OLUMLU DÜŞÜNMENİN VE KONUŞMANIN ÖNEMİ

Şeytan insanlara her konuda karamsarlık vermek ister. Çünkü insan karamsarlıktan maddi ve manevi olarak olumsuz anlamda etkilenir. Herşeyi kötüye yormak, uğursuzluğa inanmak, kötü olayların beklentisi içinde olmak insan fıtratına uygun değildir. Bu nedenle karamsar olan insanlar genellikle yalnız başlarına, bunalımlı, neşesiz ve mutsuz yaşarlar. Sıkça hastalanır, bitkin olur ve halsizlikten şikayet ederler. Halbuki olumsuzluk insanın kendi nefsine eziyet etmesinden başka bir şey değildir. Hayatın hiçbir anında ya da hiçbir olayında olumsuzluk ya da uğursuzluk yoktur. Allah herşeyi hayırlı, güzel ve hikmetli yaratmıştır. Olumsuz gibi gözüken olayların ardında da hep bir güzellik saklıdır. Bu nedenle karamsarlığa kapılmak son derece yanlış ve İslam ahlakına uygun olmayan bir tavırdır.

Kuran ayetlerine bakıldığında Allah'ın bizleri sürekli olumlu düşünmeye ve olumlu hareket etmeye yönlendirdiğini görürüz. Bu nedenle ayetleri okumak insanların ruhunda bir şevk, neşe ve canlılık meydana getirir. Ayetlerde bildirilen "Üzülmeyin, gevşemeyin, korkmayın, ümitsizliğe kapılmayın, müjdeleşin, tevbe edin, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin..." gibi ifadeler Müslümanlar için bir şevk ve neşe vesilesidir. Allah Kuran'da insanları sevince, neşeye, ümide, güçlü, şahsiyetli, sağlıklı, dengeli ve enerjik olmaya teşvik etmektedir. Bu nedenle iman eden bir müminin ruh halinde hiçbir zaman olumsuzluk veya karamsarlık olmaz.

Kuran ayetlerindeki bu müjde verici üslup, her Müslüman için örnektir. Müslümanların da Kuran'ın bu üslubuna uygun konuşması, yazması veya düşünmesi gerekir. Allah'ın makbul gördüğü düşünme ve düşündüklerini dile getirme şekli budur. Bu nedenle öncelikli olarak dikkat edilmesi gereken husus, hiçbir konuda çözümsüzlüğe sürüklenmemek ve herşeyin kolay bir çözümü olduğunu bilmektir. Allah Kuran'da herşeyi çözümüyle birlikte bize sunmuştur. Olaylara çözüm getirmek, insanların yaşantılarını kolaylaştırmak ve hiçbir konuyu zora sokmamak, bir mümin özelliğidir. Kuran'a bakıldığında çözümcü olmanın nasıl olması gerektiği açıkça anlaşılmaktadır. Örneğin Allah ayetlerde orucu bir ibadet olarak tüm iman edenlere farz kılmıştır. Ancak hastalar ve tutamayacak durumda olanlar bu farziyetten sorumlu tutulmamıştır. Ya da Allah kör, topal ya da hasta olanların sorumluluklarını diğer sağlıklı müminlere oranla kolaylaştırmıştır. Allah savaş zamanlarında tehlike anlarında namazın kısaltılabileceğini bildirmiştir. Firavun gibi tehlikeli insanların karşısında ölüm tehdidi altında imanı gizleme izni vermiştir. İman edenlere ,yaşadıkları yerlerde zor bir durumda kaldıkları takdirde, başka ülkelere hicret etme izni vermiştir.

Görüldüğü gibi tüm bunlar Kuran'ın insanlara zor duruma düştükleri anlarda getirdiği kolaylıklar ve çözümlerdir. Hayatta çözümü olmayan hiçbir sorun yoktur. Allah her zorluğu bir kolaylıkla ve her sorunu çözümüyle birlikte yaratmıştır. Bu nedenle Müslümanların kullandıkları üslupta kolaylaştırıcı, olumlu ve çözümcü olmaya mutlaka dikkat etmeleri gerekir. "Geleceğimiz karanlık gözüküyor, yapacak bir şey kalmamış gibi, her geçen gün daha kötü duruma düşüyoruz, sürekli eziliyoruz, artık gücümüz kalmadı, yapacak bir şey kalmadı" gibi olumsuz ifadeler, Kuran üslubuna uygun değildir. Elbette dinsizliğin getirdiği sorunları veya dünya üzerinde meydana getirdiği tahribatları dile getirmek doğrudur. Ancak varolan sorunları dile getirirken mutlaka bunları çözümünün ne olduğunu ve nasıl uygulanması gerektiğini de beraberinde belirtmek gerekir. İnsanlar ancak bu şekilde doğru yolu görebilir ve şevkle, heyecanla doğruya yönelebilirler.

Nitekim samimi iman edenler için gelecek her zaman aydınlıktır. Çünkü Allah iman edenleri zaferle, fetihle, mutlak bir galibiyetle müjdelemektedir. İman edenler her ne kadar zor dönemlerden geçerlerse geçsinler, sonu İslam ahlakının hakimiyeti olan bir kaderle yaratılmışlardır. Ömrü yeten her mümin bu kutlu dönemi görecektir. Bu gerçeği bilmek ve Allah'a güvenmek, Allah'ın vaadinin hak olduğuna iman etmek, insanı karamsarlıktan ve her türlü olumsuzluktan uzak tutar.

Herşeyde bir hayır olduğunu bilmenin önemi

Müslümanların hiçbir zaman unutmaması gereken bir başka konu da, "herşeyde bir hayır olduğu" gerçeğidir. Allah herşeyi bir hayırla yaratmıştır. İnsanların kötü neticeleneceğini düşündükleri her olayın son noktası mutlaka bir hayırla yaratılmıştır. Örneğin Allah savaşın iman edenler üzerine farz kılındığını belirtirken bunun insanların nefsinin hoşuna gitmeyebileceğini açıklamıştır. Ancak insanın hoşuna gitmeyen bir şeyde bir hayır olabileceği ya da hoşuna giden bir şeyde de bir şer olabileceğini bildirmiştir. Bu nedenle bir olayı değerlendirirken peşin kabul olarak bunda bir hayır olduğu bilinmeli ve belirtilmelidir.

Müminlerin hiçbir şart ve olayda morallerinin bozulmamasının ve hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamalarının sebebi budur. Allah'ın herşeyi bir hayırla yarattığını bilmek, insanı her zaman neşeli, güçlü ve şevkli yapar. İnsanlar bu hayrı kimi zaman dünyada kimi zaman da ahirette görürler. Ancak Allah olan olayların hayrını insanlara mutlaka gösterecektir. Örneğin açlık, savaş, karmaşa elbette istenmez ve çözümlenmesi için elden gelen her gayret gösterilir. Ancak bu olaylara karşı mücadele ederken tüm bunların Allah'ın kontrolünde yaratıldığını ve her birinde bir hikmet olduğunu unutmamak gerekir. Eğer bu gerçeğe kalben iman edilirse, bu anlayış insanın üslubuna mutlaka yansır. O zaman en olumsuz olaylar hakında yapılan konuşmalarda veya yorumlarda da şevklendirici, neşe ve rahatlık verici bir hava olur. Aksi takdirde en basit konularda dahi insanları ümitsizliğe sürükleyen, kasvetli, ruhu sıkan bir üslup olur ki, müminlerin böyle bir üsluptan şiddetle kaçınmaları gerekir.