|
ÜLFET
PERDESİ, HAKİKİ İMANLA KALKAR
İnsan genellikle dikkatini bir konu üzerinde yoğunlaştırıp derin
düşünmeye alışık değildir. Daha ziyade küçük küçük çeşitli konular
üzerinde düşünür. Hatta gün içerisinde yaşadığı küçük olaylara kendisini
öylesine kaptırır ve zihnini yorar ki, bunlar düşüncesinin büyük
bir bölümünü kapsar. Çoğunlukla da düşündüğü konular evi, işyeri,
okulu ya da arkadaşları ile sınırlıdır.
Düşünce tembeli olan çoğu insan, ilk defa karşılaştığı şeylerde
onlardaki güzellikleri ve harikalıkları fark edip etkilenebilir.
Hatta bu, kısa bir süre için de olsa, daha derin düşünmesine ve
gördüğü şeyi araştırıp incelemesine vesile olabilir. Ancak bir müddet
sonra güzelliklere karşı duyduğu ilk andaki heyecanını ve duyarlılığını
kaybederek, gördüğü şeye karşı alışkanlık duymaya başlar. Hatta
biraz daha süre geçince bunlar kendisine "sıradan", "monoton" gelmeye
başlar. Aynı şekilde yaşamı boyunca şahit olduğu pek çok şeyi, her
gün gördüğü "olağan" olaylar olarak kabul eder ve bunları "alışılmış",
"zaten olması gereken" şeyler olarak değerlendirir. Halbuki insanın
yaşamı boyunca gördüğü her şey, şahit olduğu her durum Allah tarafından
özel olarak yaratılmış, son derece hikmetli olaylardır. Allah insanı
sayısız güzellikler ve harikalıklarla sarıp kuşatmıştır ve her birinin
ardında pek çok hayır ve hikmet gizlidir. Bediüzzaman Said Nursi
de bu gerçeği şu sözleri ile dile getirmiştir: "Ülfet ve adat
ve yeknesaklık (monoton) perdeleri altında harika hakikatler gizlenir.
Şu kainatı idare eden Zat, her şeyi nizam ve mizan içinde muhafaza
ediyor. Nizam ve mizan ise; ilim ile hikmet ve irade ile kudretin
tezahürüdür. Her şeyin sanatında nihayet derecede intizam bulunması
gösterir ki; nihayetsiz bir hikmet ile iş görülüyor".
Üstad'ın da belirttiği gibi yaşamın her anına hakim olan düzen ve
kusursuzlukta büyük bir sanat ve hikmet vardır. Ancak bunu yalnızca
iman edenler, Allah'a içten yönelenler ve olaylara hikmet gözü ile
bakabilenler gereği gibi takdir edebilirler. Böyle bir kişi, baktığı
her şeyi Allah'ın yarattığı nimet olarak gördüğünden, üzerinde ülfet
ve gaflet perdesi oluşmaz. Her birine karşı bitmek tükenmek bilmeyen
bir heyecan ve coşku duyar. Ama eğer insan Allah'ı unutur, dikkatini
kapatır ve her şeyi olağan karşılamaya başlarsa, elbette pek çok
hikmetin farkına varamadan yaşar.
İnsanların olayları ülfetle değerlendirmelerine sebep olan bazı
unsurlar vardır. Bunlardan bir tanesi, insanların maneviyata değil,
maddeye önem verir hale gelmeleridir. Nitekim Üstad'ın "Her şeyi
maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta
kördür" sözleri bu gerçeği bizlere bir kez daha hatırlatmaktadır.
Örneğin bir tıp fakültesi öğrencisinin önüne anatomi dersi için
ilk kez ölü bir insan bedeni getirildiğinde olağanüstü etkilenir.
Gördüğü kişinin belki de bir süre önce hayat dolu, neşeli, gözleri
ışıl ışıl parlayan, geleceğe yönelik pek çok planı olan, konuşan,
zevk alan bir kişi iken şimdi cansız bir beden olarak karşısında
yatıyor olmasını hayret ve şaşkınlık ile karşılar. Hem kendi hem
de yakınlarının ölümlerini düşünür. Dünya hayatının gelip geçici
olduğunu, ölümün er veya geç herkesin başına gelecek kaçınılmaz
bir gerçek olduğunu anlar. Ölümle beraber bir zamanlar gösterişli
ve heybetli olan bedenin, büyük bir hızla çürümeye başladığını,
yüzüne bakılamayacak, yanında durulmaya tahammül edilemeyecek bir
hale gelmesi onu uzun uzun düşündürür. Ancak eğer kişi tüm bunları
iman gözü ile değerlendirmiyorsa, olayın üzerinden geçen süre ve
görülen ölü bedenlerin sayısının artması kişide bir alışkanlık ve
düşünce zayıflığı oluşturur. Böylesine çarpıcı bir ortam bile, düşünülmediği
zaman, bir müddet sonra olağan karşılanmaya başlanır.
İnsanların günlük hayatlarında bu şekilde alışkanlıkla değerlendirdikleri
daha pek çok konu vardır. Örneğin, insan her gün ayağının altındaki
damarlarının üzerine ortalama 70-80 kiloluk bir basınç uygulayarak
basar, ayağının üstünü zıplar. Ancak bu incecik damarların hiçbiri
ezilmez ve çatlamaz. Ya da her gün yanı başında gördüğü bir çiçeğin
kapkara, çamurlu bir topraktan, nasıl olup da mis gibi bir kokuyla,
rengarenk ve tertemiz çıktığını, yani toprağın her şeyi çürütürken
bitkiye nasıl olup da hayat verdiğini hiç düşünmez. İnsan sokakta
yürürken yüzlerce, binlerce insan görür. Hiçbiri bir diğerine benzemez.
Hatta parmak uçlarındaki izlerine kadar birbirinden farklıdır. Allah'ın
binlerce yıldır, milyarlarca insanı birbirinden tamamen farklı yaratmasını
hiç düşünmez.
Bu ve bunun gibi sayısız örnek bizlere Allah'ın varlığını, gücünü,
aklını, sanatını gösterir. İnsanın ise düşünmesini engelleyen nedenleri
ortadan kaldırarak, samimi ve içten bir kalple her an Allah'a yönelmesi,
Allah'ın yarattığı olay ve varlıkların hikmetleri üzerine düşünerek
üzerindeki ülfet perdesini yırtması gerekir.
|