DÜNYA ROTASI BELLİ BİR GEMİ GİBİDİR

Allah Kuran ayetlerinde tüm kainatı, canlı-cansız tüm varlıkları, dünyayı ve dünya üzerindeki tüm nimetleri yaratanın Kendisi olduğunu bildirmektedir. Bakara Suresi'nde şu şekilde bildirilir:

"O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızk çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın." (Bakara Suresi, 22)

Herşeyin Yaratıcısı ve Sahibi olan Allah, kainat üzerinde herşeyi koruyan ve kollayandır. Allah bahşetmiş olduğu özelliklerle yarattığı herşeyin dünya üzerinde varlığını devam ettirmesini sağlar. Dünyanın güneşe olan uzaklığı, ekseni etrafındaki dönüş hızı, atmosferin özel yapısı, her bir gök cismine ait olan yörüngeler ve bunlara benzer sayısız kanun, Allah'ın sadece canlılar üzerinde değil, yarattığı cansızlar üzerinde de tecelli eden rahmet ve korumasının birer delili niteliğindedir. İşte var olan bu koruma tüm evren üzerinde büyük bir dengenin var olmasını sağlar.

Bediüzzaman Said Nursi Allah'ın canlılar üzerindeki bu sonsuz rahmetini anlatırken, insanların etraflarına samimi bir gözle baktıkları takdirde, Allah'ın kainat üzerindeki rahmet mühürünü tüm ihtişamı ile göreceklerinden bahsetmiştir:

"Zeminde dört yüz bin muhtelif ayrı ayrı bitki ve hayvan gruplarından hiçbirini unutmayarak, şaşırmayarak, vakti vaktine kemal-i intizam ile hikmet ve yardım ile terbiye ve idare eden ve küre-i arz simasında Allah'ın birliğinin her şeyin üzerinde olduğunu gösteren mührünü koyan açıkça, belki bilmüşahede rahmettir."

Üstadın yukarıdaki sözünde belirttiği gibi, yeryüzü üzerinde yaşayan her tür canlı; bitki olsun hayvan olsun bir an dahi unutulmadan tüm ihtiyaçlarını karşılayabilmektedirler. Işte sadece bu konu üzerinde düşünen bir insan bile etrafını kuşatan rahmeti kavrayabilir. Çünkü her bir canlının yaşadığı yer ile fiziki yapısı arasındaki büyük uyum, bu ortamda bahsedilen uyumu bozacak hiçbir dış ya da iç etkenin olmaması asla bir tesadüf eseri olamaz. Bu, sonsuz akıl sahibi olan Allah'ın sanatıdır. Örneğin çok sıcak çöl ikliminde yaşayan bir hayvanın kızgın kumlar üzerinde rahatlıkla hareket edebilmesi, esen çöl rüzgarlarına karşı durabilecek bir vücut yapısının olması hep bilinçli bir tasarımın ürünüdür. Ya da buzların üzerinde yaşam süren canlıların bu zemine uyumlu bir beslenme yapısına sahip olması, böyle bir yerde yaşamaktan dolayı en ufak bir zorluk çekmemesi, aksine görülmemiş bir uyum içinde ne yapacağını her bir detayıyla bilmesi de sonsuz bir bilincin eseridir.

Bu canlıların tek bir tanesi bile içinde bulundukları şartlardan dolayı zorlanmamakta, aksine Allah'a tam bir teslimiyet içinde yaşamaktadır. Bu yaşamları ile de insanlara adeta Allah'a tevekkül etmenin nasıl bir rahatlık olduğunu göstermektedirler. Çünkü insanların büyük bir çoğunluğu kendilerini yaratan Allah'ın onları yaşamları boyunca koruyup kolladığını, hiçbir insana kaldırmayacağı yük yüklemeyeceğini unuturlar. Ancak bu mantığın kendilerine getirdiği ağır sorumluluğu ve yükü kaldıramadıklarını, buna güçlerinin yetmediğini de görürler. Oysa Allah'ın emirlerini ve kendileri için güzel gördüğü yüksek idealleri amaç edinmiş olsalar, bu yüklerin üzerlerinden kalktığını da göreceklerdir. Üstad bu konuyla ilgili olarak insanlara şöyle bir tavsiyede bulunmuştur:

"Hayatı veren odur. Ve hayatı rızk ile idame eden de odur. Ve levazımat-ı hayatı da hazır eden yine odur. Ve hayatın yüce gayeleri ona aittir ve mühim neticeleri ona bakar... İşte şu kelime; şöyle fâni ve âciz beşere nida eder, müjde verir ve der: Ey insan! Hayatın ağır yüklerini omuzuna alıp zahmet çekme. Hayatın fenasını düşünüp, hüzne düşme. Yalnız dünyevî ehemmiyetsiz meyvelerini görüp dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme. Belki o vücut gemindeki hayat makinesi, Hayat Sahibi'ne aittir. Masraf ve levazımatını, o tedarik eder. Ve o hayatın pek çok gayeleri ve neticeleri var ve ona aittir. Sen, o gemide bir dümenci askerisin. Vazifeni güzel gör, ücretini al..." (Mektubat, 225)

Gerçekten de insan için Allah'a güvenmek ve O'na sığınmak çok büyük bir rahatlıktır. Bu rahatlık Üstad'ın da örneğinde belirttiği gibi rotası belli ve tüm güvenlik önlemleri tam olarak alınmış bir gemide yolculuk eden bir insanın durumu gibidir. O kişinin bu yolculuğu sırasında endişe edeceği, rahatsızlığını duyup korkuya kapılacağı yada panik olacağı hiçbir şey yoktur. Tüm ihtiyaçları, yaşaması için gerekli olan herşey eksiksiz olarak bu geminin içinde bulunmaktadır.

Işte iman sahibi bir insanın yapacağı şey de Allah'ın emir ve yasaklarına tam olarak uymak ve Allah'a tam bir teslimiyetle teslim olmaktır. Bu o insanın, hem dünyada hem de sonsuza kadar sürecek olan ahiret hayatında rahat olması için gerekli olan bir koşuldur. Çünkü insan dünyanın yaratılış kurallarına uymak ve Allah'ın kendisinden istediği gibi bir hayat sürmekle yükümlü kılınmıştır. İnsan ancak o zaman hem dünyada hem de ahirette güzel bir yaşam içinde yaşamayı umut edebilir.