|
BEDİÜZZAMAN'IN
KALEMİNDEN AHİRET YURDU
Dünya hayatı insanların denenmeleri için yaratılmış özel bir mekandır.
Her ne kadar insanlara uzun, güzel ve çekici gibi görünse de ahirete
kıyasla son derece kısa, çirkin ve geçicidir. Elbette ki kendisine
göre güzellikleri ve çekici yanları vardır. Fakat bunlar sonsuz
ahiret yaşamına feda edilebilecek kadar kalıcı ve değerli değildir.
İnsanın dünyada karşısına çıkan her nimet aslında onun sınanması
için özel olarak var edilmiştir. Allah böylece insanlardan hangisinin
daha güzel amellerde bulunacağını (Hud Suresi, 7) denemektedir.
İnsanlar karşılarına çıkan olaylara ve karşılaştıkları nimetlere
karşı şayet ömürleri boyunca hep Allah'ın razı olduğu şekilde bir
tutum sergilerlerse cennet nimetlerini umabilirler. Fakat bunun
için dünyanın bir imtihan meydanı olduğunu hiç unutmamaları gerekir.
İnsanların büyük bölümü bu gerçeği bilmelerine rağmen tamamen bu
gerçekten habersizmiş gibi davranır, tüm güçleriyle dünyaya bağlanırlar.
Tüm planları, hayalleri, umutları dünyaya yöneliktir. Asıl olan
ahiret yurdunun yaklaşarak geldiğini, sonsuz yaşamın çok yakınlarında
olduğunu, orada kendilerini cennet ya da cehennem gibi iki seçeneğin
beklediğini görmezden gelirler. Bu konuda son derece şuursuzdurlar.
Çevrelerinde sürekli insanların öldüğünü, dünyanın depremler ve
doğal felaketlerle sarsıldığını, her insanın yaşlanmaya ve ölmeye
mahkum olduğunu bildikleri halde ısrarla ahireti düşünmez, sanki
gerçek yaşam dünya hayatıymış gibi davranırlar. Dünyadaki küçük
ve saçma konulardan ötürü dertlenir ve üzülür, kafalarını buna takar,
ancak asıl düşünmeleri gerekenleri düşünmez, Allah'a karşı sorumluluklarını
unutur, cehenneme gitme olasılığını akıllarına dahi getirmezler.
Tüm benlikleriyle dünyaya bağlanmışlar, dünyadaki geçici nimetleri
hırs edinmişler ve yine dünyadaki geleceklerine ümit bağlamışlardır.
Oysa sonsuz ahiret yaşamının yanında dünya son derece kısadır. Hatta
bir göz açıp kapama vakti kadardır.
Ancak müminler, dünyanın geçici ve asıl istenilmesi gereken yurdun
ise ahiret olduğunun farkındadırlar. Örneğin Bediüzzaman Said Nursi'nin
hayatı ve sözleri bu konuda çok güzel bir örnektir. Kendisi eserlerinde
her fırsatta dünyaya bağlanılmaması gerektiğini, dünyanın geçici
olduğunu çok çeşitli örneklerle anlatmış, insanların bu yönde şuurlarının
açılması için uğraşmıştır. Hatta bu amaçla kendi nefsinden dahi
örnekler vermiştir:
"Kendi
nefsime hitaben demiştim: Ey gafil Said! Bil ki: Şu âlemin fenasından
sonra sana refakat etmeyen ve dünyanın harabıyla senden ayrılan
bir şeye kalbini bağlamak sana lâyık değildir. Hususan senin asrının
tükenmesiyle seni terkedip arka çeviren ve bahusus berzah seferinde
arkadaşlık etmeyen ve hususan seni kabir kapısına kadar uğurlamayan,
hususan bir iki sene zarfında ebedî bir ayrılış ile senden ayrılıp
günahını senin boynuna takan, hususan senin aksine meydana geldiği
anda seni terkeden fâni şeylerle kalbini bağlamak, akıl karı değildir.
Eğer aklın varsa; uhrevî inkılabatında, berzahî etvarında ve dünyevî
değişiminin çarpışmaları altında ezilen, bozulan ve ebedî seferde
sana arkadaşlığa muktedir olmayan işleri bırak, ehemmiyet verme,
onların zevalinden kederlenme. Sen kendi mahiyetine bak ki: Senin
latifelerin içinde öyle bir latife var ki, ebedden ve ebedî zâttan
başkasına razı olamaz. Ondan başkasına teveccüh edemiyor, dünya
ilgili şeylere tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtrî
ihtiyacı tatmin edemez. O şey ise, senin duygularının ve latifelerinin
sultanıdır. Fâtır-ı Hakîm'in emrine itaatli olan o sultanına itaat
et, kurtul!.. (Lemalar, 17. Lema, s. 113-114)
İman eden her insanın yapması gereken de budur: Dünyanın geçici
olduğunu, dünya nimetlerine bağlanmanın, onları hırs edinmenin anlamsız
olduğunu düşünmek ve dünya hayatına bağlanıp, ahireti unutmanın
kişiyi cehenneme sürükleyebileceğini de unutmamak... Bu dünya insanlara
ahiretin varlığını hatırlatmak, Allah'ın gücünü ve hakimiyetini
göstermek, geçici ve eksik olanı değil, mükemmel ve sonsuz olanı
istemek gerektiğini anlatmak için vardır. Fakat bunu ancak düşünen,
tefekkür eden, şuuru açık, imanı kuvvetli olan insanlar anlayabilirler.
Diğerleri ise bundan gafildirler. Onlar hayatlarının her anını hiç
ölmeyecekmiş gibi dünya hırsıyla yaşar ve hiç beklemedikleri bir
anda ölüm gerçeği ile karşılaşırlar. Bediüzzaman insanlara bu gerçekleri
düşündürebilmek için tefekkürlerinde hep dünya hayatının geçiciliğine
ahiretin sonsuzluğuna yer vermiştir:
Evet mahşer-i acaib olan şu koca Arzı, âdi bir hayvan gibi öldüren
ve dirilten ve insan ve hayvana hoş bir beşik, güzel bir gemi
yapan ve Güneş'i onlara şu misafirhanede ışık verici ve ısındırıcı
bir lâmba eden, gezegenleri meleklerine tayyare yapan bir zâtın,
bu derece muhteşem ve ebedi rububiyeti ve bu derece muazzam ve
kuşatan hâkimiyeti; elbette yalnız böyle geçici, devamsız, bîkarar,
ehemmiyetsiz, bozulan, kalıcı olmayan, eksik, tekemmülsüz umûr-u
dünya üzerinde kurulmaz ve durmaz. Demek ona uygun, daimî, berkarar,
zevalsiz, muhteşem bir ahiret diyarı var. Başka bâki bir memleketi
vardır. Bizi onun için çalıştırır. Oraya davet eder ve oraya nakledeceğine;
zahirden hakikate geçen ve kurb-u huzuruna müşerref olan bütün
nurlu ruhlar ashabı, bütün aydın kalpler aktabı, bütün nurlu akıllar
erbabı şehadet ediyorlar ve bir mükâfat ve karşılık hazırladığını
hep birlikte haber veriyorlar ve mükerreren pek kuvvetli va'd
ve pek şiddetli tehdid eder, naklederler. (Sözler, 10. Söz, s.
82)
Said Nursi'nin de türlü şekillerde ifade ettiği gibi asıl olan ahiret
yurdudur. Bediüzzaman tüm hayatını bu gerçek üzere yaşamıştır. Hayatının
her anı bunun göstergeleriyle doludur. Dünyanın geçici olduğunu
bildiği için makama, mevkiye ya da mala itibar etmemiş, kendisine
teklif edilen imkanları dinin menfaatlerine aykırı gördüğü için
reddetmiş, yalnızca Allah'ın rızasını kazanmayı hedeflemiştir. Bu
gerçekten emin olduğu için ömrünün çok büyük bir bölümünü haksız
yere hapiste ya da göz hapsinde geçirdiği halde bunu çok büyük bir
tevekkülle karşılamıştır. Aynı gerçeğe binaen kendisine yapılan
her türlü saldırı ve tehditte hep Allah'a yönelmiş, yardımı yalnızca
Allah'tan istemiştir. Onun güzel ahlakının, tevazusunun, kanaatkar
olmasının sebebi de yine aynı şekilde dünyanın geçici olduğunu bilmesi
ve ahireti istemesindendir. Demek ki bir kişinin dünyayı sevmediğinin,
dünyaya bağlanmadığının ve onun geçiciliğini anladığının göstergesi
bizzat yine kendi hayatıdır. Kişi hem sözde böyle olduğunu söylüyorsa
hem de diğer yandan dünyevi arzular peşinden koşuyor, makam, mevki
hırsıyla hareket ediyorsa bu aslında o kişinin bu konuyu anlamadığının
belirtisidir. Bu nedenle dünya hayatının geçiciliğini kavradığını
iddia eden bir kişinin aynı Said Nursi gibi bunu bizzat hayatında
yaşaması gerekir. Bediüzzaman'ın aşağıdaki veciz sözünde dünyanın
geçiciliği şöyle ifade edilir:
O kadar sevdiğin mal ve evlâd ve perestiş ettiğin nefis ve
heva ve meftun olduğun gençlik ve hayat zayi' olup kaybolacak,
senin elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp
boynuna yükletecekler. (Sözler, s. 28)
|