|
SAHABELERİN
AHLAKINI ÖRNEK ALMALIYIZ -1-
Her
insan ahlakını şekillendirirken kendisine farklı bir model alır.
Beğendiği veya beğenmesi gerektiğini düşündüğü insanlara benzemeye
çalışır. Yaşam tarzını, düşünce yapısını, mantık örgüsünü, hal ve
tavrını belirlerken, bu insanları gözlemleyerek karar verir. Ancak
çoğu insan kendisine model aldığı kişileri seçerken vicdanının değil,
menfaatlerinin kendisine gösterdiği istikamette hareket eder. Örneğin
zengin olmayı hedeflemişse, servet sahibi bir insanı kendisine örnek
alır. Onun zenginliğine ulaşabilmek için onun yaşam şekline ayak
uydurması gerektiğine inanır. Bu nedenle bu insanı aşama aşama takip
eder. Hangi yollardan geçtiğini, nasıl bir yaşam sürdüğünü, karakterini
inceler. Onun çevresine karşı davranış biçimini, zihniyetini, değerlerini
hatta inancını taklit eder. Dikkat edilirse burada kendisine model
aldığı kişiyi ahlakına ya da kişiliğine göre değil, kendi çıkarlarına
göre belirlemiştir. İşte bu son derece hatalı bir yaklaşımdır. Çünkü
böyle bir durumda sadece varlıklı olduğu için örnek alınan insanın
kişiliğindeki bozukluklar, ahlak eksiklikleri, vicdansızlıkları
da aynı şekilde hayata geçirilir.
Halbuki insanların önlerinde örnek olarak, güzel ahlakları, yüksek
karakterleri ve mükemmel tavırlarıyla Allah'ın elçileri vardır.
Elçiler ve onların yetiştirdiği sahabeler, tüm insanlık için en
güzel örnektirler. Allah peygamberlerinin ve onların yardımcılarının
güzel ahlaklarını ve tüm hayatlarını ayetlerde insanlara örnek olarak
göstermektedir. Bunun hikmetlerinden biri insanların kendilerine
onları örnek almaları, onlara benzemek için gayret etmeleri ve onlar
gibi yaşamalarıdır. Çünkü onları model almak, bir insanın olabilecek
en mükemmel kişiliğe sahip olmasına vesile olur.
Nitekim bir çok İslam alimi de eserinde sahabelerin yaşamlarından
örnekler vermiş, müminleri onların ahlaklarıyla ahlaklanmaya davet
etmiştir. Sahabelerin ihlasları, sabırları, tevekkülleri, samimiyetleri,
dürüstlükleri, merhametli ve şefkatli karakterleri iman edenler
için çok güzel bir model teşkil etmektedir. Bediüzzaman Sait Nursi'nin
eserlerine baktığımızda da aynı üslup ve içeriği görürüz. Üstad
eserlerinin bir çok bölümünde bu kıymetli müminleri örnek vermiş
ve onların ahlakını detaylı olarak tarif etmiştir. Barla Lahikasındaki
şu satırlar bunun örneklerinden biridir:
Sahabelerin halka karşı vaziyetleri: Düşmanlarına şediddirler ve
dostlarına ve müminlere rahimdirler. Cenab-ı Hakka karşı rüku ve
secdede kemal-i itaattedirler. Her işlerinde Cenab-ı Hakkın rıza
ve fazlını kastederek kemal-i ihlastadırlar.
Üstad'ın sahabelerle ilgili bu üç açıklaması her insanın kendisine
örnek alması gereken güzel ahlak özellikleridir.
Müminlere karşı şefkatli ve merhametli olmak…
Bediüzzaman sahabelerin inkarcılara karşı son derece caydırıcı olduğundan
bahsetmiştir. Bu çok önemli bir mümin özelliğidir. İnkarcılar Allah'a
bağlı güçlü kişiliği olan bir müminin aklına, kişiliğine, dindeki
samimi kararlılığına saygı duyarlar. Hiçbir zaman böyle bir insanı
yolundan çeviremeyeceklerini, gevşekliğe sürükleyemeyeceklerini,
fikri olarak yenemeyeceklerini bilirler. Karşısına çıkıp konuşmak
ve kendi ideolojilerini savunmak istemezler. Nitekim sahabeler,
bu özellikleriyle İslam dinini en güzel şekilde tebliğ ve temsil
eden müminler olmuşlardır.
Ancak sahabelerin caydırıcı olmaları sadece inkarcılara karşıdır.
Müminlere karşı ise bunun tam aksi, son derece merhametli ve şefkat
sahibidirler. Buradan müminlerin birbirlerine karşı son derece müşfik,
anlayışlı, hoşgörülü, sevgi ve saygı dolu olmaları gerektiğini anlıyoruz.
Nitekim Allah müminleri birbirlerinin velileleri, kardeşleri olarak
tanıtır. Bu nedenle iman edenler arasında her konuda ittifak, sadakat
ve tesanüt olması gerekir. Üstad da eserlerinin bir çok bölümünde
müminler arasında güçlü bir bağlılık olması gerektiğini açıklar.
Bediüzzaman'ın sürgün yıllarında talebelerinde yazdığı bir çok mektubunda
ana konu, aralarında enaniyetten ya da nifak çıkarmaya çalışan kişilerin
fitnelerinden kaynaklanan ayrılıklar olmaması, hepsinin birbirini
çok sevmesi, kollaması, koruması olmuştur. Çünkü müminlerin birbirlerini
desteklemesi, İslam ahlakının daha hızlı ve etkili bir şekilde yayılmasıyla
sonuçlanır. Dini tanımayan bilgisiz insanlar, İslam ahlakını iman
edenlerin hal ve tavırlarına bakarak öğrenirler. Onların arasındaki
sadakat ve tesanüt, toplumların İslam ahlakına yönelmesinde hızlandırıcı
ve teşvik edici bir etki yapar.
İman eden bir insana karşı zorlu olmak ise, Allah'ın makbul görmediği
bir tavırdır. Müminler birbirlerine güvenmeli, hüsnü zan etmelidir.
Birbirlerinin hatalarını hoş görmeli, birbirlerinin haklarından
vazgeçmesini bilmelidir. Müminler arasında rekabet, soğukluk, kin,
sevgisizlik olması Kuran ahlakına uygun değildir. Bu nedenle Bediüzzaman
müminler arasındaki tesanütün önemine işaret eden tavsiyelerini
dikkatle incelemek ve eksiksiz olarak uygulamak müminlerin üzerindeki
sorumluluklardan biridir.
Bediüzzaman İhlas Risalesi'nde ise, müminlerin aynı bir fabrikanın
çarkları gibi birbirleriyle son derece uyumlu ve birbirlerini tamamlayıcı
yönde hareket etmeleri gerektiğini şöyle anlatmıştır:
... Nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü
bir gözünü tenkid etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun
ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu
örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muavenet eder; yoksa
o vücud-u insanın hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır.
Hem nasılki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârane uğraşmaz,
birbirinin önüne tekaddüm edip tahakküm etmez, birbirinin kusurunu
görerek tenkid edip sa'ye şevkini kırıp atalete uğratmaz. Belki
bütün istidadlarıyla, birbirinin hareketini umumî maksada tevcih
etmek için yardım ederler, hakikî bir tesanüd bir ittifak ile
gaye-i hilkatlerine yürürler. Eğer zerre mikdar bir taarruz, bir
tahakküm karışsa; o fabrikayı karıştıracak, neticesiz akîm bırakacak...
İşte ey Risale-i Nur şakirdleri ve Kuran'ın hizmetkârları! Sizler
ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı manevînin
âzalarıyız… ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice
veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz… (Lemalar, s. 160)
|