|
GÜZEL
SONUÇ TAKVA SAHİPLERİNİNDİR
Allah,
Kuran'ın "Ey Ademoğulları, biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek
bir elbise ve size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik (varettik).
Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır..." (A'raf Suresi,
26) ayetiyle takvanın önemine dikkat çekmektedir. Takva
kelimesinin anlamı, kişinin Allah'a derin bir iman ile gönülden
bağlanıp teslim olması, ve Allah'tan içi titreyerek saygıyla korkup
sakınmasıdır. Bu derin imanından dolayı da Allah'ın razı olmayacağı,
Kuran ile yasaklanan her türlü tavırdan sakınması ve Allah'ın emir
ve tavsiyelerini titizlikle yerine getirmesidir. Takva sahibi bir
kimse Allah'a 'kamil bir iman' ile inanmış demektir. "Kamil" sıfatı,
yetkin, eksiksiz, mükemmel anlamlarını taşır. "Kamil iman" da, bir
insanın ulaştığı imani olgunluğun ve derinliğin en ileri derecesini
ifade eder.
İnsanların büyük bölümü kamil iman ve takvanın ancak Peygamberler,
sahabeler gibi Kuran'da örnek gösterilen üstün kişiler tarafından
yaşanabileceğine inanır. Oysa ki bu her insan için mümkündür. Nitekim
Kuran'da bu üstün ahlaklı kişilerin örnek olarak verilmesinin bir
hikmeti de diğer insanların da bu iman seviyesine ulaşmak için çaba
harcamalarıdır. Allah tüm insanları takva sahiplerinden olmaya ve
kamil iman seviyesine ulaşmaya çağırmaktadır. Dolayısıyla bu her
insanın vicdani bir sorumluluğudur. Her kim olursa olsun, hiçbir
insanın önünde Allah'a gönülden bağlanma konusunda bir engel yoktur.
Samimiyetle Allah'a yakınlaşmayı hedefleyen her insan bu imani olgunluğa
ulaşabilir. Allah'ın Kuran'da "Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden
ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi
takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir." (Furkan Suresi, 74)
sözleriyle bildirdiği gibi, 'takva sahiplerinin önderlerinden' de
olabilir. Allah'a olan saygı dolu korkusu, gönülden bağlılığı ve
gösterdiği üstün ahlak ile tüm Müslümanlara örnek teşkil edecek
bir iman seviyesine ulaşabilir.
Ancak elbette ki böyle bir imani olgunluğa erişmek isteyen insan,
bu talebi doğrultusunda ciddi bir çaba göstermelidir. Takvanın ve
kamil imanın önemli bir ölçüsü, insanın vicdanını olabilecek en
mükemmel şekilde kullanmasıdır. Vicdan, ondan gelen sese harfiyen
uyulduğu takdirde, insanı daima Allah'a ve O'nun razı olacağı ahlaka
ulaştırır. Daima Allah'ın emirleri doğrultusunda hareket eder ve
kişiyi ömrü boyunca bir an bile eksik olmaksızın doğru olana davet
eder. Dolayısıyla vicdanına kusursuz olarak uyan bir kimse, Allah'ın
en çok razı olacağı ahlakı gösterebilir. Ayrıca bir ayette
"Hidayeti bulmuş olanlara gelince; (Allah,) hidayetlerini artırmış
ve takvalarını vermiştir." (Muhammed Suresi, 17) sözleriyle
bildirildiği gibi, Allah samimiyetle Kendisine yönelip, ciddi bir
çaba gösteren kimselerin hidayetlerini artırmakta ve onları takva
sahiplerinden kılmaktadır.
Allah Kuran'ın pek çok ayetinde takvanın önemine ve üstünlüğüne
dikkat çekmekte ve takva sahiplerini dünya ve ahiret nimetleriyle
müjdelemektedir. Bunlardan bazıları şöyledir:
...Allah takva sahiplerini bilendir. (Tevbe Suresi, 44)
...Ve bilin ki gerçekten Allah takva sahipleriyle beraberdir.
(Tevbe Suresi, 123)
Sonra, takva sahiplerini kurtarırız... (Meryem Suresi, 72)
...Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir. (Hud Suresi,
49)
...Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir. (Nahl Suresi, 30)
O cennet; biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi
kılacağız. (Meryem Suresi, 63)
Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar,
yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu)
sonudur... (Ra'd Suresi, 35)
Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır.
(Hicr Suresi, 45)
...Sonuç da takvanındır. (Taha Suresi, 132)
Görüldüğü gibi başta Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti olmak üzere,
tüm nimetler takva sahipleri içindir. Allah takva sahipleriyle birlikte
olduğunu bildirmiştir. İman ettiğini söyleyen her insan Allah'ın
bu lütfuna layık olabilmek, bu nimetle şereflenebilmek için çaba
harcamaladır. Allah'ın, "insanlar, 'iman ettik' diyerek, sınanmadan
bırakılacaklarını mı sandılar?" (Ankebut Suresi, 2) ayetiyle
insanları bu konuda uyardığı unutulmamalıdır. Çünkü bu ayetten anlaşılmaktadır
ki, sadece "ben iman ettim" demek takva sahiplerinden, kamil imanı
yaşayan kimselerden olabilmek için yeterli olmayabilir. İnsanın
imanı kabul ettikten sonraki tüm hayatını Allah'ın en razı olacağı
şekilde, her an ciddi bir çaba göstererek, hayırlarda yarışarak,
kamil iman sahiplerine önder olmayı hedefleyerek geçirmesi gerekmektedir.
Bediüzzaman Said Nursi'de iman eden her insanın 'insan-ı kamil'
ismine layık bir ahlak seviyesine gelebilmek için çaba harcaması
gerektiğini söyleyerek takvanın ve kamil imanın önemine dikkat çekmiştir:
Seyr-i sülûk-ü kalbî ile ve mücahede-i ruhî ile ve terakkiyât-ı
mâneviye ile, insan-ı kâmil olmak için çalışmak; yani hakikî mü'min
ve tam bir Müslüman olmak; yani, yalnız surî değil, belki hakikat-i
imanı ve hakikat-i İslâmı kazanmak; yani, şu kâinat içinde ve bir
cihette kâinat mümessili olarak, doğrudan doğruya kâinatın Hâlık-ı
Zülcelâline abd olmak ve muhatap olmak ve dost olmak ve halil olmak
ve ayna olmak ve ahsen-i takvimde olduğunu göstermekle, benî Âdemin
melâikeye rüçhaniyetini ispat etmek ve şeriatın imanî ve amelî cenahlarıyla
makamât-ı âliyede uçmak ve bu dünyada saadet-i ebediyeye bakmak,
belki de o saadete girmektir.
|