|
TEBLİĞDE
DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER
İman edenlerin en büyük arzularından biri İslam ahlakının yeryüzünde
yaygın bir şekilde yaşanmasıdır. Çünkü günümüzde dünyaya, dinsizlikten
kaynaklanan büyük bir kargaşa, kaos ve mutsuzluk hakimdir. Bu durumun
değişmesi için insanların mutlaka İslam ahlakını tanımaları ve Allah
korkusunu öğrenmeleri gerekmektedir. Bunu yapmakla sorumlu olan
insanlar ise Müslümanlardır. Allah iman edenleri İslam ahlakını
tebliğ etmekle sorumlu tutmuştur. İnançlı her insan Kuran'ı bilmek,
yaşamak ve aynı zamanda da insanları bu ahlakı yaşamaları için teşvik
etmekle yükümlüdür.
Ancak tebliğ yaparken Müslümanların mutlaka Kuran'ın üslubuna uygun
hareket etmeleri gerekir. Çünkü inançsız insanlar genellikle dinsizliğin
getirdiği kavgacı, vicdansız ve sert ruh halinin etkisinde hareket
ederler. Dini anlatanlara karşı tepkili, ön yargılı ve tartışmacıdırlar.
Bu nedenle müminlerin din ahlakını anlatırken tüm bu noktaları dikkate
almaları gerekir. İslam ahlakını yaşamayan bir insan cahilce hareket
edebilir, dürüst konuşmayabilir ya da gerçekleri kabul etmemek için
direnebilir. Ancak karşıdaki insanın tavrı her ne olursa olsun müminlerin
koşullara göre asla değişmemesi gereken bir üslubu olmalıdır. Bu
üslubun detayları Kuran'ın bir çok ayetinde tarif edilmektedir.
Bunların en önemlilerinden biri " tartışmacı olmamak" tır.
Dinde tartışma yoktur..
Kuran'da insanların herşeyden çok tartışmacı oldukları belirtilerek,
kavgacı konuşma tarzını müminlere yasaklamıştır. Çünkü tartışmanın
altında yatan ana sebep gurur çatışmasıdır. Tartışmalarda her iki
taraf da gururunu kurtarma peşine düşer. Anlatılan konunun anlaşılması
yerine kazanan taraf olmak daha önemli hale gelir. Halbuki mümin
tebliğ yaparken ana hedefi Allah'ın rızasını kazanmaktır. Karşı
tarafa üstün gelmek gibi bir amaçla hareket etmez. Allah iman edenleri
sadece insanları doğru yola davet etmekle sorumlu tutmuştur. İnsanların
inanıp inanmamaları veya inkarda diretmeleri ise onların vicdanına
kalmıştır.
Ayrıca tartışmaların amacı genellikle ortaya atılan iddiaların hangisinin
doğru olduğu konusunda karar vermek ve ortak bir noktaya varmaktır.
Halbuki din tek doğru ve tek haktır. Bu nedenle tartışmaya açık
değildir. Akıl, vicdan ve mantık Allah'ın varlığını ve İslam dininin
hak din olduğunu doğal olarak kabul eder. Bu nedenle mümin dini
tartışmaz, sadece karşı tarafın anlayacağı şekilde samimi bir üslupla
açıklar.
Merhametli, hoşgörülü ve anlayışlı olmak…
Tebliğ yaparken dikkat edilmesi gereken ikinci önemli nokta suçlayıcı
ve kırıcı konuşmamaktır. Müminin sorumluluğu dini güzel sözle, sevgiyle,
şefkatle, hoşgörü ve anlayışla anlatmaktır. Mümin karşısındaki kişinin
ahiretini düşünüür ve bu nedenle güzel ahlakından asla taviz vermez.
Çünkü merhamet ve sevgi her insanın kalbinde yumuşama meydana getirir.
Böylece dinsiz bir insanın katılığını merhametle yumuşatmak ve onun
kalbinde İslam'a karşı sıcaklık meydana getirmek mümkün olabilir.
Bunun en güzel örneğini ise Allah'ın insanlara bir uyarıcı ve müjdeci
olarak gönderdiği elçilerin hayatlarında görmek mümkündür.
Allah Hz. Musa'yı Firavun gibi zalim ve azgın bir insana tebliğ
yapmakla görevlendirdiğinde ona "yumuşak söz söylemesini" emretmiştir.
Bunun sebebini ise "...umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar."
şeklinde açıklamıştır. Firavun Hz. Musa'ya alaycı, öfkeli ve adaletsiz
bir tavır gösterirken, Hz. Musa son derece hoşgörülü ve merhametli
bir üslup kullanmıştır. Hz. Musa'nın bu güzel ahlakını tüm Müslümanlar
kendilerine örnek almalıdırlar. Saldırganlaşarak, tartışarak, kavga
ederek iddialaşarak ve öfkeye kapılarak dinin anlatılması kesinlikle
mümkün değildir.
Öfkelenmemek ve güzel söz söylemek
İnsanın nefsi öfkelenmeye, saldırganlaşmaya açıktır. Gururuna ağır
gelen veya çıkarlarına ters düşen her olayda nefsini korumak adına
öfkelenir. Ancak mümin Allah'ın emri gereği ne kadar zor bir durumla
karşılaşırsa karşılaşsın öfkelenmez ve en güzel ahlakı göstermek
için gayret eder.
Müminler her karakterde, ahlakta ya da inançta insanla karşılaşabilirler.
Tebliğ yaptıkları kişi ateist, komünist, agresif ya da sabit fikirli
bir insan olabilir. Ancak bunların hiçbirisi öfkelenmek için bir
neden oluşturmaz. Hiçbir olumsuz tavır Müslümanın güzel ahlak göstermesi,
güzel söz söylenmesi, merhametli ve şefkatli davranması için bir
engel değildir. Aksine güzel söz böyle birinin içinde bulunduğu
yanlış yaşam tarzından daha kolay kurtulmasına ve dine daha süratli
yönelmesine sebep olacaktır.
Tebliğde karşı taraf nasıl bir tavır gösterirse göstersin veya nasıl
bir konuşma tarzı benimserse benimsesin, müminin yapması gereken
her zaman sakin, anlayışlı, sabırlı olmak ve kötü söze en güzel
karşılığı vermektir. Çünkü Allah'tan ve ahiretten gafil yaşayan,
dinini tanımayan ve yaşama amacını bilmeyen bir insan, öfkelenecek
değil, ancak acınacak bir durumun içindedir. Allah'ın azabını, intikam
alıcı olduğunu düşünmeyerek veya görmezden gelerek kendisini sonsuz
bir azaba doğru sürüklediğinin farkında değildir. Bu nedenle yapılması
gereken öfke duymak değil, böyle bir insanı içinde bulunduğu gafletten
çıkartarak onu cehennemden kurtarma gayreti göstermektir.
|