|
"EN
GÜZEL HAYAT"I YAŞAMANIN TEK YOLU SAMİMİ İMANDIR
Kuran ahlakından uzak toplumlarda, bir insanın peşinden koşabileceği
en yüksek ideal ve elde edebileceği en fazla menfaatin, dünya hayatının
sunduğu güzelliklerde saklı olduğuna inanılır. Bu nedenle de insanlar
ömürleri süresince, dünya hayatından daha iyi yararlanabilmek, bu
hayatın sunduğu çıkarlardan en fazlasıyla istifade edebilmek için
adeta birbirleriyle yarışırlar. Bu yarış öylesine bir tutku halini
alır ki, bu insanların hiçbiri durup bir an için olsun 'ben neyin
peşinde koşuyorum?', 'uğrunda ömrümü feda ettiğim bu değerler nereye
kadar bana menfaat sağlayacak?', 'yanlış bir idealin peşinde koşuyor
olabilir miyim?', 'bundan daha yüce bir ideal ve daha güzel bir
yaşam şekli olabilir mi?' diye düşünüp kendilerini sorgulamazlar.
Oysa pek çok insanın tutkuyla bağlandığı, uğrunda amansız bir çıkar
yarışına girdiği ve tüm ömrünü tükettiği dünya hayatı aslında 'bir
göz açıp kapama süresi' kadar kısa ve bir o kadar da geçicidir.
Dahası pek çok açıdan da eksiktir; insanlara sunduğu sayısız nimet,
güzellik ve menfaatin yanında, mücadele edilmesi gereken pek çok
sorun ve sıkıntı da içermektedir. Sırf insanın hayatta kalabilmesi
için bile pek çok şartın bir araya gelmesi, pek çok konuda ciddi
çabalar harcanması gerekmektedir. İnsan daha fazla nimet elde edebilmek
için mücadele verirken, gerçekte bu nimetlerin tadını çıkaramadığını,
yaşamının aslında dünya hayatının sorunlarını ve sıkıntılarını aşmaya
çalışmakla geçtiğini görür. Ancak yine de insanların bu uğraşları
ölüme dek sürer. Dünya nimetlerine duydukları hırs, bu kimseler
üzerinde adeta bir büyü etkisi yaparak onların bu gerçekleri görmesini
engeller. Ta ki ölüm melekleri canlarını aldıklarını onlara bildirene
dek. Allah bu kimselerin ancak o zaman gerçeği görebildiklerini
ve ancak o zaman dünya hayatını samimi bir gözle değerlendirebildiklerini
vurgulamıştır. Kuran ayetlerinde bu insanların o anda pişmanlıklarını
şu sözlerle dile getireceklerinden bahsedilmektedir:
Der ki: "Keşke hayatım için, (önceden bir şeyler) takdim
edebilseydim." (Fecr Suresi, 24) "Malım bana hiç bir yarar sağlayamadı."
"Güç ve kudretim yok olup gitti." (Hakka Suresi, 28-29)
Oysa bu insanların çoğunun habersiz olduğu önemli bir gerçek vardır;
iman dünya hayatının tüm bu sorun ve sıkıntılarını çözmekte, dünya
hayatını insanlar için olabilecek en güzel hayata dönüştürmektedir.
Allah bu sırrı insanlara
"Erkek
olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa,
hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını,
yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz." (Nahl Suresi, 97)
sözleriyle bildirmektedir.
Bediüzzaman Said Nursi ise bu gerçeğe "Hakiki zevk ve elemsiz
lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır..."
("On Üçüncü Söz, İkinci Makamın Haşiyesi", Sözler, s.137) sözleriyle
dikkat çekmektedir.
İman, insanların dünya hayatını gerçekçi bir gözle görebilmelerini
ve yaşamlarını bu temeller üzerine kurabilmelerini sağlamaktadır.
Mümin herşeyden önce dünya hayatının ve kainattaki tüm nimetlerin
Allah'ın insanlardan hangilerinin daha güzel davranışlarda bulunacağını
denemek için yarattığı birer imtihan vesilesi olduğunu bilir. Her
insan, dünya hayatında gösterdiği ahlaka göre ahiret hayatında karşılık
bulacaktır, bu nedenle de dünya hayatına hakettiği kadar değer vermelidir.
Bu değer ise, her nimetin Allah'tan geldiğini bilerek, O'na gereği
gibi şükrederek ve bu imkanları ahiret için güzel bir hazırlık yapmak
amacıyla kullanmakla ortaya çıkar. İnsanlar, gerçek nimetlerin ve
güzelliklerin ahiret hayatında olduğunu, dünya hayatının ise geçici
bir yararlandırma olduğunu hiç akıllarından çıkarmamalıdırlar.
Bu gerçeğin şuuruna varan bir kimse dünya hayatının eksiklikleri
ve sorunları karşısında mütevekkil, sabırlı ve şükredici tavırlar
gösterebilecektir. Çünkü bunlar Allah'ın takdir ettiği imtihanın
birer parçasıdır ve Allah tarafından özel hikmetlerle yaratılmaktadır.
Tüm beklentilerini dünya üzerine kurmuş olan insanlar herhangi bir
sıkıntı ya da zorlukla karşılaştıklarında büyük bir hayal kırıklığına
ve üzüntüye kapılırlar. İman eden kimseler ise, güzel bir ahlak
ile sabır gösterdikleri her olayın ahirette kendilerine kat kat
fazlasıyla güzellik olarak döneceğini bilmenin neşesi içerisinde
olurlar. Allah'ın dünyada da ahirette de iman edenlere yardım edeceğini,
işlerini kolaylaştıracağını ve onları karanlıklardan nura çıkaracağını
bilmenin verdiği teslimiyet ve tevekkül ile hareket ederler. Bundan
dolayı Kuran şuurundan uzak insanların sıkıntı ya da zorluk dedikleri
olaylar, onlar için birer ecir vesilesidir.
İman edenlerin dünya hayatına olan bu şuurlu yaklaşımları Bediüzzaman'ın
"İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i
dareyni (her iki dünyayı; dünya ve ahireti) iktiza eder." (Sözler,
s. 316) sözleriyle ifade ettiği gibi, ahirette olduğu kadar
dünya hayatında da "güzel bir hayat" kazandırır. Çünkü dünya hayatını
da, üzerindeki sayısız nimet ve güzellikleri de yaratan Allah, ahiret
gibi dünyada da bu güzellikleri iman edenlerin hizmetine vereceğini
bildirmektedir. Allah bu lütfunu Kuran'da şu sözlerle haber vermektedir:
"...
Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret
yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir."
(Nahl Suresi, 30)
"Böylece
Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi..."
(Al-i İmran Suresi, 148)
"...
Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır ..." (Zümer Suresi,
10)
|