DÜŞÜNMEYEN İNSAN AHİRETTE ÇOK BÜYÜK PİŞMANLIK YAŞAR

"Düşünmek” insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliğidir. Ancak pek çok insan genellikle düşünmeden, öğrendiği ve kendisine gösterildiği gibi yaşamayı tercih eder. Çevresinde kendisine yaratılış amacını ve dünyaya niçin geldiğini hatırlatıp düşündürecek birisi yoksa, kendisi de bu konulara kafa yormaz. Sadece günlük yaşamını devam ettirebilecek kadar düşünür. Evinin ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak, işyerinde üzerine aldığı sorumlulukları yerine getirmek bu kişi için yeterli olur. Bunlar elbette gün içinde yapılması gereken işlerdir. Ancak insan gereği gibi düşündüğünde hayatın tüm bunların ötesinde çok daha derin anlamlar içerdiğini kavrar.

Buna rağmen insanların büyük çoğunluğu dünyaya niçin geldiğini, neden yaşadığını, ölümün ne anlama geldiğini, ölümden sonra ne yapacağını hiç düşünmeden yaşar. Ancak kariyerlerini etkileyecek olayları, insanlarla olan iş ilişkilerini, gelecekleri ile ilgili planlarını veya menfaat elde edeceklerini umdukları konuları günlerce hatta haftalarca, aylarca düşünürler.

Halbuki insanın dikkatini sadece menfaatlerine yoğunlaştırıp, asıl amacını unutarak yaşaması çok büyük bir tehlikedir. Çünkü insan bu dünyaya zengin olmak, ünlü olmak veya kariyer yapmak için değil, sadece kendisini güzel ahlak konusunda eğitmek ve ahirete hazırlamak üzere gelmiştir. Nitekim Kuran'da da belirtildiği üzere dünyanın yaratılış amacı “insanlardan hangisinin daha güzel davranışlarda bulunacağının” denenmesidir. Bu deneme esnasında insan pek çok işle meşgul olabilir, ama asıl gerçeği asla unutmamakla yükümlüdür. Mesleğin, kültürün veya zenginliğin ancak o zaman bir anlamı olur.

Eğer insanların gelecekten geçmişe doğru bakma imkanları olsaydı, dünya üzerinde hiç kimse bu şekilde Allah’ı ve dini unutarak yaşayamazdı. Şüphesiz ki dünya üzerinde hiç kimsenin geleceği görebilme imkanı yoktur. Ancak bize gelecekte olacakları bildiren bir kitabımız ve yaşama amacımızı anlamamızı sağlayan bir aklımız vardır. Bu nedenle Kuran’ın gösterdiği şekilde aklımızı ve düşünme yeteneğimizi kullanarak, geleceği görmüşcesine doğru, akılcı ve vicdanlı bir hayat yaşayabiliriz.

Öte yandan bir insan ahireti ve ölümü düşünmeyerek, kendisini çok büyük bir tehlikeye de atar. Çünkü ölümü düşünmeyen bir insanı dünya hayatı aldatır. Mesleğinin, kariyerinin, şöhretinin veya zenginliğinin kendisini sonsuza kadar rahat ve mutlu yaşatacağını sanır. Oysa ölümden sonra başlayacak olan ahiret hayatında meslek, kişisel servet, kariyer veya şöhret olmayacaktır. Ahiret sadece ahlakın ve Allah’a imanın geçerli olduğu bir mekandır. O zaman dünyada ahirete hazırlanmamış olan bir insan çok büyük pişmanlıklar yaşayabilir. Kimden yardım isteyeceğini, kendisini nasıl affettireceğini, nasıl geriye dönüp de geçmişi telafi edeceğini ve önündeki sonsuz azaptan nasıl kurtulabileceğini düşünür. Ancak o gün artık dönüşü olmayan bir gündür.

Bu nedenle insanın geriye dönüşü mümkün olmayan gün gelmeden evvel, ahiret için hazırlanmalıdır. Bunun için de Allah’ın verdiği imkanları kullanarak, Kuran’a sıkıca sarılması ve karşılaştığı her olayın hikmetini düşünmesi şarttır. Ancak o zaman bu dünyaya geliş ve yaratılış amacını anlayarak buna uygun davranabilir.

Üstad bu konuda bize çok güzel bir örnektir. Çünkü hayatı boyunca karşısına çıkan her olayı düşünen, her olaydan ibret alan ve dolayısıyla her zaman doğru kararlar alabilen bir insan olmuştur. Aşağıdaki tefekkürü de hem hepimizin ölümün yakınlığını hatırlamamız, hem de samimi tefekkürün güzel bir örneğini görebilmemiz açısından önemli bir örnektir.

“İşte o zamanda, İstanbul'un Bayezid câmi-i mübarekine, Ramazan-ı Şerifte, ihlaslı hâfızları dinlemeye gittim... Kulağıma girip, tâ kalbimin içine yerleşip, o pek kalın gaflet ve uyku ve sarhoşluk tabakalarını parça parça etti. Câmiden çıktım. Daha çoktan beri başımda yerleşen o eski uykunun sersemliğiyle birkaç gün başımda bir fırtına, dumanlı bir ateş ve pusulasını şaşırmış gemi gibi kendimi gördüm. Âyinede saçıma baktıkça, beyaz kıllar bana diyorlar: "Dikkat et!" İşte o beyaz kılların ihtarıyla vaziyet tavazzuh etti. Baktım ki; çok güvendiğim ve ezvakına meftun olduğum gençlik elveda diyor ve muhabbetiyle pek çok alâkadar olduğum hayat-ı dünyeviye sönmeye başlıyor ve pek çok alâkadar ve âdeta âşık olduğum dünya, bana "Uğurlar olsun" deyip, misafirhaneden gideceğimi ihtar ediyor. Kendisi de "Allah'a ısmarladık" deyip, o da gitmeye hazırlanıyor... "Nev-i insanî bir nefistir, dirilmek üzere ölecek. Ve Küre-i Arz dahi bir nefistir, bâki bir surete girmek için o da ölecek. Dünya dahi bir nefistir, âhiret suretine girmek için o da ölecek!" manası, âyetin işaretinden kalbe açılıyordu. (Lemalar, 231)