ALLAH İNSANLARI DENEMEK İÇİN DÜNYADA BELİRLİ SÜRE YARARLANDIRIR

Allah tüm insanlara dünya hayatındaki imtihanın bir gereği olarak belirli bir süre tanır. Bu süre içerisinde de Kendisini hatırlatacak çeşitli vesileler yaratarak, insanların Kendisine yönelip yönelmeyeceğini dener. Örneğin, kimi zaman bir hata işlediklerinde günlük hayatta karşılarına çıkan birtakım olaylarla, konuşmalarla, küçük uyarı ve hatırlatmalarla onları doğru yola yönlendirir. Bu şekilde hatalarını anlamalarını ve Kendisinden korkup sakınmalarını ister. Allah'tan gerçekten korkan iman sahibi müminler bu uyarılarda hemen bir hikmet ve hayır arar, Allah'a sığınır, tövbe edip O'ndan bağışlanma dilerler. Hatalarını düzeltme konusunda asla diretmezler.

Allah'tan gereği gibi korkmayan insanlar ise bu küçük uyarıları gaflet gözü ile değerlendirir ve hatalarından bir ders almazlar. Yaptıklarına o an içerisinde "şiddetli ve belirgin" bir karşılık görmedikleri takdirde de bu hatalarında ısrarcı davranırlar. Oysa yaptıkları bir kötülükten dolayı kesin olarak şiddetli bir karşılık bulacaklarına, en azından aynısıyla karşılık göreceklerine gerçekten inansalar mutlaka sakınırlar. Bu, insan psikolojisinin bir gereğidir. Örneğin bir kişi çalıştığı işyerinde işini iyi yapmadığı takdirde işten atılacağını ve bunun sonucunda da zarar göreceğini bilirse bunun, iş yerinin tüm kurallarına riayet etmesinde ve titizlikle görevini yerine getirmesinde motive edici bir etkisi olur. Ancak insan dünyada Allah'ın kendisine tattırdığı küçük uyarıların farkına varamadığı gibi ölümden sonra bir hesap günü olduğunu da unutur. Allah'ın gücünü ve kudretini kavramadığı için korkup sakınmaz, onun yasakladığı haramlardan ve kötü fiillerden uzak durmaz.

İman etmeyen insanlar Allah'a karşı çirkin bir cesaret içerisinde olurlar. Sürekli kötülük peşindedirler ve işledikleri suçlardan dolayı en ufak bir vicdan azabı dahi hissetmezler. Allah'a karşı isyankar bir ahlak içerisinde olurlar. Hem ölümü ve ahiret gününü çok uzak görür hem de yaptıklarından dolayı Allah katında hesap vereceklerini düşünmezler. Gözlerinin önünde en yakınları dahi ölse, bir gün o kişinin yerinde kendilerinin olabileceğini kavrayamazlar. Üstelik bir şekilde ahlaklarına rağmen hayatlarını devam ettirebiliyor olmalarına aldanırlar. Allah'ın rahmeti ve nimeti ile başlarına her an bir bela gelmiyor olması onları bir tür şımarıklığa ve büyüklenmeye kaptırır.

Oysa bu çok büyük bir akılsızlıktır. Bu dünyada Allah inkar eden insanı azap içersinde yaşatmasa da ölüm meleği ile karşılaştığı andan itibaren başına gelecek ve sonsuza dek sürecek olan çetin ve zorlu azaptan hiçbir şey onu kurtaramaz. Bu kişilerin gösterdikleri ahlak asırlardır tüm inkar edenlerin gösterdikleri ahlakın bir parçasıdır. Kuran'da Allah'a başkaldıran kimselerin peygambere "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azab etse ya" (Mücadele Suresi, 8) dedikleri bildirilmiştir. Görüldüğü gibi bu kimseler Allah'ın yaptıklarından dolayı onları hemen azaplandırmıyor olması nedeniyle yanılmaktadırlar.

Oysa Allah'ın insanları yaptıkları nedeni ile hemen cezalandırmamasının pek çok hikmeti ve hayrı vardır. Allah esirgeyen, koruyan, affeden ve merhameti çok bol olandır. Allah'ın insanlara bu dünya hayatında iman etmeleri ve ahlaklarını düzeltmeleri için süre vermesi büyük bir nimettir. Bununla birlikte verilen bu süre müminler için büyük bir nimet iken, inkar edenler içinse büyük bir beladır. Allah inkarcıların bir bölümüne hemen azap tattırırken bir bölümünü ise ahirete erteler. Sadece inanları değil inkarcıları da dünya hayatında az bir süre yararlandırır (Bakara Suresi, 126), taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına belli bir süre izin verir (Bakara Suresi, 15). Ancak Kuran'da da bildirildiği gibi bu kişiler kendilerine tanınan bu süreyi hayırlarına sanmamalıdırlar, çünkü Allah günahları daha da artsın diye onlara süre vermektedir. Daha sonra ise aşağılatıcı azaba uğratılacaklardır (Al-i İmran Suresi, 178). Nitekim Kuran'da; "Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiç bir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını görendir" (Fatır Suresi, 45) şeklinde buyrulmuştur.

Bu konu ile ilgili olarak Bediüzzaman Said Nursi de şöyle demiştir;

Nasıl ki küçük kabahatleri işleyenlerin, nahiyelerde cezaları verilir. Büyük kabahatleri de büyük mahkemelere gönderilir. Öyle de: Ehl-i imanın ve has dostların hükmen küçük hataları, çabuk onları temizlemek için kısmen dünyada ve süratle verilir. Ehl-i dalaletin cinayetleri, o kadar büyüktür ki; kısacık hayat-ı dünyeviyeye cezaları sığışmadığından, adaletin gereği olarak sonsuz alemdeki Mahkeme-i Kübraya havale edildiği için, ekseriyetle burada cezaya çarptırılmıyorlar.

İnsanların yaptıkları kötülüklerin ve suçların karşılıksız kalacağını zannetmeleri büyük bir aldanıştır. Belki de hiç farkında olmaksızın bilmedikleri bir yönden adım adım azaba sürüklenmektedirler. Allah Kuran'da ayetlerini yalanlayanları bilmeyecekleri bir yönden azaba derece derece yaklaştıracağını haber vermektedir (Araf Suresi, 182). Hiçbir insan Allah'ın beğenmeyeceği bir tavır içerisinde iken bir belanın kendisine doğru yaklaşmadığından emin olmamalıdır. Kuran'da "Şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz" şeklinde bildirilmiştir (Mearic Suresi, 28). Bu nedenle insanlar Allah'ın azabını iyi düşünmeli ve Allah'ın her an azap verebileceğini akıllarından çıkarmamalıdırlar. İnsana verilen her süre, tanınan her fırsat bir tür denemedir. Mümine düşen ise bu denemenin farkına olup Allah'tan gereği gibi korkup sakınmaktır.