|
ŞEYTANIN
AKIBETİNDEN DERS ALMAK
Kuran'a
göre şeytan ilk insan olan Hz. Adem'den bu yana yaratılmış olan
tüm insanları Allah'ın yolundan saptırmak ve inkarlarını artırmak
amacı ile çabalayan ve kıyamet gününe kadar da çabalayacak olan
varlığın ismidir. Kuran'da belirtildiği üzere, Allah Hz. Adem'i
yarattığında meleklerin ona secde etmelerini emretmiştir. Meleklerin
tümü Hz. Adem'e secde ederken, cinlerden olan İblis, secde etmeyi
kabul etmemiş ve Allah'a başkaldırmıştır. Allah'ın emrine karşı
gelmeye cüret eden İblis, Allah tarafından lanetlenmiş ve ebedi
cehennem azabı ile karşılık görmüştür.
Şeytanın Allah'a olan itaatsizliğinin sebebi, kibirine kapılıp kendisini
insandan daha üstün bir varlık olarak görmesindendir. Şeytan kendisinin
ateşten, insanın ise çamurdan yaratıldığını, ateşin çamura göre
daha üstün bir madde olduğunu, dolayısıyla kendisinin insandan daha
üstün olduğunu iddia etmiştir. Oysa ateş de, çamur da Allah tarafından
yaratılmıştır. Yaratılmış bir varlığın büyüklüğe kapılıp kendisini
Yaratana karşı isyan etmeye kalkışması hem büyük bir nankörlük ve
hem de büyük bir akılsızlıktır. Ancak İblis kendi aklını beğenerek
ve insandan daha üstün bir varlık olma isteği ile isyan etmiştir.
Büyük ve üstün olma tutkusu, kibire ve gurura kapılması şeytanın
cennetteki tüm nimet ve güzellikleri kaybetmesine neden olmuş ve
şeytan alçaltılmış olarak cennetten kovulmuştur.
Kuran'da anlatılan şeytan kıssasından inananların kendilerine bir
pay çıkarmaları, şeytanın ahlakına benzer bir ahlak göstermekten
şiddetle sakınmaları gerekir. Zira büyüklük hırsı, gurur, kibir
ve üstünlük iddiası Allah katında günahtır. İnsanı maddi ve manevi
zararlara sürükler. En başta aklını örter, doğruyu yalnıştan ayırma
yeteneğini elinden alır, muhakeme kabiliyetini kaybettirir, dünya
ve ahiret karını-zararını hesaplamasına engel olur ve bu nedenle
sahip olduğu tüm nimetleri kaybeder. Dolayısıyla şeytanın Allah'a
karşı başkaldırması, isyanı, kibiri ve itaatsizliği neticesinde
hüsrana uğrayıp cehennem ateşine yollanması herkese ders olmalıdır.
İnsan şeytanın bu durumuna düşmemek için düşünmeli, Allah'tan korkup
sakınmalı, Allah'ın emirlerini eksiksiz olarak yerine getirmelidir.
Unutulmamalıdır ki, insanı Allah'dan ve dinden uzaklaştıran her
türlü şey şeytanın birer vesvesesi ve kandırmacasıdır. Bu nedenle
şeytanınkine benzer bir hezimete uğramak istemeyen her insan şeytanın
telkinlerinden sakınmalı ve büyüklük, gurur, kibir gibi şeytani
özelliklerden kaçınmalıdır.
Buna rağmen cahiliye toplumlarında insanların büyük bir çoğunluğu
bilerek veya bilmeyerek şeytanın kendilerine telkin ettiği yolu
izlerler. Bediüzzaman Said Nursi'nin bir sözünde belirttiği gibi
"Ehli dinsizlerin üstadı şeytandır. Şeytan söz ve düşüncede onlara
üstün geldiğinden onu taklid edenler ve izinden gidenler ona kanmaktadırlar."
Şeytanın karakterini gösterip büyüklüğe kapılan, gururlu ve kibirli
bir tavır sergileyen insanlar Allah'ı gereği gibi takdir edemeyen
insanlardır. Bu insanları büyüklük gururu sarıp kuşatarak inkara
sürekler (Bakara Suresi, 206). Nitekim kibirli bir insan kendisinin
ve sahip olduğu her şeyin tek malikinin Allah olduğunu düşünmek
istemez. Allah'ın kendisini bu dünya hayatında denemek için verdiği
malını, mülkünü, makamını ve bedenini kendine ait zanederek bunlardaki
üstün gördüğü yönlerle övünür. Ölümü ve bir gün elbette sahip olduğu
herşeyden kopup ayrılacağını hiç aklına getirmemeye çalışarak yaşar.
Tüm yaşam felsefesini de bu inanç üzerine kurar.
Böyle bir inanç kişinin diğer insanlarla olan diyaloğunu da etkiler.
Etrafındaki insanlara gösterdiği ahlak Allah'ın razı olacağı bir
ahlak değil, şeytanın kendisine emrettiği ahlak olur. Sadece kendisini
sever, kendi aklını beğenir, kendini etrafındaki herkesten üstün
görür, diğer kişileri ise küçümser ve alay eder. Başka birinin güzel
ahlaka çağıran davetine itaat etmez, sabır, tevazu, alçak gönüllülük
gibi güzel ahlak özelliklerini bir nevi "saflık" olarak değerlendirir.
Kendi menfaatleri, istek ve arzuları herkesten ve herşeyden önce
gelir, paylaşmaktan, fedakarlıktan ve yardımseverlikten zevk almaz.
Böyle bir ahlak gösteren kişi doğal olarak güzelliklerin de kıymetini
bilemez, asi ve nankör olur.
Ancak Allah sünneti gereği böyle insanların içlerinde besledikleri
büyüklük hevesine onları asla ulaştırmaz. Gösterdikleri çirkin ahlak
nedeniyle yaşamları boyunca hiçbir zaman gerçek dostluğu ve sevgiyi
yaşayamayan bu insanlar ahirette de yapayalnız, tek başına ve yardımsız
kalır.
Öte yandan yaşamı boyunca acizliğinin farkında olan ve Allah'a karşı
teslimiyetli ve boyun eğici bir tavır gösterenler ise hem dünyada
hem ahirette güzel bir yaşamla ödüllendirilirler. Allah'ın kendisi
için yazdığı kadere gönülden teslim olanlar ve Allah'ın verdiklerinden
razı olup, güzel ahlakta sebat gösterenleri Allah dünyada ve ahirette
en güzel ve en onurlu hayat ile yaşatır. Çünkü güzel ahlak sahibi
kişi kendisine verilen nimetleri Allah'ın dilerse geri alabileceğini,
bunların ancak bir deneme ve Allah'a yakınlaşmaya bir vesile olarak
verdiğini bilir. Kendisini yaratan ve sonsuz güç sahibi olan Allah'tan
korkar, emir ve yasaklarına titizlikle uyar. Şeytanın etkisine girmez.
Bilakis şeytanın kendisini doğru yoldan saptırmak için kurduğu her
tuzağı şeytanın aleyhine çevirir. Bu anları imanını pekiştirmek
ve Allah'a yönelmek için bir fırsat bilir. Şeytana uymaktan ve şeytanın
akıbetine benzer bir akibete uğramaktan şiddetle sakınır.
|