|
AHİRET
GÜNÜ'NDE HER İNSAN KENDİ İŞLEDİKLERİNDEN SORUMLU TUTULUR
Allah
tarih boyunca insanlara hak dinler ve hak kitaplar göndermiştir.
Elçiler insanları hidayet yoluna davet etmiş, onları kötü amellerden
sakındırmışlardır. Nitekim bundan 1400 yıl önce Allah'ın inananlara
rehber olarak indirdiği Kuran insanın en doğru ve en gerçek bilgilere
ulaşılabileceği yegane kaynaktır. Allah'ın gönderdiği hükümler bu
kitapta korunmuştur. Ayrıca Zuhruf Suresi 44. ayetinde buyurulduğu
gibi tüm insanlar ahiret gününde yalnızca Kuran'da yazılı olanlardan
sorumlu tutulacaktır. Bu nedenle insanın doğruları ve yanlışları
yalnızca Kuran'a bakarak belirlemeleri, Kuran'ı tek ölçü almaları
ve kendi mantık örgülerini tümüyle bir kenara bırakmaları gerekir.
Dolayısıyla dünyada ve ahirette Allah'ın hükümleri ile hükmeden,
O'nun istediklerini harfiyen uygulayan mutlak bir kazanç sağlayacaktır.
Buna karşılık Kuran'ı kaynak almayan cahiliye toplumu din hakkında
ve kendi yaşamları ile ilgili olarak pekçok sapkın ve yanlış inanca
sahiptir. Bu inançlar nesilden nesile aktarılarak mutlak doğrular
olarak kabul görmüştür. Cahiliye toplumundaki bir kişi bu bilgileri,
Allah katından indirilen hak kitap olan Kuran'dan öğrenmek yerine
çevresindeki kişilerden öğrenir, doğru olup olmadığını hiçbir zaman
sorgulamaz ve araştırmaz. Çünkü hazır olan bilgileri alıp kabul
etmek ona daha kolay gelir. Halbuki insanların uydurarak geliştirdikleri
bu inançların Allah katında ve ahiret gününde bir geçerliliği ve
karşılığı yoktur. Kendisi bunları titizlikle uygulasa bile, ona
ahirette kayıptan başka bir şey kazandırmaz. İnsanların vicdanlarını
rahatlatmak ya da sorumluluktan kaçabilmek için bu safsatalarla
kendilerini kandırmaları çok büyük bir akısızlıktır.
Oysa Kuran'a baktığımızda bu batıl inanışların hiçbirinin aslının
olmadığını görürüz. Bu sebeple bir insanın kendi anlayışına göre
Kuran dışında hüküm getirmesinin Allah katında çok büyük bir karşılığı
olabilir. Tek hüküm koyucu yalnızca Allah'tır. Allah ne buyurmuşsa,
gerçek, doğru ve geçerli olan yalnızca odur. Nitekim Kuran, insanın
Allah'tan başkasını yol gösterici olarak kabul ettiği bu kişileri
"atalar" olarak nitelendirir ve bu atalara değil, salt Kuran'a uyulması
gerektiğini bildirir;
"Ne
zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır,
biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler.
(Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış
idiyseler?" (Bakara Suresi, 170)
Örneğin cahiliye toplumunun zaman içerisinde yaygınlaştırdığı ve
sanki kesin doğru olarak kabul ettiği bir inanışı da, bir kimsenin
başka bir kişinin günahını yüklenebileceğidir. Burada insanların
yaptığı, Bediüzzaman'ın dediği gibi "her şeyi tarihin hükmüne emanet
ederek, kendi kendini teselli etmesinden" ibarettir. İnsanın "Ben
yıllardır böyle duyarım, herkes böyle bilir ve uygular" demesi yerine
bu bilgilerin doğru olup olmadığını anlaması için öncelikle Kuran'a
bakması, Kuran'da varsa kabul etmesi, yoksa batıla dayanarak bir
karar vermemesi gerekir. Çünkü Kuran'da olmayan bir hükmü varmış
gibi göstermek ve bunun için dil eğip bükmek Allah katında büyük
bir suçtur. Allah Kuran'da Kendisi adına yalan uyduran kimselerin
zalim olduklarını ve büyük bir günah yüklendiklerini bildirir. Aksine,
bir insanın Kuran'da bildirilen gerçekleri gördüğünde hemen uygulaması,
içinde hiçbir tereddüt yaşamaması, Allah'a olan imanının ve teslimiyetinin
bir göstergesidir. Çünkü Allah'ın hükümleri tek doğru olandır, hak
olandır. Allah'ın bildirdikleri dışında her hüküm batıldır, boştur.
Nitekim Kuran'a baktığımızda, hiç bir insanın, bir başkasının günahını
kesinlikle yüklenemeyeceğini, kişinin ancak kendi yaptıklarından
sorumlu tutulacağını görürüz:
"De
ki: "…Hiç bir nefis, kendisinden başkasının aleyhine (günah) kazanmaz.
Günahkar olan bir başkasının günah yükünü taşımaz…" (Enam Suresi,
164)
Görüleceği
üzere kim hidayete ererse, ancak kendi nefsi için hidayete erer,
kim de Allah yolundan ve Kuran ahlakından saparsa kendi aleyhine
sapar. İsra Suresi'nin 13. ayetinde de belirtildiği gibi Allah her
insanın işlediklerini ve yaptıklarını kendi boynuna dolamıştır.
Kıyamet gününde tek başına ve yapayalnız Allah'ın huzuruna çıkıp
hesap verecektir. Dünyada iken batıl bilgileri öğrendiği kişiler
hesap anında yanında olmayacaktır ve onlar onu bulunduğu durumdan
kurtaramayacaktır. Tüm işlediklerini hesap gününde önüne çıkarılacak
olan kitabında eksiksiz olarak bulacaktır.
Elbette ki Bediüzzaman Hazretleri'nin de dediği gibi "Başkasının
kusuru, insanın kusuruna senet ve özür olamaz" Ancak şunu da bilmek
gerekir ki; "Kim, güzel bir aracılıkla aracılıkta (şefaatte)
bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kötü bir aracılıkla
aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır." (Nisa
Suresi, 85) Kötülük yapanlar ve kötülüklerin oluşmasına
vesile olanlar, Kuran'daki ifadeyle "Kötülükleri örgütleyip
düzenleyenler" (Nahl Suresi, 45) amellerinin elim sonucunu
ahiret günü görecektir. İyilik yapanlar ve çevresindekileri iyiliğe
ve güzel ahlaka teşvik edenler de cennet ile ödüllendirileceklerdir.
|