|
KURANDA'Kİ
MERHAMET ANLAYIŞI HAKİM OLMADIĞINDA
YERYÜZÜNDE NASIL BİR ORTAM OLUŞUR? - 2-
"Etrafınızdaki
insanlara "merhamet nedir?" diye sorduğunuzda veya "merhameti bana
tarif eder misin?" dedİğinizde bir çok farklı cevap ve örnekle karşılaşırsınız.
Kimi sokaktaki aç köpekleri doyuran komşusunun hayatında gördüğü
en merhametli insan olduğunu söyler. Kimi merhameti, kendisine hastayken
bakan bir yakının gösterdiği ilgi ve yakınlığı örnek vererek tarif
eder. Kimi ölenlerin arkasından ağlayan bir arkadaşının adeta bir
merhamet simgesi olduğundan bahseder. Genellikle tarifler bu şekilde
birbirine benzer. Halbuki bunların hiçbiri gerçek merhameti tam
anlamıyla ifade edemez.
Gerçek merhametin kaynağı Allah sevgisidir. Allah'ı seven bir insan,
O'nun yarattığı kullara ve varlıklara karşı, onları acizlik içinde
yaratmış olmasından dolayı, bir acıma ve merhamet hisseder. Başkalarının
da bundan dolayı kendisine merhamet duyduğunu bilir. Kendisini yaratan
Allah'a karşı duyduğu güçlü sevgi ve bağlılıktan dolayı Kuran'da
emredilen doğrultuda insanlara karşı güzel ahlaklı davranır" (Müminlerin
Merhameti, Harun Yahya, Vural Yayıncılık, s.8)
Sayın Harun Yahya, Kuran'ın emrettiği merhamet anlayışıyla halk
arasında bilinen merhamet anlayışı arasındaki farkı Müminlerin Merhameti
isimli eserinde bu şekilde tarif etmektedir. Gerçekten de çoğu insan
merhameti genellikle düşkün biri için üzülmek, bir dilenciye para
vermek ya da aç olan birinin karnını doyurmak gibi olaylarla sınırlandırılmış
bir acıma hissi olarak bilir. Tüm bu sayılanlar da İslam dininin
açıkladığı merhamet anlayışının içine dahil olmakla birlikte, Kuran'da
tarif edilen merhamet çok daha kapsamlı bir ibadet şeklidir.
Kuran müminlere kime, ne şekilde ve hangi tavırlarla merhamet gösterileceğini
ayrıntılı olarak tarif eder. Ancak herşeyden önemlisi merhametin
tüm dünya insanlarını kapsaması gerektiğini, hangi toplumdan, inançtan
ya da etnik kökenden olursa olsun masum insanlara sahip çıkmayı,
onların dünya ve ahiret hayatları için cansiparane gayret etmeyi
içerir. Bu nedenle Kuran'da tarif edilen merhamet anlayışını çok
iyi bilmek ve bu anlayışın hakim olmadığı bir toplumun nasıl olacağını
gözde canlandırmak çok önemlidir. Çünkü Kuran'ın bildirdiği gerçek
merhamet yaşanmadığı sürece dünya toplumlarının barış içinde, huzurlu
ve bereketli bir hayat sürdürmeleri imkansızdır.
Unutmamak gerekir ki merhametin olmadığı yerde mutlaka zulüm vardır.
Çünkü insanları iyilik yapmaya, fedakarlığa, adalete, yardımseverliğe
sevk eden duygu imandan kaynaklanan merhamet duygusudur. Bu nedenle
merhametsiz olan insanlar çevrelerine karşı son derece katı ve acımasız
olurlar. Sadece kendi hayatlarını düşünür, başkalarının ihtiyaçlarıyla
ilgilenmezler. Bölye bir toplumda bir yanda açlıktan ölen insanları
görüp, bir yandan bu insanları yıllarca rahat yaşatacak kadar büyük
bir israfın keyfi olarak uygulandığına şahit olusunuz. Çünkü merhamet
olmadığında zengin bir insan hiç tanımadığı bir kişiye ya da kişilere
yardımcı olma gereği hissetmez. Başkalarının ihtiyaç içinde olması
onu ilgilendirmez.
Böyle bir toplumda çıkar kavgaları, hırsızlıklar, adaletsizlikler,
cihayetler, intiharlar bir türlü durdurulamaz. Fiziksel zayıflıklarından
ötürü kadınlar, çocuklar, yaşlılar korunamazlar, sürekli zarar görürler,
fiziksel şiddete uğrarlar. İnsanlar birbirlerinin hatalarını affetmez,
hoş görü göstermezler. İntikam hissiyle hareket eder ve mutlaka
kötülüğe kötülükle karşılık vermek isterler. Nefislerine ters gelen
bir durumda zalimleşir, kinlenir ve düşmanlıkla hareket ettikleri
için adalet gözetmezler. Böyle bir toplumun içinde rahat, huzurlu,
güven içinde yaşamak imkansızdır.
Ancak Allah sevgisinden ve korkusundan kaynaklanan bir merhamet
anlayışında durum çok farklı olur. Böyle bir merhamet insanların
birbirlerine destek olmalarını, birbirlerine sevgi, hoşgörü ve ilgiyle
yaklaşmalarını gerektirir. Zengin olan fakirlere sahip çıkar. Servetini
sadece kendi menfaatleri için değil, yardıma muhtaç olan tüm insanların
faydasına kullanır. Kimse bencilce hareket etmez. Güç sahibi insanlar
zayıf olanları ezmez. Güçlü olan yerine haklı olan ön plana çıkartılır.
Çocuklar sağlıklı, temiz, sevgi dolu bir ortamda yetişir. Hiç kimse
aç, evsiz, sağlıksız kalmaz. Mazlum olanlar korunur, insanlar arasında
adalet ve affedicilik hakim olur. Her insan birbirine iyilik yapma
yarışına girer. Dolayısıyla bir toplumun ayakta kalabilmesi için
imandan kaynaklanan merhamet, şefkat, sevgi, fedakarlık gibi hasletlere
sahip olması şarttır. Nitekim Üstad her toplumda mutlaka imandan
kaynaklanan merhamet, sevgi, tevazu gibi erdemlerin yaşanması gerektiğini
bir açıklamasında şu şekilde dikkat çekmiştir.
... Buna kıyasen, memleket dahi bir hanedir ve vatan dahi bir millî
ailenin hanesidir. Eğer iman-ı âhiret bu geniş hanelerde hükmetse,
birden samimî hürmet ve ciddî merhamet ve rüşvetsiz muhabbet ve
muavenet ve hilesiz hizmet ve muaşeret ve riyasız ihsan ve fazilet
ve enaniyetsiz büyüklük ve meziyet o hayatta inkişafa başlarlar.
Çocuklara der: "Cennet var, haylazlığı bırak." Kur'an dersiyle temkin
verir. Gençlere der: "Cehennem var, sarhoşluğu bırak." Aklı başlarına
getirir. Zalime der: "Şiddetli azab var, tokat yiyeceksin." Adalete
başını eğdirir. İhtiyarlara der: "Senin elinden çıkmış bütün saadetlerinden
çok yüksek ve daimî bir uhrevî saadet ve taze, bâki bir gençlik
seni bekliyorlar. Onları kazanmağa çalış." Ağlamasını gülmeye çevirir.
Bunlara kıyasen cüz'î ve küllî herbir taifede hüsn-ü tesirini gösterir,
ışıklandırır. Nev'-i beşerin hayat-ı içtimaiyesiyle alâkadar olan
içtimaiyyun ve ahlâkiyyunların kulakları çınlasın! İşte iman-ı âhiretin
binler faidelerinden işaret ettiğimiz beş-altı nümunelerine sairleri
kıyas edilse kat'î anlaşılır ki; iki cihanın ve iki hayatın medar-ı
saadeti yalnız imandır.
Üstad'ın da belirttiği gibi genç neslin sağlıklı yetişmesi, yaşlıların
neşeli olması, zalimlerin yumuşaması, insanların suç işlemekten
vazgeçmelerinde İslam ahlakından kaynaklanan merhamet, sevgi, saygı
ortamının çok büyük önemi vardır. Ancak bu şekilde sağlıklı bir
toplum modeli ortaya çıkacaktır. Ancak bunun için en önemlisi insanların
gerçek merhameti öğrenmeleri ve nasıl yaşayacakları konusunda bilgilenmeleridir.
Bu noktada sorumluluk Müslümanların üzerine düşmektedir. Çünkü dünya
toplumlarına gerçek merhametin nasıl olması gerektiğini gösterecek,
onları zalimlikten men edecek ve sevgi dolu yaşamaya davet edecek
bir akla ve anlayışa sahip tek insan modeli inanan Müslümanlardır.
|