitirdiğine tanık olur. Üstelik ölümün yaşı olmadığını da görür. Ölümün pek çok çeşidi vardır; hastalıklar, trafik kazaları, doğal afetler bunların başlıcalarıdır. Hiç kimse için 70-80 yaşına kadar yaşama garantisi yoktur. Ölüm her an gelebilir. Böyle bir ortamda kişinin ölümlü dünyayı sevmesi ve ona bağlanması çok yanlış olur. Çünkü ahirette ölüm yoktur, sonsuz bir hayat vardır. Bu durumda mantıklı olan geçici olanı istemek yerine ebedi olanı istemektir.

Dünya İnsan İçin Pek Çok Kusurla Doludur


Uyumak, temizlenmek veya acıktığında yemek yemek zorunda olmak, üşümek, terlemek, yaşayabilmek için çalışmak mecburiyetinde olmak, sevdiklerini kaybetmek ve yukarıda sayıldığı gibi hastalanmak ve yaşlanmak gibi faktörler insan için önemli kusurlardır. Dünyada kişi bunlarla yaşamak zorundadır ve bunlar ciddi zorluklardır. Bunların olmadığı tek yer ise cennettir. Dolayısıyla asıl istenilecek, arzu edilecek yer dünya değil ahiret olmalıdır.

Kaldı ki kişi çok mükemmel ortamlarda bulunsa, çok iyi şartlarda yaşasa, zenginlik, bolluk ve refah içinde bulunsa dahi bunların günün birinde mutlaka biteceğini bilmek bu nimetlerin lezzetini alacaktır.

Tüm bunlardan da anlaşıldığı üzere dünya tutkuyla bağlanılacak, ahirete ve Allah'ın rızasına tercih edilecek bir yer değildir. Kişi şayet dünyayı ahirete tercih ederse dünyada ve ahirette çok büyük kayba uğrar. Ancak dünyayı sevmemek derken bunu da iyi anlamak gerekir. Elbette ki kişi dünyadayken içinde bulunduğu nimetlerden zevk alır, bunlar için Allah'a şükreder. Ancak bu nimetler onun Allah'ı daha çok anmasına, O'nun emir ve yasaklarına titizlik göstermesine sebep olur. Yoksa nimetlerden tamamen yüz çevirmesi anlamına gelmez. Helal sınırları içerisinde Allah'ın rızası doğrultusunda nimetlerden istediği gibi faydalanır. Fakat Allah'ın rızasını ve ahireti dünyanın her türlü nimetine tercih eder.