|
ÖLÜM
İLE KARŞILAŞMADAN ÖNCE HAYIRLARDA YARIŞMANIN ÖNEMİ
Allah her insan için sınırlı bir ömür süresi belirlemiştir. İnsan
ise, kendisi için belirlenen bu sürenin ne zaman sona ereceğinden
habersizdir. Bir an, bir saat ya da bir gün sonra ne kazanacağını
ya da kendisini nelerin beklediğini bilemez. Dahası tüm bu saatlerin,
günlerin toplamı da ancak çok kısa bir zamandan ibarettir. Ve istisnasız
tüm insanlar bu gerçeğin farkındadırlar. Yaşamlarının kendi iradaleri
altında gelişmediğini, var oluşları gibi, yaşayacakları olaylara
ve ölümlerine de kendilerinin karar veremediğini ve ölümün bir anda
gelip çattığını açıkça görmektedirler.
Ancak buna rağmen insanların büyük bölümü, ellerindeki bu kısa ve
kıymetli vakti gereği gibi değerlendirmesini bilemez. Vakitlerini
müsrifçe harcar, har vurup harman savururlar. Zamanla yarışıp, her
anlarını en güzel şekilde değerlendirip bunu kendi lehlerine dönüştürmek
yerine, umursuzca tüketirler. Dünya hayatının meşgaleleri onları
öylesine oyalar ki, ölümü ve yaşamın kısalığını tamamen unuturlar.
Bu gerçeği hatırladıklarında da, 'madem ki dünya hayatı bu kadar
kısa, zevkler, güzellikler ve mutluluklar madem ki bu kadar geçici,
o zaman dünyanın tadını olabildiğince iyi çıkarmaya bakalım, vaktimizi
en iyi şekilde değerlendirelim' diyerek akılsızca bir telaş içerisine
girerler. 'Dünya hayatınıntadını daha iyi çıkarmak' ya da 'vakti
iyi değerlendirmek' sözleriyle kastettikleri ise, yaşamın kısalığını
iyice unutmak, ölüm gerçeğinden alabildiğince uzaklaşmak, dert ve
tasa olarak nitelendirdikleri konuları unutarak, mümkün olduğunca
düşünmeden yaşamaya başlamaktır.
Oysa hayatın kısalığını, zevk ve güzelliklerin geçiciliğini fark
eden bir kimsenin asıl yapması gereken, dünya hayatının gerçeklerini
unutmak değil, aksine iyice düşünüp şuuruna varmak olmalıdır. Madem
ki dünya hayatı geçicidir, öyleyse insan asıl baki kalan ve asıl
gerçek olana yönelmelidir. Kendisine verilen bu kısa ve kıymetli
süreyi de bu uğurda harcamalıdır. Ve asıl baki olan, varlığının
sonu olmayan, kadim yani ezelden beri zat, sıfat ve tüm isimleriyle
var olan da ancak Allah'tır. Dolayısıyla insan kendisine verilen
bu imkanı, yaşadığı her an Allah'ın rızasını kazanacak işler yaparak
kullanmalıdır. İnsanın sonsuza dek hiçbir zaman bitip tükenmeyecek
nimetler içerisinde asıl yaşamını süreceği mekanın ahiret olduğunu
ve ahiretin de yine ancak Allah'ın rızası ve hoşnutluğuyla kazanılabileceğini
bilmelidir.
Bu gerçeği gören müminler vakitlerini olabilecek en güzel ve Allah'ın
rızasına en uygun şekilde değerlendirmeye çalışırlar. Herşeyden
önce insanların verilen tüm nimetlerden olduğu gibi, kendilerine
tanınan süreden de hesaba çekileceklerini bilirler. Çünkü hesap
gününde insanlar sadece iyilikten ya da kötülükten yana yaptıklarının
ortaya konulmasıyla değil, aynı zamanda da an an hayatlarını nasıl
değerlendirdiklerinden de sorgulanacaklardır. Bu nedenle Allah'tan
korkan bir insan, gününün her saniyesini 'hayırdan yana en güzel
ne yaparak geçirebilirim' diye düşünerek geçirir. Hayırdan yana
yapacakları hiçbir işte erteleme yoluna gitmez. Allah'ın "...Ertelemek
ancak inkarda bir artıştır." (Tevbe Suresi, 37) sözleriyle hatırlattığı
gerçeği düşünerek, yine Allah'ın "... Öyleyse hayırlarda yarışınız..."
(Bakara Suresi, 148) emrine uyarak acele davranır. Çünkü
insanlara iyi ve güzel işleri erteletmek şeytanın bir oyunudur.
Şeytan, insanın 'sadece erteliyorum, tamamen vaz geçmiyorum ki'
diyerek vicdanını rahatlatmasını ve verdiği telkinlerle bir süre
sonra da bundan tümüyle vaz geçmesini sağlar. Allah bu nedenle ertelemenin
insanları inkara sürükleyen bir davranış şekli olduğunu bildirerek
onları uyarmaktadır.
Yine bir başka ayette "Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz
çevirenlerdir" (Mü'minun Suresi, 3) sözleriyle bildirildiği
gibi, mümin cahiliye toplumlarındaki insanların aksine, kendisini
oyalayabilecek, akılcı düşünmesini engelleyebilecek, hayatın kısalığını,
ölümün ve ahiretin yakınlığını unutturabilecek her türlü boş işten
yüz çevirir. Tüm gününü art arda pekçok hayırlı iş yaparak geçirse
bile bunu yeterli görmez. İşinden boşaldığında Allah'ın "Şu
halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam
et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et." (inşirah Suresi, 7-8)
hükmü gereği, yine Allah'ın razı olacağı başka bir hayırlı işe yönelir.
Çünkü mümin, Allah'ın en sevdiği, en razı olduğu insan olabilmeyi
hedefler.
İmam Rabbani de eserlerinde bu konuya dikkat çekmiş, vakitlerini
iyi değerlendirmeleri ve hayır işlemekte erteleme yapmaktan kaçınmaları
konusunda insanlara şu tavsiyelerde bulunmuştur:
Fırsatı ganimet bilip vakti boşa harcamamak gerekir. Rüsumlardan
ve adetlerden bir şey hasıl olmaz. İllet beyan edip mehil istemek,
ziyandan başka bir şey artırmaz. Salatların en tamamı ona, selamların
mükemmeli ona olsun;
Muhbir-i
Sadık Resulullah şöyle buyurdu;
"Erteleyenler
helak oldu."
Muhakkak
mevcut olan ömür sermayesini mevhum bir işe sarf etmek; mevhumu
dahi mevcut için korumak, cidden kötü bir şeydir.Vakit sermayesi
gerekir ki, en uygun işe sarf edile... (Mektubat-ı Rabbani, cilt
1, s. 315)
Allah, Kuran'da dünya hayatında iken Allah'a kulluk etmeyi, ibadetlerini
yerine getirmeyi erteleyen, boş amaçlar peşinde oyalanan insanların
ölüm ile karşılaştıklarında büyük bir pişmanlığa kapıldıklarını
bildirmektedir:
Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler
ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin
ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık." (En'am Suresi,
27)
Vakitlerini
Allah'ın rızasına uyarak en iyi şekilde değerlendiren, boş işlerden
yüz çevirip hayırlarda yarışan müminler ise, sadece kısa süren dünya
hayatını değil, aynı zamanda sonsuz ahiret nimetlerini de kazanmış
olurlar.
Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir. İşte onlar, yakınlaştırılmış
(mukarreb) olanlardır. Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde;
(Vakıa Suresi, 10-12)
|