|
MUTLULUK
VE NEŞE, ANCAK KURAN AHLAKINI YAŞAMAKLA MÜMKÜNDÜR
Allah
insanları güzel ahlakta mükemmelliğe götüren tüm yolları Kuran'da
göstermiştir. Şüphesiz insan, yaradılışının getirdiği acizliğin
gereği olarak pek çok hata yapacaktır. Ancak Kuran ahlakına tabi
olarak irade ve vicdan kullanmak bu hataları en aza indirir. Çünkü
insanlar sonradan pişmanlık duydukları, zararını gördükleri hataları
genellikle, iradesiz davrandıkları, doğruyu bildikleri halde nefislerine
uydukları, hırslarına ve tutkularına kapıldıkları zaman yaparlar.
Unutarak veya yanılarak yapılan hatalar, çoğunlukla insanın içine
sıkıntı vermez. Ancak doğruyu bildiği halde bile bile yanlışı seçmek,
iyiden yana karar alacağı yerde isteyerek seçimini kötüden yana
kullanmak, bunlar insanın vicdanında büyük sıkıntılara neden olur.
Bilerek yapılmış olan bu hatalı tavırlar, insanların mutsuz, şevksiz,
ruhen güçsüz olmasına sebep olur.
İşte Kuran'da anlatılan ahlak, insanları mutsuz eden tüm hataları
ortadan kaldıran bir ahlaktır. Kuran ahlakında, irade ve vicdan
kullanmak esası vardır. Bu nedenle bu ahlakı yaşayan insanların
seçimleri her zaman doğrudan, güzelden ve iyiden yana olur. Bu da
isteyerek ve bilerek yapılan hataları ortadan kaldırır ve insanlar
için üstün bir ahlaka sahip olma imkanı oluşturur.
Nitekim insanların büyük bir çoğunluğu, vicdanlarına sıkıntı veren
hataları yüzünden arzu ettikleri mutluluğu ve ruh huzurunu bulamazlar.
Çünkü mutlu olmanın tek yolunun İslam ahlakını yaşamak olduğunu
bilmezler. Halbuki insanın fıtratına uygun olan tek yaşam sistemi
Kuran'da tarif edilendir. Ve insanlar fıtratlarına uymadıkları sürece
sıkıntı ve acıdan kurtulamazlar. Kuran'a tabi olarak yaşayan bir
insan her koşul ve ortamda neşeli, rahat ve mutlu olur. Ancak Kuran
ahlakı yaşanmadığında bütün dünya o kişiye verilse, yine de bu onu
mutlu ve huzurlu yapmaya yetmez.
Nitekim dünyada son derece varlıklı pek çok işadamı, sanatçı, bilim
adamı ve yazar vardır. Ancak bu insanların büyük çoğunluğu mutluluğu
yakalayamamıştır. Hatta bir çoğu hakkında çeşitli felaket haberleri
çıkar. Kimisi dairesinde bir kutu ilaç alarak intihar etmiş şekilde
bulunur. Kimisi yaşadığı sıkıntılardan ruhsal bunalıma girdiği için
tedavi görür. Kimisi hayattan nefret ettiğini, hiç gerçek dostu
olmadığını veya sıkıntılarından bir türlü kurtulamadığını açıklar.
Aslında bu haberler son derece ibretlik açıklamalardır. Çünkü bu
insanlar yaratılışlarına aykırı bir hayat sürdükleri için böyle
bir sefaletin içine düşerler. Yapmaları gereken ise sadece Allah'ın
kendilerinden istediği şekilde bir yaşam sürmek ve sadece Allah'ın
rızasını hedeflemektir.
Örneğin Allah insan ruhunu fedakarlık yaptığında rahat edecek bir
şekilde yaratmıştır. Bu nedenle bencillik insanlara azap verir.
İnsan ancak Allah'ı zikrettiğniden, dua ederek Allah'a yöneldiğinde
mutlu olur. Ne var ki insanların büyük kısmı hayatları boyunca Allah'a
yönelip dönmez, Allah'ın adını anmazlar. Allah'ı unuttukları için
kendilerini yalnız, yardımsız, çaresiz ve değersiz hissetmenin azabını
çekerler. Dünyanın en zengin insanı bile olsa, İslam ahlakını yaşamadığında
o kişi için dayanılmaz bir sıkıntı kaçınılmazdır.
Halbuki bir de bunun tam tersi bir insan modeli vardır. Bu kişiler
takva sahibi Müslümanlardır. Bir çok değerli İslam alimi kendi zamanlarında
çok büyük baskılara ve zulümlere maruz kalmışlardır. Yaşama ait
hemen hemen tüm olanakları ve hakları ellerinden alınmıştır. Ancak
buna rağmen Allah'a iman etmeleri, güvenmeleri ve sadece Allah'ı
vekil edinmeleri onlara dünyadaki hiçbir maddi zevkin veremeyeceği
bir zevk yaşatmıştır. Bunun sebebi pişman olacakları bir tavırda
bulunmamaları, her zaman vicdanlarının sesini dinlemeleri, sadece
Allah'ın rızasını hedeflemeleri, Allah'a Kuran'a tabi olmalarıdır.
Bediüzzaman da bütün imkanları elinden alındığı halde, dünyanın
en huzurlu ve en mutlu insanlarından biri olarak yaşayan bu iman
sahibi müminlerden biridir. Üstad sayılamayacak kadar çok zorluk
görmüş bir insandır. Ancak her zaman çevresindekileri teselli eden,
neşe veren, müjdeleyen, ruh halini dengeleyen ve güçlendiren yine
o olmuştur. Üstad'ın bu manevi gücü ve kalp kuvveti, Kuran ahlakına
tam tabi olan bir insan olmasından kaynaklanmıştır. Bediüzzaman
hayatı boyunca Kuran'da insanlara emredilmiş olan ahlakı her yönüyle
yaşamıştır. Konuşmalarında, tavırlarında, yazılarında, düşüncelerinde,
iltifatında, eleştirisinde ve yaşamının her anında Kuran'ı kendisine
rehber edinmiştir. Barla Lahikası'nda yazdığı aşağıdaki anısı ise
onun her durumda Kuran ahlakını nasıl tatbik ettiğini görmemiz ve
örnek almamız açısından çok önemlidir:
Mühim
bir tüccar dostum otuz kuruşluk bir çay getirdi, kabul etmedim.
"İstanbul'dan
senin için getirdim, beni kırma" dedi. Kabul ettim, fakat iki
kat fiyatını verdim. Dedi: "Ne için böyle yapıyorsun, hikmeti
nedir?" Dedim: Benden aldığın dersi, elmas derecesinden şişe derecesine
indirmemektir. Senin menfaatin için, menfaatimi terk ediyorum.
Çünkü dünyaya tenezzül etmez, tama' ve zillete düşmez, hakikat
mukabilinde dünya malını almaz, tasannua mecbur olmaz bir Üstad'dan
alınan ders-i hakikat elmas kıymetinde ise.. sadaka almaya mecbur
olmuş, ehl-i servete tasannua muztar kalmış, tama' zilletiyle
izzet-i ilmini feda etmiş, sadaka verenlere hoş görünmek için
riyakârlığa temayül etmiş, âhiret meyvelerini dünyada yemeğe cevaz
göstermiş bir Üstad'dan alınan aynı ders-i hakikat, elmas derecesinden
şişe derecesine iner. İşte sana manen otuz lira zarar vermekle,
otuz kuruşluk menfaatimi aramak, bana ağır geliyor ve vicdansızlık
telakki ediyorum. Sen madem fedakârsın; ben de o fedakârlığa mukabil,
menfaatinizi menfaatime tercih ediyorum, gücenme! O da bu sırrı
anladıktan sonra kabul etti, gücenmedi.
Bu örnekte de görüldüğü gibi Üstad, geçici menfaatler yerine her
zaman Allah'ın rızasını seçmiş ve bu ahlakı nedeniyle Allah kendisine
güzel ve huzurlu bir hayat yaşatmıştır. Samimi Müslümanlara da yakışan
koşullar ve şartlar ne olursa olsun her zaman Allah'ın rızasını
seçmek ve Kuran ahlakını yaşamaktır. Zira gerçek huzur ve mutluluk
ancak o zaman yaşanır.
|