ALLAH "BİR"DİR

İnsanların büyük bir bölümü Allah'ın, tüm evreni ve kendilerini yaratan tek ilah olduğunu kabul eder. Yerde ve gökte Allah'ın dışında hiçbir güç olmadığını ve herşeyin tek sahibinin Allah olduğunu dilleriyle ikrar eder. Ancak bu gerçeği kalben ve aklen kabul ettiklerini söyleyen insanların yaşam tarzlarına bakıldığında, sözleriyle tavırlarının çeliştiği görülür. Allah bir ayetinde insanların yaşamlarındaki bu çelişkiyi şu şekilde ifade etmektedir.

"Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar? (Ankebut Suresi, 61)

Görüldüğü gibi insanların bir çoğu Allah birdir ve tekdir derken bu cümlenin ne anlama geldiğini o kadar iyi düşünmez. Halbuki Allah'ın tek ilah olduğunu kalben kabul eden bir insanın hayatının her anında bu inancı hissedilir. Çünkü bu inanç, insanları yanlızca Allah'ın rızasını aramaya ve Allah'ın dinini herşeyin üzerinde tutmaya yöneltir.

Allah'a bu şekilde iman eden bir mümin hayatının her anını Allah'ın rızasını kazanmaya göre şekillendirir. Hiçbir insan ya da olay onun bu kararlılığını değiştirmez. Nitekim insanlar kendi çıkarlarına uygun hareket etmeyen bir kişiyi çeşitli şekillerde cezalandırmak isterler. Hakkında dedikodu çıkartmak, açıkça kınamak, sosyal konumunu bozmaya çalışmak ya da dışlamak toplumun kullandığı baskı yöntemlerinden bazılarıdır. Toplumun genel yargısına aykırı hareket eden her insan, karşısında bu baskı unsurlarını bulur. Ancak toplumu oluşturan her insanın ve varolan her gücün Allah'a ait olduğunu bilen bir kişi için tüm bunların hiçbir önemi yoktur. İşte bu düşünce yapısı "La ilahe illallah" ifadesini içten kabul eden insanlara mahsustur.

Genellikle her toplumun eskiden gelen ve değiştirilemeyeceği düşünülen bir takım değer yargıları vardır. Bunların bir çoğu doğru olduğu halde bir çoğu da hatalıdır. Vicdana, akla ve en önemlisi de Allah'ın dinine uygun değildir. İşte bu noktada Allah'a bağlı bir insan, toplumun bu yöndeki kurallarına uyum sağlamak istemez. Örneğin doğru bulmadığı bir tavrı onaylamaz ya da doğru bulmadığı bir üslubu kullanmaz. İnsanların ticarette helale harama dikkat etmediği bir ortamda, haram para kazanmaktan kaçınan bir mümin bu duruma örnektir. Böyle bir durumda çıkarlarına aykırı olduğu halde insanların hakkına riayet etmesi, çevresi tarafından onaylanmayabilir ya da alay konusu edinilebilir. Ancak Allah'ın bir ve tek ilah olduğuna inanan bir insan için tek önemli olan Allah'ın kendisinden razı olmasıdır. İnsanların hakkında ne düşündüğü, bu kararını onaylayıp onaylamadığı veya bu duruma eleştiri getirmeleri böyle bir kişinin düşüncelerini meşgul etmez. Yaptıklarının Allah katında doğru ve makbul olması, ahirette hesabını verebileceği bir karar almış olması yeterlidir.

Nitekim Allah'a karşı sevgisi ve bağlılığı olmayan bir çok insan vardır. Bu kişiler Allah'a samimi olarak iman eden müminlerin seçimlerini, kararlarını ya da yaşam şekillerini onaylamaz ve bir çok eleştiri getirirler. Namaz kıldığı için çevdesindekiler tarafından ayıplanan, işinden atılan, eski arkadaşları tarafından soğuk karşılanmaya başlanan veya belirli çevrelere alınmayan insanlar bu duruma bir diğer örnektir. Böyle bir durumda mesleki kariyeri mi yoksa Allah'ın ibadetlerini eksiksiz olarak yerine getirmek mi gibi bir tercihle karşılaşıldığında, Allah'ın birliğine iman eden bir insan tereddütsüz olarak inancını seçer. Böyle bir kişinin rızık endişesiyle veya gelecek korkusuyla çevredeki insanların dinsiz yaklaşımlarına ayak uydurması mümkün değildir. Çünkü insana bakan, onu koruyan, ona rızık veren, geleceğini inşa eden, mesleği ya da mensup olduğu iş çevresi değildir. Bu sayılanların tümü Allah'ın takdiri ve kudretiyle meydana gelebilir. Allah'ın dışında hiçbir güç insanlara yarar ya da zarar verebilme gücüne sahip değildir.

Nitekim eğer insanların her birine ayrı ayrı değer verilir ve hepsinin rızası teker teker aranırsa o zaman Allah'ın dinini yaşamak imkansız hale gelir. Bu durumda Allah tek ilah olarak kabul edilmemiş ve bu insanların her birine ayrı bir ilahlık payesi verilmiş olunur. Halbuki yeryüzündeki canlı ve cansız her varlık Allah'ın birer tecellisidir. Her insanda ve her mekanda gördüklerimiz Allah'ın farklı görüntüleridir. Allah'ın insanları dindar veya dinsiz olarak yaratmış olması sadece bir denenme konusudur. İman eden ve Allah'a şirk koşmadan bağlı olanların dikkati sadece Allah'ın kendisinden istediği yaşam şekline teksif edilmiştir. Allah'ı tek ilah olarak kabul eden bir insan dikkatini bundan başka yere kaydırmaz. İnsanların kendisi hakkında ne düşündüğünün, geleceğinin, işinin ya da hakkında yayılan dedikoduların peşine düşmez. Dost hatırı için ya da çıkarları adına asla Allah'ın rızasını terk etmez. Nitekim Kuran ayetlerinde tek dost ve tek vekil olarak Allah'ın insana yeteceği bildirilmiştir. Bu nedenle Allah'ın bir ve tek ilah olduğuna iman etmek, sadece bu gerçeği dille ikrar etmek değil, hayatın her anında bu inancın gerektirdiği şekilde yaşamaktır.