|
AHİRET
HAYATINI HEDEFLEYENLERİN ÜÇ KAZANCI
Cahiliyede insanlar hayatlarının büyük bir bölümünü çıkarları konusunda
kar zarar hesabı yaparak geçirirler. Dost seçerken hangi insanın
kendilerine daha faydalı olacağını hesaplarlar. Hangi kişilerle
iş ortaklık kurmanın daha karlı olacağı konusunda aylarca düşünür,
istişare ederler. Hangi malı üretmenin daha fazla gelir getireceği,
hangi piyasaya açılmanın daha faydalı olacağı konusunda uzun araştırmalar
yaparlar. Alışveriş yaparken, hangi dükkanların kendileri açısından
daha hesaplı olacağı, hangi yoldan gitmenin vakit konusunda en karlı
olacağı gibi sayısız konuda detaylı hesaplar yaparlar. Ancak çıkarları
konusunda en ufak bir hata yapmamak için büyük titizlik gösteren
insanların büyük çoğunluğu sonsuz hayatlarını nasıl geçirecekleri
konusunu hemen hemen hiç düşünmezler.
Oysa insanın en büyük çıkarı, en büyük kazancı ve karı ahiretteki
rahatlığıdır. Bu dünya hayatı geçicidir ve sona erecektir, asıl
yurt ise ahirettedir ve sonsuza kadar devam edecektir. Bu nedenle
insanın herşeyden önce yapması gereken ahireti için en karlı olacak
ticareti yapmaktır. Bu nedenle hesap gününün yakın olduğunu düşünmek
ve o gün için hazırlık yapmak insan için herşeyden daha önemlidir.
Çünkü insanın en büyük kazancı ahirette cennete kavuşmak olduğu
gibi en büyük kaybı da cehennem azabına atılmaktır. Dolayısıyla
insanın yaşamında en titiz olması, en çok hesap yapması ve en detaylı
tefekkür etmesi gereken konu budur.
Nitekim Üstad insanların bu konudaki eksiklerini bildiği için Risalelerin
bir çok yerinde, insanları ahiret hayatı üzerinde düşünmeye ve dünya
hesaplarını terk etmeye yöneltir. İnsanın malını ve canını karşılığında
cenneti almak üzere terk etmesinin kazancını maddeler halinde dile
getiren tefekkürü bunun bir örneğidir:
"Birinci
Kâr: Fâni mal, beka bulur. Çünki Kayyum-u Bâki olan Zât-ı Zülcelal'e
verilen ve onun yolunda sarfedilen şu ömr-ü zâil, bâkiye inkılab
eder, bâki meyveler verir. O vakit ömür dakikaları, âdeta tohumlar,
çekirdekler hükmünde zahiren fena bulur, çürür. Fakat âlem-i bekada,
saadet çiçekleri açarlar ve sünbüllenirler. Ve Âlem-i Berzah'ta
ziyadar, munis birer manzara olurlar."
Dünyada
insanın elde edebileceği malların tümü fani yani yokolucudur. İnsan
dünyanın tümüne de sahip olsa, kendisine ait zannettiği mülkün tümünü
ölümle birlikte dünyaya geri bırakmak zorundadır. İnsanın bu hayatta
büyük bir hırsla elde etmeye çalıştığı her şey ahirette yokolacaktır.
Bu nedenle mal hırsının insana kazandırdığı hiçbir şey olmadığı
gibi kaybı ise sonsuza kadar sürecek bir azabın içine atılmaktır.
Halbuki insan sahip olduğu mülkün kendisine getireceği faydayı baki
kılabilir. Bunun tek yolu bu malı Allah yolunda harcamak ve Allah
rızası için helal yoldan kazanmaktır. O zaman insan bu malların
ahirette karşısına sonsuz bir mülk olarak çıktığını görür. Yani
Allah bu insana malını baki kılar. Dolayısıyla insanın kazancı zenginlikte
değil, bu zenginliği Allah rızası için harcamaktadır.
İnsanın malını ve canını Allah'a adamasının ikinci ve en büyük kazancı
ise gösterdiği güzel ahlak karşılığında cennetle ödüllendirilmesidir.
Nitekim Allah Kuran'da insanın ahiret karşılığında dünya hayatını
vermesini en karlı ticaret olarak belirtmektedir. Cennet, insanın
dünyada sahip olamayacağı kadar büyük bir zenginliğin, mutluluğun,
sevincin, ikramın, sevginin ve saygının yaşanacağı bir mekandır.
Üçüncü
Kâr: İnsan zaîftir, belaları çok. Fakirdir, ihtiyacı pek ziyade.
Âcizdir, hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelal'e dayanıp
tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azab
içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar.
Ya sarhoş veya canavar eder.
İnsanın
fıtratı sevgiye, rahata, sevince, mutluluğa göre yaratılmıştır.
Hırs, öfke, kin, rekabet gibi hisler insanı yıpratır ve huzursuz
eder. Dinsizliğin getirdiği güvensizlik ortamı, sevgisizlik, düşmanlıklar,
kavgalar, öfke, zulüm, kin insan bedenen ve manen kaldırabileceği
şeyler değildir. Böyle bir yaşam şeklinin içinde insan daha küçük
yaşlarda yaşlanmaya, bedenen çökmeye başlar ve ruhu bu azabı kaldırmaz.
Nitekim dine uygun yaşamayan insanların üzerinde bu saydığımız neticeleri
görmek mümkündür. Bu nedenle din ahlakını bilen veya bilmeyen herkes
aslında Kuran ahlakının özlemi içerisindedir. İnsanların güzel bir
yaşam sürebilmesinin tek çaresi ise Allah'ın dostluğuna ve rahmetine
sığınmaktır. İnsan ancak Allah'a dayanarak bir takım sıkıntılara
göğüs gerebilir. Allah vekil edinildiğinde dünyanın zorlukları kolaylıklara
döner. Üstad'da yukarıdaki açıklamasında insanlara bu gerçeği hatırlatmış
ve hayatın yükünün kaldırılabilmesi için tek çarenin Allah'a iman
olduğunu açıklamıştır.
Görüldüğü gibi Üstad insanın canını ve malını Allah rızası için
satmasının ona getireceği faydaları tek tek tefekkür etmiş ve tüm
müminlere hatırlatmıştır. Bu son derece önemlidir, çünkü insan cenneti
ve imanın getirdiği nimetleri detaylı tefekkür ettiğinde, şevki,
heyecanı ve Allah'a olan yakınlığı daha da artar. Dünyaya dair gerçekleri
daha kolay kavrar. Dünya bağlanmanın kendisine getireceği kayıpları
düşündüğü gibi dünyadan geçtiğinde neleri kazanacağını da düşünür.
|