|
ALLAH
TEVBELERİ KABUL EDEN VE BAĞIŞLAYANDIR
...Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı
ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe
eder ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir."
(En'am Suresi, 54)
Allah dünya hayatını insanlardan hangilerinin imanı hangilerinin
inkarı seçeceklerini denemek için yaratmıştır. Yine aynı amaçla
insanın içine hem iyiliği emreden vicdanı hem de kötülüğü emreden
nefsi koymuştur. Vicdan insana her zaman için Allah'ın beğeneceği
şekilde hareket etmeyi ilham eden Rahmani bir güçtür. Nefis ise
Allah'ın dilemesi dışında insanı Allah'ın sınırlarını aşmaya yöneltir.
İnsan ancak nefsinin kötülüklerinden sakınıp, vicdanının sesine
uyduğu zaman Allah'ın rızasına uygun bir tavır gösterebilir. Kuran'da
Hz. Yusuf'un nefsin bu yönünü şöyle dile getirdiği bildirilmiştir:
"(Yine
de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin
kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir.
Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir." (12/53)
Insanlar hayatlarının sonuna kadar bu iki sesin ilhamlarıyla muhatap
olurlar. Bunun dışında insanları iman etmekten alıkoymak için çaba
harcayan bir de şeytan vardır ki, bu varlık da ölümlerine kadar
tüm insanların dünya hayatındaki denemelerinin önemli bir parçasını
oluşturur. İnsan hayatı boyunca nefsine ve şeytanın olumsuz kışkırtmalarına
karşı ciddi bir mücadele vermekle ve her zaman için doğru olanı
seçmekle yükümlüdür.
Allah nefsin ve şeytanın nasıl etkisiz hale getirileceğini ise yine
Kuran ayetleri ile kullarına bildirmiştir. Ancak buna rağmen insanın
yanılarak nefsine ya da şeytana uyup hata yapma ihtimali de vardır.
Çünkü insan kusursuz ve mükemmel değildir. Aksine hata yapmaya,
unutmaya, yanılmaya açık bir varlıktır. Ancak onu bir hikmet üzerine
bu eksikliklerle birlikte yaratan Allah, ona tevbe etmek ve bağışlanma
dilemek gibi büyük bir imkan da vermiştir.
Kuşkusuz bu Allah'ın kullarına olan sonsuz şefkatinden ve merhametinden
kaynaklanmaktadır. Zira Allah insanların tevbelerini kabul edip
bağışlayan olmasaydı, yaptıkları hatalardan dolayı tüm insanlar
hüsrana uğrarlardı. Ancak Allah insanları affetmekte ve onlara tekrar
tekrar imkan tanıyarak fırsat vermektedir. Kuran'da Allah'ın kullarına
olan bu rahmetine "Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları
(azab ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiç bir
canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar
ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah
kendi kullarını görendir." (Fatır Suresi, 45) ayetiyle dikkat
çekilmiştir.
Allah'ın merhametinden dolayı kullarına verdiği bu imkan neticesinde
insan Allah'ın rızasını ve cennetini kazanabilmek için bir kez daha
fırsat kazanmış olur. Allah bu bağışlayıcılığını Kuran'da "Kim
kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse
Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur." (Nisa Suresi,
110) sözleriyle bildirmiştir. Bilerek ya da bilmeyerek her
an hata yapmaya müsait olan insanın yapacağı tek şey, hatasını fark
ettiği anda samimiyetle tevbe etmesi, Allah'tan bağışlanma dileyerek
bir daha bu hataya geri dönmemesidir. Allah bu ahlakı gösteren kullarını
şöyle müjdelemiştir:
"(Benden
onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran
kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah,
bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir."
(Zümer Suresi, 53)
"Gerçekten
Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru
yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım." (Taha Suresi, 82)
Allah'ın kimlerin tevbelerini kabul edeceği ise Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Sonra
gerçekten Rabbin, cehalet sonucu kötülük işleyen, sonra bunun
ardından tevbe eden ve ıslah olanlar(la beraberdir). Şüphesiz
Rabbin bundan sonra bağışlayandır, esirgeyendir." (Nahl Suresi,
119)
"Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle
kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte
Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm
ve hikmet sahibi olandır. (Nisa Suresi, 17)
"Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca:
"Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak
ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır."
(Nisa suresi, 18)
Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun
dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa,
doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (4/48)
Kuran ayetlerinde Allah'ın bağışlamayacağını bildirdiği iki durum
söz konusudur. Bunlardan biri Allah'a şirk koşulması yani kişinin
kendisine Allah'tan başka bir ilah edinmesidir. Diğeri ise elinde
imkan olduğu halde bilinçli olarak Allah'a ibadet etmekten ve Kuran'a
uymaktan kaçınan, ama ölümle karşılaştığında korkudan dolayı tevbe
ettiğini söyleyenlerin tevbesidir.
Bu her iki durumda da Allah'ın dinine karşı şuurlu bir yüz çevirme
söz konusudur. Bu nedenle de Allah bu kimseleri bağışlamaz. Ancak
Rabbimiz, bunların dışında büyük ya da küçük yapılan her türlü hatayı,
temiz bir kalple pişman olup tevbe edildiğinde bağışlayacağını bildirir.
Görüldüğü gibi insan ne kadar büyük bir hata yaparsa yapsın, yine
de onun için dünyada iken geri dönüş yolu ve bir telafi imkanı vardır.
Bu, Allah'ın kullarına açtığı çok önemli bir kurtuluş yolu ve çok
büyük bir merhamet tecellisidir.
|