|
MÜMİN
İNCE DÜŞÜNCELİ VE NEZAKETLİDİR
Cahiliye
toplumunda insanların çoğunluğu kaba, düşüncesiz, umursamaz ve bencil
bir karaktere sahiptir. Sadece kendi menfaatleri için yaşar, başka
birinin içinde bulunduğu zor durumla hiç alakadar olmazlar. Hatta
pek çok insan böyle bir durumda karşısındakinin acziyetini fırsat
bilerek menfaat sağlamaya çalışır. Aslında halk arasında yaygın
olarak kullanılan "neme lazım", "adam sen de" tabirleri cahiliyenin
bu yönünü açıkça gözler önüne serer. Halbuki her insan vicdanlı
davranmayı, kolaylaştırıcı, şefkatli, yardımsever, insaniyetli ve
fedakar olmayı bilir. Ancak vicdanını hiç kullanmadığı ve bunun
için herhangi bir teşvik de görmediği için güzel ahlaktan ve güzel
ahlakın nimetlerinden uzak yaşar.
Kuran ahlakında ise etrafındakilerin ihtiyaçları her zaman için
kişinin kendi ihtiyaçlarından önce gelir. Allah'a gönülden iman
eden ve O'ndan şiddetle korkan bir mümin için kendi istekleri ve
menfaatleri daima ikinci plandadır. Çünkü mümin asıl sorumluluğunun
nefsini terbiye etmek ve nefsinin bencil tutkularından korunmak
olduğunu bilir. Bu nedenle koşullar ne olursa olsun her şeye karşı
duyarlıdır, tüm incelikleri hemen fark eder ve en güzelini uygular.
Etrafındaki insanlara karşı her şartta ve durumda anlayışlı, ince
düşünceli, nezih, insaniyetli ve fedakardır. Gün içerisinde ağzından
çıkan her sözde ve her tavrında, ahirette hesabını verebileceği
şekilde hareket eder.
Kendisine rahatsızlık verecek bir tavrı bir başkasına asla göstermez.
Gelişigüzel ve patavatsızca konuşmaz. Sözün en güzelini söyler.
Ağzından çıkan her sözün karşı tarafta oluşturacağı etkiyi mutlaka
hesap eder. Karşı tarafın ruhunu sıkacak, daraltacak bir konuşma
ve hareket yapmaktan şiddetle kaçınır. Çevresindekileri gereksiz
yere meşgul etmez, lafa tutmaz, konuşan bir kişiyi tüm dikkati ile
dinler, konuşurken sözünü kesmez, karşısındakinin ihtiyacını ve
eksiklerini hissettirmeden giderir, açken karşı tarafa ikramda bulunur,
uyuyan bir kişiye saygı gösterir, her daim güler yüzlü ve huzur
vericidir…
Ve
tüm bu güzel ahlak özellikleri müminin vicdanlı ve insaniyetli olmasının
doğal sonuçlarıdır. Çünkü müminin her anı bir akıl, hikmet ve güzellik
üzerine kuruludur. Dolayısıyla gösterdiği her tavırdan hem kendisi
vicdanen huzur bulur, hem de karşı taraf razı olur.
Nitekim Allah Kuran'da ince düşüncenin ve düşüncesizliğin örneklerini
çok fazla verir. Örneğin sadaka vermek bir mümin özelliğidir ve
Allah rızası için yapılır. Ancak Allah sadaka verirken katıksızca
ve ihlasla, bilhassa karşı tarafı utandırmadan ve sonradan başına
kakmadan verilmesi gerektiğini özellikle belirtmiştir. Aynı şekilde
infak etmek de, yani ihtiyacından artanını verilmesi, müminin nefsinin
dünyevi hırslardan ve bencil tutkulardan arınması için önemli bir
vesiledir. Ancak Allah, Al-i İmran Suresi'nin 92. ayetinde infak
ederken bilhassa sevilen ve beğenilen şeylerden infak edilmesini,
ancak bu şekilde iyiliğe erişilebileceğini bildirir. Görüldüğü gibi
bu davranışların her biri incelik, nezaket ve dinde halis olmayı
gerektirir.
Bununla birlikte Allah Kuran'da Resulü'nün huzurunda söz ve hareket
ile öne geçilmemesini (Hucurat Suresi, 1), evine rastgele ve izinsiz
girilmemesini ve yemek vaktinin beklenilmemesini (Ahzap Suresi,
53) öğütlemiştir. Ancak çağırıldığında gidilmesini ve uzun söze
dalmadan da hemen kalkılmasını tavsiye etmiştir. Nitekim Hz. Peygamberin,
çevresindeki kişilerin bu tavırlarından hoşnutsuz olduğunu, ancak
nezaketinden dolayı söylemediğini bildirmiştir. Elbette ki Allah
bu örnekle insanların düşüncesizliğini ve nezaketsizliğini yermekte,
doğru olana çağırmaktadır.
Halbuki insan her an vicdanının sesini ayakta tutar ve ona kayıtsız
uyarsa en ince, en nezaketli ve en vicdanlı tavırlar ortaya koyabilecek
bir kabiliyettedir. Allah insanı böyle bir fıtrat ile yaratmıştır.
Ancak insanlar nefislerine yenik düştükleri, rahatı ve kolay olanı
tercih ettikleri ve daha güzel olan bir tavrın arayışı içerisinde
bulunmadıkları için anlayışsız, nezaketsiz, bencil bir hayat sürer.
Oysa ince düşünceli olan insanın ahlakından hem Allah ve müminler
razı ve hoşnut olur, hem kişinin kendisi iyi ve güzel davranışlarından
manen büyük bir zevk alır, hem de o kişi yanında rahatlık ve huzur
duyulan bir insan olur.
Kuran'da müminin ince düşünceli ve insaniyetli ahlakı ile ilgili
olarak verilen bir diğer örnek de peygamberlerle birlikte Mekke'den
göç eden muhacirler ile Medine'de onlara yardımda bulunanlar, yani
Ensar, arasındaki fedakarlık ve yardımlaşmadır. Nitekim Haşr Suresi'nin
9. ayetinde Medine'deki Müslümanların hicret edenlere karşı derin
bir sevgi duyduklarından ve kendilerinin açıkta kalacaklarını bilseler
dahi onların tüm ihtiyaçlarını karşıladıklarından, kardeşlerinin
nefislerini kendi öz nefislerine tercih ettiklerinden bahsedilir.
Bu, müminin Allah'ın tecellilerine karşı duyduğu sevgi ve merhamet
hissinin, insaniyetinin bir tezahürüdür. Samimi bir mümin için,
mümin kardeşlerinin mutlu ve rahat olması, kendisinin de mutlu ve
rahat olması anlamına gelir.
Nitekim Üstad da "Muhabbet, uhuvvet (kardeşlik), sevmek İslamiyetin
mizacıdır, rabıtasıdır. Her bir şefkat sahibi, başkasını mesrur
etmekten memnun olur" sözü ile müminler arasındaki sevgiye ve
müminlerin birbirine olan düşkünlüğüne ve merhametine dikkat çekmiştir.
Çünkü gerçek sevgi ve merhamet ince düşünceli, fedakar ve özverili
olmayı da beraberinde getirecektir. Bu ise ancak sevginin yalnızca
Allah'a yöneltilmesi ve dünyadaki varlıkların da Allah'ın tecellileri
olduğunu bilerek sevilmesi ile mümkündür. Bu gerçek imanın da göstergelerinden
biridir.
|