ŞEYTAN İNSANLARI 'EN OLMADIK BAHANELERLE' ALDATMAYA ÇALIŞIR

Şeytan, insanın amansız bir düşmanıdır. İnsanın yaratılışıyla birlikte, bu düşmanlık uğruna kıyamete kadar çaba harcayacağına and içmiştir. Amacı, insanları Allah'ın bildirdiği doğru yoldan uzaklaştırmak, onları da kendisiyle birlikte aynı sona, cehennem azabına ulaştırabilmektir. Allah'a karşı şükredici olmamaları, O'na gereği gibi kulluk etmemeleri ve kendisiyle aynı ahlakı paylaşmaları için onlara türlü tuzaklar kurar. Bu nedenle Allah "Ey insanlar… şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır." (Bakara Suresi, 169) sözleriyle insanları şeytanın bu çabasına karşı uyarmaktadır.

Allah, Kuran ayetleriyle insanlara, şeytanın karakterine, onlara hangi yöntemlerle yaklaşabileceğine, dünya hayatına dair ne tür menfaatler sunarak onları kandırabileceğine ve hilelerinin ne şekilde bozulabileceğine dair tüm bilgileri açıklamıştır. Dolayısıyla Kuran'ı kendisine rehber edinen her insan, şeytanın tüm bu tuzaklarını kolaylıkla bozup doğru yolu bulabilir.

Ancak bu noktada insanların dikkatle düşünmeleri gereken bir konu vardır. Şeytan insanların Allah'a kulluk etmemelerini, din ahlakını yaşamamalarını ve kötülük yapmalarını ister. Tabi bunları onlara kabul ettirebilmek için her zaman açık bir çağrıda bulunmaz, hileli yöntemler kullanır. Onları, doğru yolda olduklarına ikna ederek, vicdanlarını rahatlatacak bahanelere inandırarak kötülüğe sevk eder. Şeytandan kendilerine gelen düşünceleri Kuran ile değerlendirmeyen kimseler, kendilerini gerçekten erdem ve fazilet sahibi insanlar olduklarına, Allah'tan korktuklarına, güzel ahlak gösterdiklerine ve samimi olduklarına inandırırlar. Şeytanın yardımlarıyla Allah'ın Kuran ayetleri ile kendileri yükümlü kılmış olduğu her konuda vicdanlarını rahatlatacak birer bahane bulup, vicdanlarının sesine karşı bunların arkasına sığınırlar. Şeytan yaldızlı sözler fısıldayarak bu bahanelerin gerçekliği konusunda bu kimseleri o kadar ikna eder ki, ahirette de yine aynı bahaneleri sıralayarak samimiyetlerine kanaat getirtebileceklerini düşünürler.

Biraz düşünüldüğünde, şeytanın kullandığı bu hileli yöntemin aslında günlük hayatın her aşamasında, hemen her konuda insanların karşısına çıktığı görülür. Örneğin insanların büyük bir kısmı yanlış olduğunu bildikleri bir tavrı gösterirken, 'çoğunluğun bu şekilde olduğunu' öne sürerek vicdanlarını rahatlatır. Oysa ki 'herkes böyle yapıyor' mantığının Kuran'a göre hiçbir geçerliliği yoktur. Allah her insanı kendi müstakil vicdanı ile yaratmış, doğru yola uyma konusunda onu tek başına sorumlu tutmuş ve yine onu tek başına hesaba çekeceğini bildirmiştir. "Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.'" (En'am Suresi, 116) ayetiyle Allah çoğunluğun insanları şaşırtıp saptırmaması için onları uyarmaktadır. Onlara bu bahaneyi makul gösterten ise elbetteki şeytandan başkası değildir.

Bunun gibi insanların şeytani bahanelerle kendilerini aldattıkları daha pek çok konu vardır. Örneğin sahip olduğu mal varlığından ihtiyaç içerisindeki insanlara yardımda bulunacak bir kimse, şeytanın ilham ettiği bahanelerle vicdanının sesini bastırıp bundan vazgeçer. Şeytan ona kendisinin de ihtiyaç içerisinde olduğunu, bu insanlara yardım etmektense bu parayla daha karlı işler yapıp daha sonra yine yardım imkanı bulabileceğini fısıldar. Ona kendisinden daha varlıklı, daha imkan sahibi insanların varlığını hatırlatır. Yardım konusunda asıl sorumlu olanların onlar olduğunu, kendisinin de yardım etmeyi düşünmüş olması nedeniyle ahirette mükafatlandırılacağını söyleyerek vicdanını rahatlatmasını sağlar. Oysa gerçekte tüm bunlar samimiyetsizce öne sürülmüş ve ahirette de geçerliliği olmayacak bahanelerdir. Ve aslında "Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile." (Kıyamet Suresi, 14-15) ayetiyle bildirildiği gibi, vicdanını örtmediği sürece kişinin kendisi de bu gerçeği görebilir. Ancak şeytanın hileli düzeni ve yaldızlı sözleri, bu kimselerin şeytani bahanelere aldanmalarına neden olur.

Aynı şekilde şeytan, sabah namazını kılmak için erken kalkacak bir kimseyi engellemek için çeşitli bahaneler sunar. Eğer uykusunu bölecek olursa uykusuz kalacağını ve ertesi gün yapacağı işlerin aksayacağını, Allah'ın niyetini zaten bildiğini ve sonsuz merhamet sahibi olduğunu, onu affedeceğini söyleyerek ikna etmeye çalışır. Allah, Kuran'ın "... Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın." (Lokman Suresi, 33) ayetiyle insanları aldatıcıların bu yöntemine karşı uyarmıştır. Şeytan ve onun ahlakını benimseyen kimseler çoğu zaman insanları doğru yoldan uzaklaştırabilmek için, onları bu şekilde Allah'ın merhametini öne sürerek kandırmaya çalışabilmektedirler. Oysa Allah, Kuran ayetleriyle sonsuz cehennem azabını da anlatmaktadır. Allah'ın affediciliği ancak Kendisine samimi bir kalple iman eden, salih amellerde bulunan ve doğru yola uyan kimseler içindir. Aksinde, bahanelerini öne sürdüklerinde Allah'ın kendilerini affedeceğine ve böylece ahirette de güzel bir karşılık alacaklarını düşünerek kendilerini kandıranların, ayetlerde bildirildiği şekliyle 'en fazla hüsrana uğrayacak olan kimseler'dir.

De ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi? Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar." (Kehf Suresi, 103-104)

"Artık o gün, zulmedenlerin ne mazeretleri bir yarar sağlayacak, ne (Allah'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilecektir." (Rum Suresi, 57)

Allah bu kimselerin yapıp ettiklerinin boşa çıktığını bildirmektedir. Ahirette böyle bir son ile karşılaşmaktan sakınmak için ise, her insanın Kuran'ı kendisine rehber edinmesi, şeytan ürünü bahanelerin ahirette geçersiz olduğunu bilerek mutlak samimiyete niyet etmesi gerekmektedir. Bediüzzaman Said Nursi de bu konuda bizlere şu tavsiyede bulunmaktadır:

Sen, eğer nefis ve şeytanı dinlersen, esfel-i safiline düşersin. Eğer Hak ve Kuran'ı dinlersen, ala-yı iliyyine çıkar, kainatın bir güzel takvimi olursun. (Sözler, s. 297, İman ve Küfür Müvazeneleri, s. 106)