MÜMİNİN ŞEVK VE COŞKUSU SÜREKLİDİR

Mümindeki şevk, coşku ve heyecanın kaynağı Allah'a olan imanıdır. Mümin tüm sevgisini, kendisine iman nasip eden, her türlü rızkı veren, yaşatan, hastalandığında şifa veren Allah'a yöneltir. Allah'a derin ve içten bir bağlılıkla bağlıdır. Dini yaşamak ve yaymak için sürekli bir gayret içerisindedir. Allah'ın rızasını ve sonsuz nimetlerle bezenmiş cennet yurdunu kazanabilme ümidini ve coşkusunu sürekli ayakta tutar.

Ancak elbette ki her insanın şevki ve İslam'a hizmet etme konusundaki heyecanı bir olmaz. Dindeki şevk ve heyecan kişinin Allah'a yakınlığı oranında farklılık gösterir. Kimin imanı daha kuvvetli ise, o kişi dini anlatma konusunda daha girişken, cevval ve şevkli olur. Nitekim Allah Kuran'da müminleri "İman edip sonra da hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah'ın rızasını kazanmak için çaba harcayan kişiler" (Hucurat Suresi, 15) ayetiyle tarif etmiştir. Ayetten de anlaşıldığı gibi, Allah'a ve ahiret gününün gerçekliğine hiçbir tereddüte kapılmadan iman eden kişi, Allah'ın rızasını kazanma konusunda daima zinde ve uyanıktır. Allah'ın hükümlerine karşı son derece titizdir. Durmaksızın çalışır, bir işi bittiğinde hemen diğerine yönelir.

Kendisini bu konuda eksik gören bir kişi ise, imanını, şevkini ve anlayışını artırması için Allah'a yalvara yalvara, için için dua etmelidir. Her an Allah'a yönelmeli, O'nun yarattıkları üzerine derin derin düşünerek, O'nun büyüklüğünü takdir edebilmeye çalışmalıdır. Şevkinin ve heyecanının artması için samimi gayret gösteren böyle bir insan, Allah'tan güçlü bir iman ve manevi derinlik umabilir. Çünkü Allah, ahireti isteyerek ciddi bir çaba içerisinde çalışan müminlerin gayretlerinden Kur'an'da övgüyle bahsetmektedir. Bu nedenle böyle samimi bir gayretin Allah katında mutlaka bir karşılığı vardır.

Bununla birlikte dünyanın bir çok yerinde inananların "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için öldürüldüklerini, yurtlarından göç etmeye zorlandıklarını, eziyet ve işkence gördüklerini, haklarının adaletsizlikle ellerinden alındığını ve insanlık dışı uygulamalara maruz bırakıldığını düşünmek ve akılda tutmak da müminlerin din ahlakını yayma konusundaki şevklerini artırır. Nitekim Doğu Türkistan, Bosna Hersek, Keşmir, Kosova, Filistin gibi Müslüman ülkelerde yaşananları düşünmek, hamiyet-i İslamiyesi kuvvetli olan her mümini daha gayretli çalışmaya yöneltir. Örneğin, Doğu Türkistanlı Müslümanlar Komünist Çin yönetiminin zalimliği altında yıllardır özgürlük mücadelesi vermektedir. Komünist lider Mao döneminde iken Kuran başta olmak üzere bütün dini kitaplar toplatılıp, meydanlarda yakılmıştır. Dini eserler bulundurmak en büyük suç sayılarak hepsi imha edilmiştir. Müslümanlar topraklarından sürülerek yerlerine Çinli halk yerleştirilmiştir. Yüz binlerce Müslüman işkence ile acımasızca öldürülmüş, akıllara durgunluk verecek zulüm tabloları sergilenmiş, şehirler yağmalanmıştır. Türkistan halkından gasp edilen servetlere ve tarihi eserlere el konulmuştur. Halen günümüzde hakim olan komünist idare de Müslümanların hak ve hürriyetlerini acımasızca ve adaletsizce ellerinden almaktadır. Masum halk devlete ait çiftliklerde bir köle gibi çalıştırılmaktadır. En ufak bir itaatsizliğin karşılığı, ya sürgün, ya hapis ya da idam olmaktadır. Gözdağı verilmek için ise toplu idamlar yapılmakta, insanlar yakınlarının önünde işkence ile öldürülmektedir. Anne karnındaki bebekler süngülerle linç edilmektedir.

Ancak Doğu Türkistan'da yaşananlar, dünya üzerinde savunmasız Müslüman halka yapılanların sadece tek bir örneğidir. Dünyanın pek çok yerinde buna benzer olaylar yaşanmaktadır. Müslümanlara yapılan bu zulümleri düşünen vicdan ve sağduyu sahibi her müminin, dinsizliğin getirdiği manevi ve maddi tahribatı engelleme ve Allah'ın kendisine yüklediği "iyiliği emredip kötülükten men etme" emri gereği insanları İslam ahlakına davet etme konusundaki gayretinin çok büyük olması gerekir. Çünkü Müslümanları bu eziyet verici ortamlardan kurtarmak Allah'a iman eden her insanın sorumluluğudur. Allah Kur'an'da Müslümanlara şahsi ibadetlerinin yanısıra insanların mutlu, güvenli, sağlıklı yaşamaları için gayret etme sorumluluğunu da yüklemiştir. Samimi iman eden bir insan kendini bu şerefli göreve layık ve ehil görür. Zulüm sistemini kökünden yok edecek tedbirler alır. "Benim gücüm yetmez, bunca zulmü ben tek başıma nasıl durdurabilirim" demez. Allah'ın dilemesiyle nice az toplulukların sayıca kalabalık topluluklara galip geldiğini aklından çıkarmaz. Allah'ın gücüne, aklına ve gerçekten iman edenlerin mutlaka üstün gelecekleri yönündeki vaadine güvenir. Hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmaz, şevkinde azalma olmaz.

Allah'ın rızasını, sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmak için bir an bile boş durmayı, şevksiz, durgun ve bezgin olmayı kendisine yakıştırmaz. Nitekim Allah Müslümanları, imanlarının ve şevklerinin daimi olması, hakkı gördüklerinde hemen uygulama konusunda "ağır davranmamaları" konusunda uyarır. (Nisa Suresi, 72) Bu nedenle samimi bir mümin aklını sürekli çalıştırır, 'dine daha fazla nasıl hizmet edebilirim' diye düşünür. Müslümanlara dünyada iken de cennet ortamı gibi bir mekan sunabilmek, imanlarını kuvvetlendirmek ve ahiretlerini kurtarmak için çalışır. Nitekim insan ihlasla Allah'a yöneldiğinde Allah da ona anlayış gücü verir, insanlara faydalı olabilmesi için kendi yollarını gösterir. (Ankebut Suresi, 69) Dine yardım edene Allah da yardım eder.

Müminlerin şevkinde hüzün ve duygusallık yoktur. Müminlerin şevki Allah'a olan sevgilerinden, bağlılıklarından, İslam ahlakının gereği olarak insanlara karşı üstlerinde hissettikleri sorumluluk duygusundan kaynaklanır. Müminler Allah'ın emri gereği insanların adaletli ve rahat bir hayat yaşamaları için gayret gösterirler. İnsanlar arasında İslam ahlakının yayılması için ellerindeki tüm imkanları kullanırlar. Gerçek şevkin belirtileri bunlardır. Bu nedenle müminlerin şevki bir anda parlayıp sönen bir ışık gibi değildir, her an tutarlıdır, dengelidir, hiçbir zaman tükenmez. Mümin yaşadığı müddetçe her an şevkli ve heyecanlıdır. Şevki ve coşkusu mutlaka bir hayır, bereket ve güzellik doğurur. Bu nedenledir ki Allah yolunda, dinin hükümlerini uygulama konusunda asla yılmaz ve gevşeklik göstermez. Cesur ve ataktır, gözü karadır. İşte Allah'ın beğendiği ve Kuran'da olmasını tarif ettiği şevk ve coşku bu şekildedir.