DÜNYA HAYATI ANCAK BİR MİSAFİRHANEDİR

Allah dünya hayatını, "Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye." (Kehf Suresi, 7) ayetiyle bildirdiği gibi, insanlar için bir deneme yeri olarak yaratmıştır. İnsan buradaki hayatı süresince tüm yaptıklarından, söylediği tüm sözlerden, içinden geçirdiği her düşünceden sorumlu tutulacaktır. Ve yaptıklarının karşılığı olarak, sonsuz ahiret yurdunda ya cennet hayatı ile ödüllendirilecek ya da cehennem azabı ile cezalandırılacaktır. Dolayısıyla insan dünyada başıboş ve sorumsuz değil, aksine çok önemli bir amaç sahibi olarak bulunmaktadır: Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak...

Ancak insanın muhattap olduğu bu dünya hayatı, tüm güzelliklerin yanı sıra çok sayıda eksiklikle yaratılmıştır. Bu kusurların yaratılmasındaki hikmetlerden biri, kuşkusuz insanın kısa bir süre için yaşayacağı dünya hayatına bağlanmamasıdır. Çünkü bu eksikliklerin hikmetini kavrayamayan pek çok kimse, öldükten sonra toprağa karışıp yok olacaklarını, yaptıklarından sorumlu tutulmayacaklarını düşünerek, dünyanın geçici hırsları peşinde koşarlar. Allah "... Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size) ahireti istemektedir..." (Enfal Suresi, 67) ayetiyle insanların bu eğilimine dikkat çekmiştir.

Bu gerçeğin farkında olan bir kimsenin yapması gereken şey ise, yaratılış amacı üzerinde düşünmesi ve Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getirmesidir. Böyle bir kişi dünya hayatının aldatıcı süslerle donatılmış yönlerini görebildiği için düşünceleri ve davranış şekli de son derece akılcı olacaktır. Çünkü bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm insanlar gibi kendisinin de zamanı belirlenmiş bir vakitte öleceğinin ve dünyada nice zengin ve güç sahibi toplulukların yerle bir olduğunun farkındadır. Bir ayette Allah bu yanılgıya düşen kimselerin durumunu şu ayetle haber vermektedir:

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)

Görüldüğü gibi dünya hayatı, insanın denenmesi için belli bir müddet ziyaretçi olduğu, eğitimden geçtiği bir mekandır. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi de, dünya hayatını bir misafirhaneye benzetir:

Dünya bir misafirhanedir. İnsan onda az duracaktır ve vazifesi çok bir misafirdir ve kısa bir ömürde hayat-ı ebediyeye lazım olan levazımatı tedarik etmekle mükelleftir. En ehem ve elzem işler, takdim edilecektir.

Eğer insan sadece dünya hayatı için yaşar ve tüm planlarını buradaki kısa süreli hayatına göre yaparsa, Allah'ın pek çok ayetiyle bildirdiği gibi ahirette hüsrana uğrayabilir. Çünkü bu kimseler dünyanın gelip geçici bir yer olduğunu, ahiret hayatının ise asıl kalıcı yurt olduğunu düşünmeden, Allah'ı unutmuş şekilde gaflet içinde yaşarlar. Halbuki dünyanın asıl hayat olmadığının bilincinde olan bir kişi, Allah'ın Hadid Suresi'inin 27. ayetinde bildirdiği gibi, ne burada elinden çıkanlara üzülür, ne de kazandıklarıyla şımararak sevince kapılır. Çünkü sahip olduğunu düşündüğü herşey kendisine geçici olarak verilmiştir ve kendisi için takdir edilmiş ölümle birlikte son bulacaktır. Bediüzzaman, "Aklı başında olan insan, ne dünya umurundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. Sen de yolcusun..." sözüyle, insanın dünyada hayatına bağlanmasının anlamsızlığına bir başka yönden daha dikkat çekmiştir.

İnsan bu gerçeği gerek kendi bedeninde gerekse çevresinde yaşanan olaylarla sürekli olarak düşünme fırsatına sahiptir. Bir kişinin aynaya baktığında kendisini her gün biraz daha yaşlanmış, cildini biraz daha eskimiş bulması ya da gözle görülmeyecek küçüklükteki bir virüse yenik düşerek hastalanması, dünya hayatının ne kadar eksikliklerle dolu olduğunu düşündüren en yakın örneklerdir. Elbetteki tüm bunlar bir hikmet üzerine insanların düşünüp hatırlaması için yaratılmış dünyaya özel eksikliklerdir. Çünkü Allah her türlü eksiklikten münezzehtir, herşeye güç yetirendir ve eğer takdir etmiş olsaydı dünyayı da her türlü kusurdan uzak bir yer olarak yaratabilirdi. Ancak Allah dünyayı, cennete layık olan samimi kullarının ayırt edileceği bir imtihan yeri olarak eksikliklerle yaratmıştır. Bediüzzaman Said Nursi bu gerçeği bir başka ifadesinde şöyle bildirir:

Bu dünya ebedi kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedi ve sermedi olan "Darüsselam" menziline davetlisi olan mahlukatın içtimaları için bir han ve bir bekleme sallonudur.

Bediüzzaman'ın bu hikmetli örneğinde dikkat çekmek istediği gibi, bir bekleme salonunda olduğunu unutan ve kendisini bu evin sahibi zanneden insanlar, ölümün yakın olduğunu hissettikleri anlarda şiddetli bir panik yaşarlar, umutsuzluğa düşerler. Halbuki ölüm bir son değil, insanın sonsuz hayatının başlangıcıdır. Dolayısıyla asıl korkulacak olan ölüm değil, dünyada gaflet içinde yaşayarak Allah'ın cehennem azabıyla karşılaşmak olmalıdır. Bu bakımdan Allah'ın rızasını kazanmak için samimi bir çaba içerisinde olan kimseler, dünya hayatını Allah'a yakınlaşmak için bir yol olarak görürler. Her kim ahiret günü, dünyanın aldatıcı hırslarına kapılmanın pişmanlığını yaşamak istemiyorsa, dünyadaki sınırlı vaktini şuurlu, vicdanlı bir mümin olarak geçirmelidir. Ayrıca üstadın verdiği örneğin hükmüne düşmemek için, dünya hayatının bu gerçeği üzerinde derin düşünmelidir:

Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzeran-ı hayat, bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgar gibi uçar, gider.